Herkül’ün Kuyruğu

1794777_1044760462201061_7788142479750428420_n

Kederden ölmek üzere olduğuna inanan bir kocam var.

Ona bu sabah dedim ki ağaçlara bak. Ağacın gövdesine, gövdesindeki kabuğa as gözlerini, bunu başarabilirsen, bak göreceksin, nasıl rahatlayacaksın. Hiç bir şeye tahammül edemiyorsan nefesini dinle, elini kalbinin üzerine koy, içinin, organlarının sesini duymaya çalış.

Herkül’ün kuyruğuna bak.

O sırada kahvaltı ediyorduk.

Biz ne zaman kahvaltıya otursak, Herkül salonun ortasına yayılıp yatar. Kavga etmiyorsak şayet gözlerini devirip bizi dinliyormuş gibi yaparken kuyruğuyla içindeki şarkının ritmini tutar. Konuşmalarımızın tonundan hoşlanmadıysa balkona çıkar. Çok bağırıyorsak, tasmasını ağzına alıp salonun ortasına sürükler, sinirle atar orta yere, havlamaya başlar. Beni sokağa çıkarın, yoksa kavganızın orta yerine işerim, der.

Evliliğimizin ilk yıllarında ben çıkarırdım onu dışarıya çünkü kocam kavgalarımız da hep haklı taraf olduğunu sanırdı, benim cezam Herkül’le sokağa çıkmaktı.

Şimdi o çıkarıyor sokağa, hangisi işiyor bilmiyorum ama uzun süre gelmiyorlar.

Kocamı mutsuz görmeye dayanamıyorum. O umudunu kaybettiği zaman gelecekten korkuyorum. O yüzden bu sabah beni umutsuzluktan kurtaran şeylerin yüzünü, ona da göstermek istedim.

Ben içimden geldiği için toprağa yatıyorum, saatlerce gökyüzüne bakıyorum. Bir ağacın dalına bakıp zihnimi boşaltabiliyorum.

Sonbaharı, yaprakları çok erken fark ettim. İnsanları sevmediğimden belki.

Eskiden konuşmayı sevmezdim. Gözetlemeyi severdim. İçimden çok konuşurdum ama. Okuldan gelirken hep yere bakardım. Yerdeki yaprakları hissettiğim için hüzünlenirdim. Adının hüzün olduğunu bilmiyordum. Bir tane olduğumu, tek başıma olduğumu sanırdım. Bir yaprağı karşıma alıp onun damarlarına bakmak, onun resmini çizmek ödevimdi ama çizmek beni çok sevindirirdi. Damarlarına dokunurdum. Renkleri o kadar çok hoşuma giderdi ki hafızama kazınsın diye dikkatlice renkleri emer gibi bakardım. Çiçekleri koparır sonra kopardığıma üzülür onları bantla sarar defterimin arasında saklardım. Bunların bana has delilikler olduğunu sanırdım.

Büyüdükçe iyileştirici yanlarını fark ettim. Şimdi onları kocama anlatmaya çalışıyorum, onu da iyileştirsin istiyorum. Ama bana inanmıyor.

O her şeyi tek başına, kendi içinden çıkarıp onaracağına inanan insanlardan. Ben yardım almayı biliyorum galiba. O yardım istemenin zayıflık olduğunu sanıyor.

Herkül keyfi yerindeyse kuyruğunu sallıyor neşeyle. Farkında bile değil ne yaptığının. Ben onunla ilgilenmiyorsam yanıma gelip kanepeden sarkan elimi burnuyla kaldırıp kafasının üzerine koyuyor. Kafasını okşuyorum, hemen arkasını dönüyor, çenesini kaldırıyor. Çenesinin altını okşamamı istiyor. Bundan sıkılınca iyice yaslanıyor kanepeye daha aşağılara inmemi karnını okşamamı istiyor. Sonra uyuyor. Horlamaya başlıyor.

Kocamda horluyor. İkisinin de horlamasını seviyorum. Uyumak ölüm gibi bir şey. Ben herkes uyurken ölümü düşünürüm. Horlamaları bana her şeyin yolunda olduğunu hatırlatıyor.

Herkül’ün bir yastığı var, orada tek başına hayaller kuruyor, hayal kurarken yanına yaklaşılmasından hoşlanmıyor. Bazen aklına gelen şeyler yüzünden sessizce odasına süzülüyor, mastırbasyon yapacağını anlıyorum.

Bizim çocuğumuz yok. Kocam da ben de olmasını çok istedik. Yedi sene uğraştık sonunda vazgeçtik. Bir çocuğumuz olsa ona bakmakta yabancılık çekmeyiz çünkü Herkül hem çocuğumuz hem de biz onun çocuğu gibiyiz. Çocuklu bir aile de böyle olur galiba.

Ben onun peşinden gidip, hayır Herkül, gel buraya dediğimde, sanki odasının kapısını çalmadan açtığım,  mastırbasyon yaparken yakaladığım oğlum gibi çığlık çığlığa, defol odamdan der gibi havlıyor bana.

Bazen onu kandırıyorum. Odanın dışına sevdiği bir yiyeceği fırlatıp, bak burada ne var diyorum, o kapıp hızla odaya geri dönmek istiyor, ben ondan önce davranıp odanın kapısını kapatıyorum. O da hayallerinden vazgeçip verdiğim yiyecekle idare ediyor. Bu arada patates kabuğu bile yiyor Herkül.

Ben Herkül’ü tanımadan önce hayvanların, bitkilerin dünyaya tanrı tarafından belirli kodlarla gönderildiğini, doğalarını yaşayıp öldüklerine inanırdım. Kedim öldüğünde hastanedekiler onu bana vermemişti, yakacaklarını söylemişlerdi. Ben de kabul etmiştim. Sonuçta o bir hayvandı, mezarlığı olmasa da olurdu çünkü bir bağımız yoktu.

Şimdi biliyorum ki Herkül benim duygularımı biliyor, ben de onu tanıyorum. Onun doğasının bozulmamış olmasının nedeni sınırları. Benim bozukluğumun nedeni sınırsızlığım.

İşte tam da bu yüzden kocam doğasını hatırlasın diye ona Herkülü gösterdim bu sabah. Sadece neşeli kuyruğu bile sana ilk başlama noktanı, yaradılışı hatırlatır, dedim. Senin kederin sonradan gelen günlük hayatın bok püsürüyle ilgili . İzin ver Herkül’ün kuyruğu sana hatırlatsın varoluş nedenini, saflığı.

Ama kocam bana benziyor biraz da. Belki ben onun için seviyorum onu. Kendi bulmak istiyor yolunu. Şimdi gidecek, yolda düşünecek söylediklerimi, biliyorum.

Ve bana, hak vermiş olarak geri dönecek.

Reklamlar

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s