Armut ağacının Altında Dizlerine Sarılıp Yalvardım

 

Astrolojide karakterim hakkında afilli bir şeyler öğrenmek istediğim de babama sordum, baba dedim, ben saat kaçta doğmuşum.

Heh dedi, sen doğduğunda bana haber verdiler. Dediler ki Nursen, Zeynep Kamil’de, o gün de hava bir soğuk, benim de işim başımdan aşkın, atladım gittim hastaneye. Baktım odasında değil annen. Uzaktan biri geliyor böyle sallana sallana, baktım annen. Suratı da asık. Belli bana kızmış. Bana kızınca hep öyle yapardı. Yüzüme bakmazdı. Gözleri benden başka her yanda, suratı da bir karış. Beni şöyle bir süzdü, sen nerdesin dedi. Yav dedim geldim işte. Bugün bir arsa satışımız vardı. Vallahi  kalktım masadan geldim. Hıh dedi, odasına girip yatağa yattı. Nurhan nerede dedim. Senin yapman gerekeni yapıyor, ilaç almaya gitti. Yahu ne var, her taraf eczane dolu, merak etme sen dedim.

Babama çekmiş benim hikayeci yanım. Ben de şahit olduğum her olayı kaynağından uzaklaşıp duygularımla süsler anlatırım. Ama sıkılmıştım. Bana doğum saatim lazımdı.

Ya tamam baba dedim, hatırlamıyorsun sen anlaşılan.

Yok yahu humsis dinle bak, babam hepimize humsis derdi. Ne demek bilmiyorum, şirin gibi bir şey diye düşünürdüm çocukluğumda. Şimdi alzeimer oldu. İstesem de ne demek olduğunu hatırlamaz. Onun hafızasını yitirmesi benim çocukluğumu kaybetmem gibi bir şey.

Neyse, ben dedi, sabah gittim hastaneye sonra bir ara hava almak için çıktım, geldiğim de kızın oldu dediler. Çirkin bir şeydin he böyle upuzun buruşuk bir şey

Sonra kendi söylediğine güldü uzun süre.

Babam esprilerine bayılır.

En çok o güler.

Baba sabah mı doğmuşum akşam mı dedim, sorduğuma pişman, sıkılmıştım.

Bilmiyorum diye kestirip attı sonunda, ben akşam ne yediğimi hatırlamıyorum.

Annem olsa hatırlardı. Ama o öldü.

Ben oğlumu hatırlıyorum mesela. Dizi seyrederken suyum gelmişti.

Öfkemi de hatırlıyorum. Doktorlara kızmıştım, kocama kızmıştım. Ne çok bağırmıştım. En sonunda bana sus demişlerdi. Başka hastaları rahatsız ediyorsun. O zaman kalkıcam ben diye tutturmuştum. Önce bana sus diyeni dövmeye niyetim vardı ama kalkmama izin vermemişlerdi. Ben de doğum esnasında karnımı iten doktorun elini ısırmaya kalkmıştım. Ona izin vermemişti doktor. Hop demişti ısırmak yok.

Keşke annem yaşarken ona sorsaydım. Neyse yükselimi hiç bir zaman bilemeyeceğim.

Babam da ekin zamanı doğmuş, başka da bir şey bilmiyor doğumu hakkında ama hiç dert etmiyor.

Doğduğum zaman bana Pınar demişler, sonra çok ateşlenmişim. Bu isim yaramadı bu kıza demişler. Adımı Zuhal koymuşlar.

Bir gece ben bebek arabasındaymışım annem babam bir de arkadaşları ki sonradan büyüdüğüm de ben de tanıdım onu akraba gezmesinden dönüyormuşuz. Akrabamız benim arabamı annemin elinden almış yol yokuş aşağıymış. Bırakmış arabayı ben arabanın içinde öyle yokuştan hızla inmeye başlamışım. Annenle babam hey ne yapıyorsunnnn diye bağırmışlar. Akrabamız koşup yakalamış, amma telaşlandınız he, ne var demiş.

Aynı akrabamız, yiğenimi severken havaya fırlatmıştı, çocuk kristal avizenin içine karışmıştı o hızla sonra avize ile birlikte aşağı inmişti. Avize kırılmış çocuğun ödü şeyine karışmıştı.

Bizim adetlerimizde çocuklara fazla sevgi göstermek herkesin önünde ayıptır. 10 sene sonra dünyaya gelen tek erkek çocuklarını zarar gelecek diye ödü kopan anne babası çok sinirlenmiş ama misafir akrabamıza ağızlarını açıp tek kelime söyleyememişler.

Çocukları çok severdi aslında. Belki de o vakitler bekar olduğu için elinin ayarı henüz gelişmemişti. Her çocuklu eve giderken onlara hediye almayı ihmal etmezdi. Onların resimlerini çekerdi. Ailemizin çocuklarının tüm fotograflarını onun fotoğraf makinesinin eseridir mesela.

Çocukluğumun ilk anısı anneme bir armut ağacının altında dizlerine sarılıp yalvarmam. Henüz iki yaşında falan olmalıyım. Çünkü benden sonra ki kız kardeşim doğmuştu. Aramızda iki yaş var. Ondan küçük erkek kardeşimle de üç yaş fark var. Erkek kardeşim doğduğu için mi yalvardım yoksa o doğmasın diye mi onu hatırlamıyorum.

Annem bahçede çamaşır asıyordu ben de ne olur kardeş istemiyorum diye yalvarmıştım. Sonra dondurma istemiştim o da hayır demişti. Ben de sinirlenmiş olmalıyım çekip evden gitmiştim. Tam Sahracedid’de tek dondurma satan Harun bakkalın oraya yaklaşmıştım ki bir kadın yanıma gelip annemi sordu. Ne dedim hatırlamıyorum. O sıra beni aramaya çıkan Ayhan teyzem geldi yanımıza beni alıp eve getirdi.

