İçimdeki Canavar Sahne Alırsa

İçimdeki Canavar Sahne Alırsa

 

Kadın avını köşeye çekmiş ağzından çıkan kelimeleri acımasızca adamın üzerine boca ederek onu parçalara ayırıyordu. Hayvan, dedi, hayvansın işte. Ne buldum ben senin gibi bir öküzün yanında anlamıyorum. Yok ben de az değilim manyağım kesin. Ulan ya ben sana güvenip sana inanıp hayatımı sana teslim etseydim. Ne olacaktı he, ay karşı komşun çok güzelmiş valla ne zaman balkona çıksam o da çıkıyor dayanamadım özür dilerim mi diyecektin yoksa ama onun üzerimde çok hakkı var ne yapayım hayır diyemedim mi.

Biliyor musun iyi ki sen kadın değilsin mazallah tecavüz etmeye kalksalar yazık canları çekmiş deyip kesin yayılıverirsin ortalığa.

Kafeteryanın bir köşesinde tükürükler saça saça adamın yüzüne haykırıyordu,  oynuyordu aslında. O kadar çok düşünmüştü ki bu sahneyi onunla karşılaşmayı, elbet bir gün karşılacaklardı. O kadar çok yaşamıştı ki bu duyguyu artık ne utanıyordu ne de canı yanıyordu. Sadece aklındakileri haykırmak istiyordu. Özellikle onu aramak yüzüne haykırmak istemiyordu.

Tanrı bir plan yapsın istemişti onun yerine, nasıl ki bunları yaşamasına izin vermişti. Borcu vardı, kul hakkını var eden o değil miydi, kendi kuralını çiğneyecek değildi herhalde. Bekledi.

Her ayakkabısını giyip sokağa çıkarken Tanrı’sına hatırlattı, buradayım bak bekliyorum diye geçirdi kalbinden. Karşılaştır bizi, kur şu sahneyi, gerisini bana bırak.

O gün besmele çeker gibi Tanrı’sına hatırlatmasını yapıp Pazar gezmesine çıktı. Hep aynı yerlere gider, aynı kafelerde otururdu ama o gün canı şehrinde kaybolmak istedi. Bilmediği sokaklarda amaçsızca yürüdü, hiç yürümediği kadar yürüdü, yorulup bir yerde oturmak istediğinde her zamanki gibi deniz gören bir yer seçti. Kendini ödüllendirmeyi severdi kanırtmayı sevdiği kadar, işte orada oturmuş sessizce etrafı seyrederken gördü onları. Sanki onlarla buluşmak için oradaymış gibi sakin olduğunu hissetti kendini yoklayınca, oysa hep acı çekeceğini düşünmüştü ama yine de sevinemedi.

Uzun zamandır görmediği dostunu görmenin sevincindeymiş gibi selamlamak üzere yanlarına gitti. Selam verdi sonra dayanamadı, işte başlıyor dedi kendine saçının derisi uyuşmuştu, derisinin altında sıcak su boruları patlamışta her yanı su

 

basmıştı sanki. Telaşlanmadı, alışıktı içindeki su baskınlarına, çocuğunu okul zamanı internet cafede yakalamış anne gibi birden sesi buz gibi döküldü ağzından, sen gelsene benim masama biraz dedi kadının yanındaki adama.

Adamcağızın içindeki ürkek çocuk ondan önce kalkıp annesinin peşinden gider gibi koşar adımlarla kadının seçtiği en uzak masaya yöneldi.

İşte orada hiç kimsenin ne duyduğuna aldırmadan, madara olmaya aldırmadan hayatının en önemli iç ferahlatıcı repliğini haykırdı.

Masasına geri dönüp, kadınını alıp neler olduğunu anlatmayı eve bırakan adamın telaşlı hesabı ödeyip, bırak Allah aşkına deli işte konuşmaya değmez saçmalıyor demesine aldırmadan telaşlarını bastırmaya çalışan ikiliyi, mırıldanarak sorular soran kadının öfkesini, gülümseyerek seyretti.

Zuhal Özden

 

Reklamlar

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s