Bu kitabın içinde Tanrının çiçekleri karlar var ve inat ediyorlar “Kalkmıyorum üstünüzden” diye böğürüyorlar beyaz beyaz şehre inat.

Yağmur Kesiği büyükler için yazılmış bir masal gibi, kitabın sayfalarını araladığınız zaman içindeki dünyada her nesnenin ruhu olduğunu hissediyorsunuz. İnsanların davranışlarını ve duygularını tamamlıyorlar, bazen hikaye nesnelerin de dile gelmesi yüzünden film tadında canlanıyor okuyucunun gözünde.

Bir röportajında Uğur Yücel “Yazmanın en çok doğaçlama piyona çalmaya benzediğini” söylemiş, gerçekten bir çok anlatısına başlamadan önce okuyucunun duyularına hitap etmek ister gibi sanki hikayesine akor vererek başlıyor.

“Koro: (Dünyanın en pes tonlarında mırıldanır)

HHHOOOOOM! KORKU GELİYOR KORKU!

KADAVRALAR GELİYOOOOR!

OOOOOOOOOMMMMMSSSSS!”

Sonra mı çizgi film tadında kuşların, denizin taşların dile gelip şahitlik ettiği yavaştan dramatik başlayıp gülümseten, güldükçe gümbürdeyerek volkanik bir patlamayla bitiyor hikaye.

Müzik eşliğinde elbet, “Bizans’ın bütün tenorları, kreşendolarına basarken Ermeni papazlar bas tonlardan dem tutuyor. Ortodoks İstanbul ara seslerde lirik, melankolik, civelek, kırılgan, Arabi, Farsi, Sarıyerli Bizans Rahibi Nikolas kıvamında titrek, Itrî kadar Tanrıya yakarışı âlâyı vâlâyla karşılayan bir entonasyonda gezinmekteler.

Yarabbi ya Resullallah!”

“Dış demir kapı kapanır “Si bemol,” diye bağırırdı. Sokak kapısı la majör, rüzgar sesi, kırılan cam, vazoya attığı bilye, her şey bir dip ses, her duyduğu çok sesti.”

Kitap içersinde hüzün neşe cesaret yalnızlık gibi insanı duyguları kendi dilinde kendi meşrebince anlatmaya devam ediyor.

Amigo, vapur çıkışlarında tüccarların arkasından kendine has bağıran soylu ruh taşıyan hamal.

Amigo köpeği Lili ölünce kendini toparlayamayıp, “Kezzabını içip, gıkını çıkarmadan ölmüştü kederinden.”

Ölünce Amigo “Fukara köpekler kuduza vurdular kendilerini, Külhanlar bir bir, tek dizlerinin üstüne çöktüler. Arızaya bağladı külhanlar.”

Yazar yerin üstü kadar yerin altındaki insanların da ruh hallerini kendi gerçekleriyle anlatmayı başarmış. Onların hüzünlerine, dünyaya katlanma maceralarına pencere açmış onların dilinde ve duygusunda.

Sula, kızı Mazi’yi arıyor. Meyhane köşelerinde bir resmi gösteriyor insanlara, kızını soruyor. Bedros kadının çalıştığı evin önünde kavga etmiş bir zamanlar sonra da “onun afyon kokulu beyaz çarşaflarına uzanmıştı. İlişkileri üç ay sürmüş Sula güney illerine gönderilmişti. Satışa gelmişti.”

Sula’nın kızını bulup kadına teslim ettiğinde  ana kız sarılmışlar, tahta döşemelerin altında kızı için sakladığı sırrını ortaya çıkarmıştı yaşlı kadın.

“Bunlar senin” demişti Sula, “ Her yattığım adamdan bir bono biriktirdim.”

Döşeğin üstü işe yaramaz hisse senetleri ve damgalı pullarla kaplanmıştı. Ölü güvercin tüyleri gibi…

Aşkta var “Yağmur Kesiği”nin sayfaları arasında, hüzün kesen, sessizliğin kucağında teselli aranan insan hikayeleri.

“Mavra dünyanın en sessiz adamlarından biri. Mavra iri bacaklı çegirgelere benzerdi. Ama Symirnalı Dalgas kadar güzel gazeller çıkardı bağrından.”

