Ve Kendini Kutsadı Kadın

819a2bba7f052e666bdc7fdd5dc46b57

Yeni doğmuş bebeği kuala gibi göbeğinin yan tarafında tutan yeşil ameliyat giysili doktor, uzun boylu iri yarı bir adamdı. İri gövdeli kocaman bir ağaç gibi hastanenin koridorunda durmuş hemşireyle konuşuyordu. Sanki beline sarılan, evde beslediği hiç yanından ayırmadığı şirin bir hayvanıymış gibi rahattı. Oysa minik bir bebek taşıyordu kolunun altında. Bebeğin keyfi yerinde, güvendiği dalda uykuda görünüyordu.

Genç kadın tedirgin, doktorunu beklerken uykudaki bebeğe bakıp onların görüntüsünde rahatlamaya çalışıyordu.

Onun bebeği dün sabah tuvalette işeyeceğini sandığı bir anda düşmüştü.

Hamile olduğunu bile bilmiyordu. Bugün doktor ona neler olup bittiğini anlatacaktı.

Sırasının gelmesini bekliyordu.

Yatağa uzanmış tavandaki beyazlığın içinde düşüncelerini kovalarken içine giren kaşığın çıkardığı seslerin aynı soğuklukta canını yaktığını düşündü.

Farkında olmadan hamile kalmıştı, farkında olmadan düşürmüştü, şimdi tüm hücrelerinde hissederek, bebeğinin son kırıntılarını temizliyorlardı.

Bırakın, vazgeçtim demek istedi, tavandaki beyaz kireçte yakaladığı leke gözünde büyürken. Sinirini bozacak kadar yakınlaşmıştı leke, kaşık daha çok içine girmişti. Bırakın istemiyorum, kalsın parçaları içimde, demek istiyordu.

Bebeği kolunun altında taşıyan adam gibi neşeli değildi onun bacaklarının arasında oturan adam.

Seni sevmedim suratsız herif, siktir git kıçımın dibinden,  diye avazı çıktığı kadar bağıramayacağını bildiğinden, dilini ısırdı.

Dilinden akan kanı emdi, kanı onu sakinleştirdi.

Bir daha kimseyle sevişmeyeceğine söz verdi rahmine.

Bu kaşıktan sonra içine hiçbir şey girmeyecek, söz dedi.

Özür dilerim dedi, özür dilerim.

İyi gelmişti organlarıyla sohbet etmek.

Hızlıca düşündü.
Başka kimlerden özür dilemesi gerekiyordu.

Bir ekmeğim arasında düşündü dilini, incecik kıymışlar üstüne kaşar yaymışlardı. Tost makinesinde eriyordu. Isınmıştı.

Özür dilerim dedi, dilinin döndüğü kadar, özür dilerim.

Seni ısırdım.

Her yere soktum, seni özür dilerim. Söz dudaklarımı bile yalamıycam artık.

Her sabah ağız dolusu öptüğü kocasını düşündü.

Her akşam işten geldiğinde kapıda boynuna sarılırdı. Ayaklarının üzerine koyardı ayaklarını. Adamın alt dudağını ağzının içine alır emerdi.

Kocası ayaklarının üzerinde onu salona kadar  taşırdı, karısının dudakları ağzında.

Özür dilerim dedi, kadın.

Dudaklarım özür dilerim.

Bir daha kimseyi öpmeyeceğim, kendi omzum hariç.

Söz veriyorum.

Teninin kadifemsi dokusunu getirdi aklına.

Özür dilerim.

O da dokunmayacak artık.

Söz veriyorum.

İçini kazıyan kaşık yüzünden kasıkları ağrıyordu.

Orada da birileri kazı yapıyordu sanki.

Söz dedi, eve gidelim ellerimle ovacağım sizi, bundan sonra sadece kendi ellerimle.

Kocasının ellerini düşündü.

Adam, karnına dokunurdu.

Okşardı. Ağrılarını alırdı.

 

İçinden son parçaları kazınan bebeğini hayal etmeyi denedi, başaramadı.

Aklına sadece kocaman, kanlı bir et parçası geliyordu.

Memelerini düşündü.

Akşamdan beri sıktığında süt sızan memelerinden özür dilemek istedi.

Kaşıklı adam hala bacaklarının arasında, içini kazıyordu.

Özür dilerim dedi, kimden dilediğini bilmeden.

Gözyaşları, yattığı yerde kulaklarının içine doluyordu, kimisi kulağından sızıp boynundan, koynuna kaçıyordu.

Ağladığı için utandı.

Özür dilerim diye mırıldandı kendine, omzuna ilk öpücüğünü kondurduğunu hayal etti.

