KahveRengi

 

13006545_1758228987724725_2056436899718013755_n

Karnı ağrıyordu kadının, trene bindiğinden beri hatta binmeye karar verdiğinden beri karnı ağrıyordu.

ilk özgürlüğünü ilan ettiği gençlik yıllarında, babasının asla izin vermeyeceğini düşündüğü yolculuğa çıkmak istediğinde, kafasında çok plan yapmış, babasıyla kafasında günlerce kavga etmiş, küsmüş, barışmış sonunda ona gidebilir miyim diye sormamaya karar vermiş. Okuldan eve inadına kararını açıklayacağı gün geç gitmiş eve girdiği gibi arkadaşlarıyla geziye gitmeye karar verdiğini açıklamıştı babasına. Omuzlarını dikleştirmiş, çenesini kaldırmış, burun deliklerini kocaman açmıştı. Ekstra fazla nefes alabilmek için.

Babası her zaman ki gibi oturduğu koltuğunda televizyon seyrediyordu. Onu dinlemiş, kumandayla başka bir kanalı açmış, iyi git, demişti. Okuldaki arkadaşlarını sormuştu, adlarını söylemişti kadın sanki tanıyacakmış gibi, babası iyi güzel,  ne zaman gidiyorsun demişti.

Trenle gitmişlerdi. İlk defa liseden sonra arkadaşlarına uyup trende hovardalık yapmıştı. Sanki sosyal bir gençmiş gibi taşkınlık yapmış, kompartımandaki diğer yolcular tarafından uyarılmış, şehre vardıklarında her gece, geceleri sokağa çıkmaya alışık bir kızmış gibi rahat gezmişti.

Kızlar trenden indiklerinde ailelerine haber vermişlerdi vardıklarını, babası bize ara dememişti ama kadın, yine de ailesini arayıp, şehre vardığını haber vermişti. İyi güzel demişti, babası.

Yolculukları bitip evlerine dönerken, kızlar yeniden aramışlardı ailelerini, garda onları karşılayacaklardı. Kadın da aramıştı ailesini, geleceğini haber vermişti. Babası tamam, güzel demişti.

Gece bindikleri trenden sabah yaşadıkları şehirde indiklerinde arkadaşlarının anne babaları çocuklarını karşılamış onları evlerine götürmüştü. Kadını kimse karşılamamıştı. Evine tek başına döndü, kapıyı çaldı, kimse açmadı. Uzun süre kapıda beklemek zorunda kaldı.

Sonunda ailesini uyandırmayı başarıp kapıyı açtıklarında, sen miydin dedi, babası kapıcı geldi diye kalkmadık biz de. Bugün mü geliyordun sen.

İşte o zaman sabrı taşmıştı kadının. Gücenmişti. Kızmıştı ailesine, insan merak eder diye sitem etmişti.Bir sürü bozuk atmıştı.

Şimdi ailesinden onu merak edecek kimse kalmamıştı. Kardeşi ile ayrı şehirlerde yaşıyorlardı. Bazen telefonda konuşurlardı.

Hiç tanımadığı bu şehre hiç görmediği ama iyi tanıdığını düşündüğü bir adamla zaman geçirmek için gelmişti. Uzun zamandır sohbetlerinin temel konusu birlikte zaman geçirmekti.

Yeniden trene binmiş bilmediği şehre gelmişti kadın, yarım saattir adamın gelip onu almasını bekliyordu. Adam, seni karşılarım demişti. Görse onu tanırdı. Yüzünü biliyordu ama bildiği adamdan eser yoktu ortalıkta.

Karnının ağrısı başına vurmaya başlamıştı. Birlikte kahvaltı ederiz demişti adam, o yüzden trende kahvaltı etmemişti. Oysa trenlerin en çok restoranlarını severdi.

Acıktığı için başı ağrıyordu, yok henüz sinirlenmeye başlamamıştı.

Taksiden inip ona doğru koşan adamı fark ettiğinde karnına bıçak saplandığını zannedip elini karnına götürdü. Avucu ıslaktı, yok artık! dedi.

Liseli gibi heyecanlandığı için kızdı kendine.

Adam koşarak yanına gelip ona sarıldı. Sanki uzun zamandır ayrı kalmak zorunda kalmış kardeşini görmüş gibi davrandığını düşündü kadın. Tüm bedeni ısındı. Başı döndü, boş bir çuval gibi adamın sıkıca tuttuğu bedeni sallandı.

