Avlu

ChcMHDaW0AA9ULZ

 

Caminin avlusunda toplanmış insanlar ciddi suratlarıyla ondan bahsediyor.

Kimse bana haber vermedi.

Gece uyumak için hiç bir yatağı beğenemedim, üzerime örttüğüm her şey o kadar çok ısınmama neden oldu ki yanmamak için örtünmekten vazgeçtim. Sabaha kadar üşüdüm.

Günü iple çekmekten yorgun, sigara molası vermiştim ki pencerenin aydınlığında, aklıma düşenler yüzünden buraya geldim.

Beni görünce şaşırdığını belli etmek istemeyen garsonun gözlerine aldırmadım. Defterimi çıkarıp, ona bir çay getirmesini söyledim. Yanında istemediğim poğaçamı da getirdi. Sigaramı aç karnıma içmemi istemiyor diye, düşündüm. İtiraz etmeden bir ısırık aldım, fırından yeni çıkmış poğaçadan. Damağım yandı. Onun sesini duydum. Karşıma oturmuş, miden ağrıyacak, diyordu. Tadını almadan bir ısırık daha aldım. Çayım da çok sıcaktı, bir nefeste yudumladım.

Karşımdaki caminin kubbesi bir kadın memesi gibi görünüyordu, kağıdın üzerine kavisler çizmeye başladım. Ortadaki büyük memeden başlayıp diğer iki memeyi bitirmiştim ki sela okundu.

Tanıdığım herkes yavaş yavaş avluyu dolduruyordu. Bitirdiğim kubbenin etrafına aceleyle minareler çizmeye başladım. Kalkmak istiyordum, elim kağıdı bırakmıyordu.

Garson, annesini bekleyen küçük kızı avutur gibi istemeden masama çay taşıyordu sürekli. Minik çilekli pastaları masama koyarken, tanıdık bir gülümsemeyle, müessesemizin ikramı deyip, hızla uzaklaştı.

Bunları severdim, çileğini yerdim önce sonra kremalı hamurunu damağım da gezdirmek hoşuma giderdi.

Lisedeyken öğlen yemeğimden param artarsa buraya gelir, eve geç kalma sınırlarımı burada zorlardım.

O da buraya çok sık gelirdi.

Her şey kavgayla başladı.

Bizim masaya bakıp arkadaşlarıyla gülüyorlardı.

Aynı okula gidiyorduk. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştım. Sinirlenince başka biri olurdum. O gün gururumu kırmıştı, bana bakıp gülmesi. Onların masasına seslenmiştim oturduğum yerden, siz neden kendi işinize bakmıyorsunuz, geri zekalılar, demiştim.

Kahkahalarla gülmüşlerdi hep birlikte. En çokta ona bakıp gülmüştü arkadaşları. O başını öne eğmişti gülerken.

Okulda bir kız bizim sınıfa gelip adımı sormuştu. Ondan bahsedip, bana aşık olduğunu, tanışmak istediğini söylemişti. Çok kızmıştım. Alay ettiğini düşünmüştüm, çünkü o çok yakışıklıydı. Okulun en güzel kızlarıyla arkadaşlık ederdi. Hayır, demiştim ben onu istemiyorum. Hadi canım demişti, yabancı kız, biri mi var?. Hayır demiştim, o sinirimi bozuyor. Hım demişti, her şeyi anlamış gibi, anladım. Sen bilirsin.

Çekip gitmişti sınıftan.

Onunla hayal edemiyordum kendimi, güzel kızlarla birlikte olan birinin benimle ne işi olabilirdi. İlgisi gerçek gelmemişti bana, yine de sevinmeden duramıyorum.

Alay ederler diye hiç bir arkadaşıma anlatmadım.

O vazgeçmedi benden, tenefüslerde sınıfın önüne geliyordu, her zaman burada bir masada oturur bana bakardı. Eve giderken peşimden gelir, kapıdan girene kadar gitmezdi. Evimize sessiz telefonlar geliyordu.

O yabancı kız bir mektup bıraktı sonunda sınıfa. Yazısı onun kadar güzeldi. Tıpkı benim gibi düşünüyordu.

Beni hep düşündüğünü yazıyordu. Onu kabul etmememi anlıyormuş ama düşünmeden edemiyormuş. O mutluymuş.

İlk burada benim masama oturduğunda hiç kızmadım, sinirlenmedim. Heyecanlıydım. Çayımı içerken çok korkmuştum, ağzımı bulamamaktan korkmuştum. Yerini biliyordum da. Elimin itaat edeceğinden emin değildim. O masamdayken hiç bir şeyden emin olmadan, okuldan konuştuk.

Bir daha kimse bizi ayıramadı. Kuzenim babama, benim her gün onunla okul yolunda yürüdüğümü söyleyene kadar.

Babam bir daha onunla görüşmeyeceksin, dedi. O bana hiç bağırmazdı, ben de onun bağırmayan yanına güvenip, görüşeceğim dedim. Bu hoşuma gidiyor.