Dudakları ıslandı.

 

Reklamlar

Günaydın Gittim Ben

provence_fransa

Beni buraya hangi orospu çocuğu getirip bıraktı dedi, karşına oturan adama.

Ben getirdim dedi adam, hatırlamıyorsun, kimseyi tanımıyordun. Günlerce uyumadın. Oğlanı kucağından hiç indirmiyordun. Merdivendeki ayak seslerinden bahsediyordun sürekli. Gelip seni alacaklarından o kadar çok korkuyordun ki.

Kendi kendine konuşur gibi, geçmişteki o sıkıntılı günlerden sadece sesi kadının yanındaymış gibi bir süre anlattı adam neler hissetti.

Senin için çok korktum. Hiç uyumuyordun. Lokma sokmadın ağzına, beni tanımıyordun. Belki de merdivende ayak seslerinden korktuğun adamlardan biriydim. O kadar çok üzüldüm ki aklıma hep neşeyle kahkaha atıp çok konuşmaktan başımı şişirdiğin zamanlar geldi.

Sigara içeceğim ben dedi, kadın sıkıntıyla ayağa kalkıp demir kapıya yürüdü.

O karanlık günlerdeki çatı katından hızla koşup karısının yanına ışık hızıyla gelen adam, dur gitme ben sana sigara getirdim dedi, karısının omzundan yakalayarak. Hadi otur lütfen, biraz daha konuşalım.

Kadın omzunu adamın elinden kurtarıp, olmaz benim rahibede sigaram var, istemiyorum senin sigaranı dedi, arkasına bakmadan.

Peki dedi adam, sesini küçülterek tamam git.

Kadının arkasından kapanan demir kapının arkasından bir süre bankta oturup başı önünde düşündü.

Karısını özlüyordu, onu geri istiyordu. Yalnız olmanın ne olduğunu ilk defa anlamıştı. Yalnız olmak istemiyordu.

Oğlu sürekli annesini soruyordu.

Kadın oğlunu hiç sormamış.

Diğer hastaların televizyon seyrettiği ortak alana gidip sigarasını içmeye başladı. Yanına oturan kadın ona annesini anlatıyordu. Onu hastaneye yatıran annesini çıktığında mahkemeye vereceğinden bahsediyordu.

Hiç çocuk olmadığını düşündü kadın. Hep abla olmuştu. Abla gibi oynamıştı oyunlarını. Kardeşlerinin haksızlıklarını tölere eden anlayışlı ablaydı. Acemi anne babasının ilk çocuğu…

Genç bir abla olmuştu, kız kardeşinin haylazlıkları yüzünden sürekli azar işiten.

Burada tüm haklarından muaf hissediyordu kendini. Çıkmayacaktı, elinden geldiğince burada kalmaya devam edecekti.

Delirmeyi, çocuk olmaktan, abla olmaktan, anne olmaktan daha çok sevmişti. Kimse ondan önce gelmiyordu artık. Kimseyi beklemek zorunda değildi. Susmak istemezse susmayacaktı. Durmak istemiyorsa durmazdı.

Oturduğu yerin duvarlarına baktı. Kafasını kaldırıp yüksek tavana dikti gözlerini. Bir süre öyle dinliyormuş gibi yaptı annesini mahkemeye verecek kızı. Rahibe küçük kağıt bardakla yanında belirdiğinde indirdi kafasını yere.

En sevdiği içkiyi boğazına boca eder gibi dikti kafasına ilaçlarını, karşısındakinin ne düşündüğünü umursamadan, bir sigara daha istiyorum ben dedi.

Buyrun gelin, vereyim dedi rahibe.

Tamam, diye kalktı yerinden, bir şey keşfetmişte, birazdan herkese açıklayacakmış gibi.

 

 

Dumanı Tüten Meditasyon

0206c3ab85910fe79ee2b26152c04a31

Bacaklarını altında çapraz birleştirip oturuyordu, gözlerini ufka dikmiş, kulağı rüzgarda, havayı kokluyordu.

Gözlerini ufka bakıyor görünse de içine dönüktü aslında, içinde geziniyordu bir çift göz. Hasar tespiti yapar gibi teker teker organlarını gözden geçirdi.

Hepsi tıkır tıkır çalışıyor görünüyordu. Kulağını rüzgardan çevirip içini dinlemeye başladı. Ritmi seken bir şey var mı? Bilmek istiyordu. Sonunda dayanamadı, iş birliği ettiği organlarına seslendi, benden memnun musunuz?

Üzgün olan var mı aranızda?