Ona eş olarak önerilen Fırıncı Hristo’nun kızı Anastasia da çocuk felci geçirmişti o yüzden bacakları bedenine göre çok inceydi ve yürürken birbirine çarpıyordu. İlk tanıştıklarında birbirlerini red etseler de aradan zaman geçip yalnızlıkları artınca Hristo yeniden yollara düşüp yürüyerek Anastasia’nın köyüne vardı. Onun penceresinin altında evlenme teklif ettiğinde hemen kabul etti artık kırk yaşına gelmiş olan kadın.

Evlendikleri gün başlarında ikisinde birer hale vardı köylülerin de fark ettiği, o günden sonra kimse onlarla konuşmaya cesaret edemedi. Bir tek ilk onun aziz olduğunu fark eden eşeği Dionysos  sahibiyle Rumca konuştu.

“Yaşadıkları sürece sessiz kumsallarda, durgun sularda, ilahların bahçelerinde, ahırda samanların üstünde, loş yatak odalarında, kolalı çarşaflarda düzüştülar.”

Yazar iki hikayesini son dakika yayından çıkarmış bunlardan bir tanesi çıkarma nedeni fazla küfürlü olmasıymış.

Kitaplar bulutlar konuşuyor, “Tanrının çiçekleri karlar” dile geliyor, külhanbeyleri, sokak köpekleri, elbette hepsinin kendine has bir dilleri var. O yüzden okuyucu okurken içinden küfürleri cımbızla çıkarma ihtiyacı hissetmiyor bir bütünün parçası olarak kahramanların olayların gerçekliğini daha çok vurguluyor bu sözcükler.

Kitabın içersinde bir yerde başlayıp biten hikayeler varmış gibi görünse de biten hikayenin kahramanını başka bir hikayede yeniden rastlayabiliyoruz. Sanki yazar insan hayatlarını bir yerinden anlatmaya başlayıp bazılarını sonuna dek takip edip yazmış, arada başka insan hikayelerinde durup dinlenerek, tıpkı gerçek hayatta birbirinin içinden geçip giden  insan hayatları gibi.

Kitabın içerisindeki kısa hikayeler sanki kitabın bütünlüğüne fon oluşturan zamanın, zeminin nabzını tutmamız, havayı koklamamız için yazılmış sesli anlatımlar gibi.

İskele altlarında aterina balıkları, bütün ihtiyarlar ölüme yakın, gençler takatsiz uyuyorlardı. “Cı cı cı cı” öten cırcırböcekleri melodi değiştirmiş “za za za za” diye ötüyordu.

Lefteri ile Melina’nın imkansız aşkı, ölümle sonlanan birleşmeleri insanı derinden sarsıyor.

“Tekrar tekrar inmek merdivenlerden. Gerisingeriye yeryüzüne doğru on binlerce basamak inmek. İnmek. Korkuyorlar ve bağıramıyorlardı. Bağıramıyorlardı.

Yürüğen merdiven tam onlar yükselirken istediklerine, birden durdu gökyüzünde. Birden durdu.  Merdiven.

Davetsiz geldiler.

Takımadalardan geldiler. Yüksek manastırlardan.

Kartal yuvalarından, volkanik dağlardan. Gri oldu pastırma yazları. Sonra karardı telleri akort görmemiş Hıristiyan çanlarının.

Dudaklarını kenetlediler birbirlerine. İç çeke çeke ağladılar…

Öyle durdular öpüşerek.

Onlar çağırmadı çaresizliği.

Yaprak kokulu torik lakerdaları bastılar yaralarına.

Kocaman öpüştüler. Çok etli. Uzun zamanlardan, uzak mekanlardan kalakalmış, duraduran bir yürekler öpüşmesi.

Bütün melankolik kediler deniz kıyısına bağdaş kurup oturdular ellerinde tespih, istavroz, buhurdanlık.

Ya sabır ya selamet…

Koro yüksek sesle bağırdı:  Eflatun mevsimi yakında karlar altında kalacak.”

Dayanamadım, kendimi tutamadım Lefterinin aşkından bir anı büyük bir bölümüyle yazdım. Bu hikayede en çok da içinde gezinen kedileri sevdim.

Yazar kitabının sonunda tüm yazdıklarının film senaryosu ya da kurgusu olma ihtimaline dem vurmuş. Kitap hakkında konuştuğu bir röportajında da yazdığı her şeyin film olma ihtimalini hep araştırdığını, bunu düşünerek yazdığını söylemiş.

Ben Tim Burten’ın filmlerini hatırladım bazı hikayeleri okurken ayrıca kitabın kapağını açtığınızda Jumanji filmindeki gibi sizi içine çekiyor kelimeler.

Zuhal Özden

 

Reklamlar

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s