Babam yüzüme tokat attı. Duvara itti beni. Buradan çıkmayacaksın dedi, aklın başına gelene kadar. Burnum duvara çarptı. Duvar kan oldu.

Aldırmadım, babam da aldırmadı.

Bir hafta okula göndermedi beni. Her akşam odama gelip anlaştık mı diye sordu. Aklın başına geldi mi. İnsan gibi okula gidip,r gelecek misin? Bir hafta hayır dedim, gelmedi dedim. Üzerime kapıyı kitleyip gitti.

Beni okuldan aldı. Sadece kızların olduğu bir okula gönderdi. Her gün değil babam unuttuktan sonra gördüm onu. Mektuplarını kız arkadaşımın adresine gönderiyordu.

Okul bittiğinde bana kazandığı üniversite yüzünden şehirden gitmek zorunda olduğunu söyledi.

Babam arada bir odama girer, her yeri karıştırırdı. Bir iz arardı. Aklımdan, kalbimden geçenlerden. Oysa ben tedbirliydim. İçimdekileri dışarı çıkarmamaya, duvardaki kanımı gördüğümde karar vermiştim. Sızanları derhal temizlerdim.

Babam bir daha beni duvara hiç çarpmadı. Ben de babamla bir daha hiç anlaşmaya yanaşmadım.

Derslerim kötüydü. Kazandığım okul yüzünden ben de şehirden gitmek zorunda kaldım. Onun gittiği şehre gidemedim. Okulu sevmediğimden mi yoksa başka şehirde yaşamak istemediğimden mi bilmiyorum artık mektup okumak istemiyordum.

Artık kelimelere inanmıyordum. O yüzden sınıftan bir çocukla ülkeyi terk ettim.

Sınıfta ki çocuk kaçmak zorundaydı, kaçmazsa işkencede ölmeleceğinden bahsediyordu.

Ben kaçmak zorundaydım, sevmek işkencem olmuştu.

Siyasi hiç bir geçmişim olmamasına rağmen arkadaşımın geçmişi ikimizi de yabancı bir ülkede mülteci yapmaya yetti.

Ben artık benim gibi ülkelerinden kaçan kadınların psikolojik tedavi gördüğü bir merkezde çalışmaya başlamıştım. O kadar çok hikaye dinledim ki onlardan ve o kadar yalnızdım ki çizmeye başladım. Kelimeleri sevmiyordum. İçim kabardığında hayal ettiklerimin özeti bir resimde toplanıyordu. Onu içimden çıkarmadan rahat edemiyordum artık.

Saatlerce konuşur gibi çizmeye o zaman başladım.

Ziguratlar çiziyordum, her merdivenin de biraz daha yorulan adamlar çıkarıyordum en tepelere. Gözler çiziyordum, cinsiyeti cinsi belli olmayan, içine çekildiğim, içinden gökyüzü, deniz  görünen gözler. Yüzü olmayan saçlar dökülüyordu kalemimden rüzgarını hissettiğim.

Babam beni görmek istediğini söylediğinde eve geri döndüm.Hakkını helal et dedi, ölmek istiyorum. Ölemiyorum senin yüzünden.

Helal olsun dedim, babam inandı. Ama tanrı inanmadı. Babam hemen ölmedi. Tüm dostlarını çağırdı, beni öldürün dedi. Kimse onun için tanrıyla ters düşmek istemedi. Hepsi gözlerini kaçırdılar babamdan.

Annemi gördüğünü söyledi, duvarlara bakıp onu takip etti gözleri, annem gidecek yolu arıyordu babam da onu bekliyordu sanki gitmek için. Annem yolu buldu, sonra babam peşinden gitti. Ölürken gülümsüyordu.

Annem onu şakaları yüzünden azarlardığı zaman ki tanıdık gülümsemesiyle öldü babam.

Evimize ben yerleştim, çocukluğumdaki gibi odamda yaşamaya başladım yeniden. Uykusuz geceye kadar da yorganı burnuma çeker, sabaha mutlu uyanırdım.

Avlunun geçmişimle dolu olduğu cami de onun namazını kılıyorlar. Nasıl bilirdiniz diyecek, birazdan imam. İyi bilirdik diyeceğim. İyi biriydi. Kocamandı, içinde huzurla gezinmenize izin verirdi. İstediğinizde giderdiniz ama döndüğünüz de yeriniz bıraktığınız gibiydi.

Kimse bana haber vermedi. O öldü, diye aramadı. Ben bildim. Kendim geldim. Gidecek bir yerim kalmadığını dün gece yandığım da anladım.

Hiç kimse beni tanımadı. Onlar mezarlığa giderken, yeni sayfama kocaman bir kapı çizmeye başlamıştım bile. İki kanadı açık kapının üzerindeki şekilleri görmeden çiziyordum, avludan çıkanları izlerken.

Şekilleri tarif edemem, görmeniz lazım. Ben daha önce hiç görmedim, parmaklarıma itaat ediyorum sadece.

Garson masama bir avuç peçete bıraktı. Ağlayankimsesizçocuğun koluna burnunu silmesini istemez gibi.

 

Reklamlar

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s