Toprakta Kurtlarda Hep Aynı

Uzun zamandır televizyonun karşısında insan sesiyle uyuma alışkanlığı kazandım. Dün gecede on iki olmadan uyumuşum. Dün sabah kocam bir yakınının cenaze törenine katıldı. Benim yaşımda bir kadın ani bir baş ağrısından sonra bitkisel hayata girip öldü. Geride iki tane çocuk bıraktı. Cenazede imam onlara bir hikaye anlatmış. Uhud savaşının sonunda ölü insanların arasında bir kadın telaşla cesetleri teker teker çevirip yüzlerine bakarak dolaşıyormuş. Peygamber efendimiz etrafındaki insanlarla konuşurken kadının telaşlı gezinmesi dikkatini çekmiş. Sonunda dayanamamış etrafındakilere şu kadını görüyor musunuz belli ki oğlu şehit oldu, onu arıyor, onu acısını görüyor musunuz demiş.  Sizce Allah o kadının oğlunun cehenneme gitmesini ister mi demiş. Etrafındakiler hayır cevabını vermişler. İşte Allah da tıpkı onun gibi kulları için endişe duyar, onlara bu kadından daha fazla merhamet besler demiş.  Eşim bundan sonra cenazelere katılacağını söyledi. Sanırım insan yaşlandıkça ölüm ritüelleri daha çok anlam kazanıyor.

Ölen kadın sebepsiz bir baş ağrısı ile hastaneye yatırılmış. Beyninde şiddetli bir baskı nedeniyle baş ağrısı çektiğini söylemiş doktorlar ama çaresini bulamamışlar. Yaşamının son günlerinde ailesinden iki erkek kardeşini peşpeşe trafik kazasında kaybetmiş sonra babası ölmüş. Belki hayatında bu kadar çok acı yaşamak ağır geldi, hastalığı öne çıkardı bedeni bilinmez. Belki onun iki çocuğu olmasına rağmen yaşama tutunmaya gücü yetmemiş acıya yenik düşmüş bedeni.

Ailesinden otuz beş kişiyi kaybeden insanların ruh hali nasıldır düşünemiyorum.  Onları hayata ne bağlar tanrı bilir. Haberlerde bölgede olaylardan sonra cenazelerin başında aylayan insanları gördüm. Genç bir oğul annesi olduğum için belki genç bir oğul dikkatimi çekti. Dizlerine vurup ağlıyordu tek başına, yere çömeliyordu arada bir. Oranın yabancı olduğumdan ne onun orada ne çok yalnız olduğunu düşündüm. Küçük bir yerde etrafında çok fazla acı olduğunu, onu mutlu edecek nelerin olabileceğini hayal etmeye çalıştım. O kadar çok cesedin içinden çıktıktan sonra nereye gideceğini, nasıl düşüneceğini hayal etmeye çalıştım. Öfkesini, acısını nasıl dindirir o genç adam bilemedim. Kendimi orada gördüğümde yalnızlık hissettiğimden belki onların yapayalnız oldukları duygusu tüm duyguların önüne geçti içimde.

Bizim insanlar onları hep acılarıyla fark etti, sonra unutup kendi kalabalık hayatlarına geri döndüler.

İnsan zaten hep kendi küçük dünyasının içinde sorumluluklarınca döner dolanır, o döngüden çıkması için ya büyük gürültüler olması, ya da düzeninin bozulması gerekir.  Yeniden kuramazsa o düzeni onu bozanla birlikte yok olur gider.

Allah bizi karşımıza çıkardıklarıyla bir ders vermek istiyorsa şayet, biz dersimizi aldık. Anladık ki insanoğlu mükemmel yaratıklar değiliz. İçimizdeki kötü yan birbirimizi öldürüyor. Aptal kibrimizi bazen başkalarının ölümü üzerine inşa ediyoruz. Üstelik başkaları öldürüyor aramızda en korkak olanlar kendi kibrini cilalıyor.

Oysa hepimiz öldüğümüzde aciz bedenlerimiz bir bezin içinde paylaşamadığımız bu toprağın bir parçasına gömülüyor. Çürüdüğünde aynı kurtlar kemiriyor değerli, değersiz bedenlerimizi.

Ölüm hep yanımızdakini değil bizi de buluyor.

Zuhal Özden

Reklamlar