Aldırmaz bir seslik duydu içinde, hiç hoşlanmadı bu duygudan.

Dışarının havasını koklamaktan vazgeçti. İçini koklamaya karar verdi.

Yüzünü buruşturdu. Duman kokuyordu. Kokudan gözleri doldu.

İçinde bir yer, köşesinden,  kıvılcım düşmüş bir mendil gibi için için yanıyordu.

Derin nefes çekti içine rüzgardan, havası dağılsın diye.

Bir boğa gibi geri püskürttü burnundan içindeki dumanı.

Derin nefes çekti içine rüzgardan, havası dağılsın diye.

Bir boğa gibi geri püskürttü burnundan içindeki dumanı. Yeniden derin bir nefes çekti burnundan, midesini kocaman şişirdi temiz havayla, midesini yukarı doğru çekip diyaframına pompaladı hepsini, geri dumanı burnundan püskürtürken, kalçalarını sıktı oturduğu yerde. İlahi sütun dedikleri omur iliğine gönderdi temiz havanın bir kısmını.

Her burnundan nefes çekip geri verdiğinde kalçalarını sıktı oturduğu yerde.

Ruhunu bedenine geri çağırdı.

Bedenindeki kırmızı noktayı hissederken kulaklarında bağıran insanların uğultusunu duydu.

Bir arenada çığlık çığlığa heyecanla bağıran kana susamış insanların bağırtısıydı duyduğu.

Ufuk çizgisine diktiği gözleri mavinin içinde kaybolmuş, zihninde kırmızı bir rengin peşinde gördü kendini.

Bir boğaya dönüşmüştü. Sırtındaki mızrakların acısını değil hareketlerinin ağırlığını hissediyordu.

Kırmızı pelerin kendi etrafında döndükçe, içinden geçme arzusu daha da artıyordu içinde.

İçindeki dumanı burnundan öfkeyle boşaltıp hızla kırmızın üzerine hücum ettiğinde kırmızının içinden geçti boynuzları boğanın sırtına saplanan mızrağın acısıyla kafasını hızla kaldıran boğa, seyircisini selamlamak için arkasını dönen matadoru boynuzlarının arasına aldı. Havaya kaldırıp yere fırlattığında, onu yerde bırakmadı, artık içi de dışı da yanan boğa.

Yerde yatan matadoru, karnına geçirdiği boynuzlarında sürükledi, pişman olmuş gibi boynuzlarından silkti bir süre sonra. Matador karnından saçılanları toplamaya çalışırken, zafer sarhoşluğu bilmeyen yaralı boğayı öldürüp, matadorun ölüsünü kurtardılar.

İçindeki hayvan ölünce rüzgarın sesini duydu kadın.

Gözlerini açtı, maviyle doldu gözleri kadının.

Aydaki Adam

tumblr_n4ag4x3cMg1rbi4fso1_500

Annemin söylediği gibi eğer tanrı varsa, ayda yaşıyor ve bizi seyrediyorsa, o adamı cehenneminde yakmasını istiyorum.

Onu yaksın.

Babaannemin dediği gibi yanıp kül olsun cehennemdeki diğer adamlar gibi sonra aydaki adam onu küllerinden yeniden yaratsın ve yeniden ateşlerin içine atsın ve adam bir daha yansın istiyorum.

Beni o yatağa her kalktığımda yeniden gönderen kadını da yanına alsın aydaki adam.

Onu da sıcak cehennemlerinde yaksın.

Ama beni yakmasın.

Çünkü ben o adamın yanında uyandığım geceleri düşündüğüm zaman kardeşlerimle  bahçede yaptığım kardan adamın güneşte eridiği gibi ama yanarak eriyip bittiğimi hissediyorum.

Ayaklarıma bakıyorum, kalmamışlardır diye ama ikisi de yerinde, onlarda bana bakıyorlar, aklımdan geçenleri hatırlamış gibi. Sonra ben gözlerimi kaçırıyorum.

Bir dondurmanın parmaklarımdan eriyip akması gibi içimin bütün organları eriyip yok oluyor, bazen hatırladıklarım yüzünden.

Evime gelip kardeşime o adamı anlattığım zaman bana iyi olmuş demişti, hak ettin sen. Benimle birlikte geri gelseydin, başına bunlar gelmezdi.

Annem, aydaki adamın her şeyi görüp bildiğini söylüyor.

Artık kardeşimle konuşmuyorum. Onun anlattıklarını dinliyorum sadece.

Bazen ona yardım ediyorum, erkek kardeşimizin eşyalarını saklıyoruz birlikte.

O, bizden küçük ve annemler onu bizde daha çok seviyor.