Çok affedersin, dedi adam. Yolda anlatacağım, sen de hak vereceksin, çok affedersin.

Hadi gidelim derken kadının yüzüne baktı adam. Yorgun görünüyorsun.

Cevabını beklemeden bavulunu alıp kadını kolundan tutup beklettiği taksiye doğru çekmeye başladı.

Kadın uysalca takip etti adamı, onun tanışıklık duygusuna teslim olmuştu. Yeniden kavuşmuşlar gibi hissetmekten şaşkın, adamın peşi sıra giderken, etrafına bakınıp tanıdık bir şeyler aradı.

Taksiye bindiklerinde adam ona neden geç kaldığını anlatıyordu. Elini iki avucunun içine almış, yağlanmış tepsiye koymaya hazırlandığı hamur gibi yoğuruyordu.

Kadın bundan ürktü. Hoşlanmadı. Elini çekmek geçiyordu aklından, yabancılık olur diye cesaret edemiyordu.

Duygusunun dışında her şey o kadar doğal görünüyordu ki utandı.

Taksinin şöförü duygusunun kokusunu almış gibi arada aynadan ona bakıyordu.

Hainsin, diyordu bakışları. Nankör!

Etrafı seyretti kadın, elleri olmadığına kendini ikna etmeye çalışarak. Sıcak poğaçalar düşündü. Annesinin yaptıklarından. Pişmeye yakın evi saran kokusu geldi burnuna.

Kahvaltı ederken daha iyiydi, hepsi aç olması yüzündendi. Eve gidince kan şekerini ölçtürecekti. Şeker hastaları zamanla manyaklaşıyordı.

Kahvaltı boyunca adam hep konuştu. Geldiği için memnundu ama bugün dinlensin istiyordu. Akşama ona yemek yapacaktı. Sohbetlerinde hep bahsettiği yemeklerinden birini yapmaya karar vermişti. İşe gitmesi gerekiyordu, izin alamamıştı. Bu aralar iş yerinde sıkı denetleniyorlardı. Patronları her dakika tepelerindeydi. Yoksa amirleri ile arası iyiydi.

Kadın bunları biliyordu. Her gece kendisi de işten çıkınca belirli bir saatte bilgisayarın başına geçer, sohbet ederlerdi.

Kadın da uyumak için adamın evine geldiğinde onun için hazırlanmış olan odaya girdi. Yatağa uzanıp uyumayı bekledi. Sanki trende hala yolculuk ediyormuş ya da denizin üzerinde yatıyormuş gibi sallandığını hissediyordu. Trendeki ses evin sessizliğinde yine onu bulmuş kulaklarına yapışmıştı. Sallanmayı severdi kadın, bazen bebek olsun annesi onu sallasın isterdi. İçinin sallantısına teslim olup sadece sallanmaya odakladı kendini.

Yemek kokusuna uyandı. Annesinin mutfakta yemek yaptığını, birazdan babasının geleceğini düşündü. Okuldan ne zaman geldiğini hatırlamaya çalıştı. Hangi günde olduğunu düşündü. Annesinin yemek yaptığı saatte okuldan gelmezdi, uykuya hiç yatmazdı. Neler oluyor diye düşünüp panikle yataktan kalktı.

Odayı tanıyamadı.

Yemek kokusunu takip edip mutfağa yöneldiğinde o tanıdık kardeş ses,  uyandın mı dedi, sırtı kadına dönük ocağın başındaydı. Günaydın canım.

Kadın ne kadar hızlı düşündüğüne hayret etti.

Adam ona dönüp gülümsediğinde o da gülümsedi. Günaydın, dedi.

Gidip adamın boynuna sarılmak istiyordu, utanıyordu. Ama adam o kadar güzel gülüyordu ki. Boynuna sarılmak, yüzünü adamın omzuna gömüp, seni çok özledim demek istiyordu.

Adam elindeki kaşığı bırakıp uykudan kalkmış küçük kızına sarılmak ister gibi geldi onun yanına. Kadını kendine çekip sarıldı. Derin bir nefes çekti içine, hoş geldin canım, dedi. Onu kendinden uzaklaştırıp yüzüne baktı.

Kadın hala gülümsüyordu. Adam yanaklarını iki avucunun arasına alıp kadının yüzüne bir süre daha gülümseyerek baktı. Acıktın mı dedi. Evet, dedi kadın, çok güzel kokuyor, ne yapıyorsun?