Büyüdüğümde sen kaybolmuştun diye anlatırlar bu anımı, oysa kaybolmamıştım. Harun Bakkala dondurma almaya gidiyordum, teyzeme yakalandım.

O gün beni yolda çeviren kadının Melih diye bir oğlu vardı. Aynı ilkokula gittik. Hayatımda ilk tacizimi de ondan yemiştim. Kızlar tuvaletine kaçıyordum. Kızlarla erkekler ayrılmış yakalamaca oynuyorduk. Normalde kızlar tuvaleti erkekler için dokunulmaz yerdir. Oraya giremezler. Ama Melih hıyarı hem tuvalete peşimden girmiş hem de yakaladım diye popomu ellemişti. Kimseye söylemedim elbet. Şimdi yazarak ilan ediyorum ama ben de eski zuhal değilim elbet.

Hayatımda ilk doğum günümü 15 yaşında kutladım. Teyzemin kızları en yakın arkadaşımdı. Onlarla birlikte yine kaçıp Sahracedid’de saray pastahanesine gitmiştik. Oraya gitmek büyük riskti. Çünkü onların evinde bahçenin sınırlarının dışına çıkmak yasaktı. Eniştem yüksek sesle gülmemize bile kızardı. O yüzden onların bahçesinden sokağa kaçmak çok zevkliydi. Yoksa bizim evde bahçede oynamak sıradan bir olaydı. Bizim evin yasağı evden çok uzaklaşmaktı. Ne kadar olduğu ise çocuğun korkusu ile sınırlıydı. Bir isim konmamıştı ama lezzet aldığın yer yasak demekti bizim için.

Teyzemlere gittiğim zaman eniştem evde olmadığında hemen kapıdan çıkar bahçenin duvarına oturur, eniştemin arabasını kollayıp sokaktan geçenleri izlerdik. Bazen de gizlice dondurma almaya Harun bakkala giderdik. Büyüdükçe harun bakkal ilgimizi daha çok çekmeye başlamıştı. Çünkü bakkalın önünde mahallenin oğlanları toplanır sohbet ederdi. Biz de onların bakışlarından hoşlanırdık.

Hepimizin uzaktan hayran olduğu sümüklü ter kokulu bir oğlan vardı. Kokladığımızdan değil tabi ama hep top oynarlardı. Yıkanmak pazardan pazara olurdu. Yani ter koktukları kesindi.

Biz kızlar ter kokacak oyunlarla pek uğraşmazdık. Üç kişiydik tehlikeli hayaller kurardık.

Teyzemin kızlarıyla arkadaşlığımız lise yıllarımda azaldı, üniversite koptu, evlenip oğlum doğduğunda yeniden başladı.

Artık işi bırakamıştım oğlumla ilgileniyordum, çocuklu insanlara ihtiyacım vardı. O yüzden yeniden görüşmeye başladık.

Oğlum doğduktan sonra hayatımın on yılı kabus gibi geçti.

Psikologlara gitmek zorunda kaldım. İlaç kullanmaya başladım.

Artık dünyaya katlanmak için dışarıdan yardım almam gerekiyordu.

Ben de ilaç kullanmaya başladım.

Şimdiki bilgime sahibim olsam ben de ki değişiklikleri daha kolay atlatırdım. Bu konuda rehberim oğlum oldu. Onun bana verdiği kitaplar sayesinde insan algısı hakkında bilgi sahibi oldum. Kendi ruh halimi korumayı öğrendim. Zihnimi temizlemeyi öğrendim.

İnsan bir dönemi hayata seyirci geçer. Benim seyirci olduğum dönemde mutsuz bir çocuktum. İnsanlardan uzak onları gözlemlerdim. Onlardan uzak durur ama onlarla yakından ilgilenirdim.

Manic depresif olup hayata katıldığım zaman başka biri oldum. İçimden konuşmayı bıraktım.

İçim dışıma çıktı. Artık konuşuyorum. Konuşmak yetmezse yazıyorum.

Yazmayı keşfettikten sonra her sene doğum günümde kendime yazı yazdım. Hepsinin konusu uzun süre aynı minvaldeydi.

Dünyaya geliş nedenimi sorguladım. Yazarken keşfettim ki benim nedenim yazmaktı. Ben yazarak insanlara ve kendime şifa olmayı başarıyordum.

İnsan nedenini öğrendiği zaman özünde olması gereken huzura kavuşuyor.

Artık doğum günümde yazı yazmayı unuttuyorum çünkü nedenim ortadan kalktı. Başka şeyler yazıyorum.

Kendimi, şahit olduklarımı dolaylı yoldan anlatmayı öğrendim.

Yazarken kendimi öğrendim.

Yazmak bir pencerenin önünde dışarıyı seyrederken ağzından hiç sen de olduğunu bilmediğin harflerin dökülmesi bir şey.

Ben yazarken kafamda resimler beliriyor bazen.

Bazen de önce duygumun resmi beliyor zihnimde zonra onu çıkarmak için yazmak zorunda hissediyorum.

İşte yazmak duygusunun resmi benim için pencerenin önünde dışarıyı seyreden bir kadının ağzından dökülen harfler.

Hayatımın bu anında huzurluyum. Çünkü kelimelerin efendisi olduğuma inanıyorum. Atların kulağına fısıldayan yabanıl adam gibi ben de insanlara dokunuyorum sözlerimle.

 

Reklamlar

Armut ağacının Altında Dizlerine Sarılıp Yalvardım” üzerine bir yorum

Sıkıosa Yorum Yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s