Konuştular. Birbirlerini tanıdıkları günden beri ettikleri sohbete, kaldıkları yerden devam ettiler.

Adamın sabah işe gitmesi gerekiyordu, geç saatte uykuya daldılar.

Sabah kadın uyandığında şehri gezmek için bir liste buldu başında. Listeyi tamamlamadan şehrin sokaklarında gezi,p kendi sokaklarında yaptığı gibi beğendiği bir kafeteryada saatlerce kitap okudu. Adamın işten çıkmasını bekledi.

 

Adam buluştuklarında dışarıda yemek yemeği teklif etti. Kadın yorgundu. Kendi evi olmasa da ev de olmak istiyordu.

Tamam dedi, dışarı da yiyelim ama çok kalmayalım, sabahtan beri sokaktayım. Olur, dedi adam, ama uzun sürdü gece.

Yemekte içmeye karar verdiler, içtikçe güldüler, güldükçe, ciddileştiler. Ciddileştikçe, geçmişe gittiler birer birer. Yaralarını gösterdiler birbirlerine.

Hüzünlendikçe daha çok içtiler.

Eve geldiklerinde ikisi de hüzünden yıkanmış gibi ıslaktı. Bedenleri uyumak istiyordu yolculuktan yorgun, zihinleri açık, hatırlamaya meyilli, dirençle onları ayakta tutuyordu.

Kanepeye yan yana oturup birbirlerine yüzlerini döndüler. Yorgunluk akıyordu bedenlerinden, sanki annelerinin yokluğundan yararlanmış, evin altını üstüne getirmiş şimdi toplamak için birbirlerinden yardım istiyorlardı.

Adam aniden ciddileşen bir yüzle kadına doğru eğilip, tüm gece bazen gözlerine bazen göğüslerine konuştuğu yere göğüslerine yüzünü yasladı kadının. Kadın adamın saçlarını, koşmaktan terlemiş oğlunun saçlarını düzeltir gibi  parmaklarıyla düzeltmeye koyuldu.

Adamın nefes alışları değiştiğinde kadın oturduğu yerde gerinme ihtiyacı hissetti. Biraz daha kaykılırken oturduğu yerde, inleyerek tuttuğu nefesi koyverdi.

Sabah uyandığında adam işe gitmişti bile. Kadın mutlulukla gerindi yatağın içinde, bu sefer başka bir oda da uyanmıştı. Uyuduğu odayı tanıdı. Etrafına mutlulukla göz gezdirirken birden karnına o tanıdık ağrı girdi. Kalkıp yatağın karşısındaki dolabın kapağını açtı. Adamın giysileri özenle katlanmış, gömlekleri ütülü askıya sıralanmıştı. Dolap çok büyüktü. Odayı baştan başa kaplayan dolabın diğer kapaklarının ardında neler olduğunu merak etti kadın.

Adam yazlıklarını kışlıklarını ayrı kapakların ardında saklıyor olabilirdi, düzenli biriydi. Karnının ağrısına aldırmadan diğer kapağı açtı. Yanılmıştı.

Kışlık giysiler değil, kadın elbiseleri asılıydı. Hepsi koyu renkti. Zevksiz bir kadının berbat elbiseleri sıralanmıştı. Kahverengi, kahverengi, kahverengi, siyah, kahverengi, babaanne giysileri. Dar V yakalı kazaklar, bej, kahverengi, hayret, mor. Kesin hediyedir.

Yatağın ortasına oturdu kadın. Dayak yemiş gibi etleri acıyordu. Kalbini biri yoğurmuş, aldığı yere de bırakmamış, midesine sokuşturmuştu sanki. Midesi atıyordu. Kesin şekeri vardı. Karnı  da acıkmıştı.

Odadan çıktı, yatağı toplamadı, gitti eşyalarını topladı, bavuluna tıkıştırdı.

Trenle gitmek istiyordu evine, yatağını özlemişti birden. Kendi tuvaletine işemek istiyordu. Gece yarısına kadar bu şehirde kalamazdı, uçakla dönmek en iyisiydi. Yok dedi, neden planlarımı değiştiriyorum ben, izin almışım, gidip neden mal gibi evde oturuyorum.

Yolculuğuna devam edecekti, bilmediği, daha önce gitmediği daha çok şehir vardı.

 

 

Reklamlar

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s