Biz de onu kızdırıp, kıskançlığımızı soğutuyoruz.

Annemin ona aldığı kalem kutusunu yan bahçeye attı, kız kardeşim bu sabah.

Yan bahçenin otları o kadar yüksek ki yerini söylesek de kardeşim cesaret edip o bahçeye giremez.

Hepimiz orada otların arasında kocaman bir yılanın yaşadığına inanıyoruz.

Ayaklarımıza dolanan otların arasına dalmaya, kimsenin niyeti yok.

Bazen yalnız başıma kaldığımda annemin tanrı, dediği o uzaktaki adamla konuşuyorum.

Ona bütün çocukların mutlu olması için yalvarıyorum. Anne babaları ölmesin hiçbir çocuğun diyorum.

Adam geliyor aklıma, sana güveniyorum diyorum, onu yakmaya devam et. Kızını da al yanına diyorum, onu da babası gibi yak tanrım.

Yatağımda kafama çekiyorum yorganı, sırtımı duvara yaslıyorum. Ellerimi bacaklarımın arasına sıkıştırıp, öldü o diye, fısıldıyorum, bu senin yatağın, korkma diyorum, gözlerim yorgunluktan kapanmadan önce.

 

acil servis

717.JPG

merhaba günlüküm,

dün gece acayip şeyler oldu. her şey güzel başlamıştı. hava güzeldi ben güzeldim. öyle serin serin nargile içiyordum. birden kulaklarım tıkandı sonra etrafı flue görmeye başladım. göğsümün üzerine bir ağrı oturdu. sanki göğüs kafesim yarılmak içinden nefesim dışarı çıkmak istiyordu. başım ağrımaya başladı. korkak olduğum için galiba önce kendime teşhis koydum sonrada belirtilerini hissetmeye başladım. yanımda kimsenin olmadığı bir zamanda kulaklarım tıkanıp gözlerim görmez olmuştu. aman tanrım dedim, kimse görmeden buralarda öleceğim. neyse ki öyle olmadı kocam geldi beni acile getirdi. tomografi, emar çektiler, kalbime baktılar, ben bu arada sonuçlar çıkacak beni ameliyata alacaklar diye bekledim. beyin kanaması geçirdiğime karar vermiştim kendi kendime.

Gerçi hastaneye gidince ağrılarım azaldı. net görmeye başladım. kulaklarım da duymaya başladı.

Bir sandalyeye oturttular beni. kocam arkamdan itiştirip oda oda gezdirdi. yakışıklı bir doktor ilgilendi benimle. oğlumun yaşındaydı belki ama yakışıklıydı.

Neyse işte ben etrafı seyrettim biraz kendime gelince. Evsiz insanlar geliyormuş acile. orada yatıyorlarmış sabaha kadar.

bir kadın varmış adı ayşe, tam on beş senedir oralardaymış.

oradaki görevli adam dedi ki ben onlara devletin onlar için tahsis ettiği yerin adresini bir kağıda yazıp veriyorum. gidin yıkanın, traş olun diyorum, ama nerede hiç gitmiyorlar böyle perişan geziyorlar, dedi.

Adı üstünde evsizler, tercih etmişler, yıkanmayı, sıcak yatağı isteseler neden evlerini ailelerini terk etsinler ki. yaşadıkları bir travma olmasa sokaklarda işleri ne.

Bizim sokakta bir adam varmış, ben hiç görmedim oğlum anlatmıştı.

O bir damın altında uyumaktan hoşlanmıyormuş. hatta giysi giymekten bile hoşlanmıyormuş.

ona işkence etmişler. o zaman aklını yitirmiş, ailesini evini tanımaz olmuş.

hapisten çıktıktan sonra evinden çırıl çıplak fırlar olmuş sokaklara, bulur eve götürürmüş ailesi.

sonra anlamışlar ki o huzuru tek başına sokaklarda buluyor. şimdi uzaktan kolluyorlarmış adamı. mahalleli de onu tanıyormuş. esnaf ona yiyecek veriyormuş.

üniversite mezunu orta halli bir ailenin çocuğunun aklını almış insanlar işte, ona işkence ederken.

dün akşam bir tane evsiz acile gelen insanların arasında oturdu bir süre sonra da küçük tuvaletini yaptı insanların arasında. onu dışarı attı güvenlik. ,

evsiz adam bir süre sonra geri geldi. arka tarafta bir yerde onu dövdüğünü söyledi, güvenlik görevlisi, bir daha gelme dedim dedi. onu dinleyen diğer görevli, iyi yapmışsın dedi.

kendime düşünceler diye bir kitap okuyorum. Marcus Aurelius Antoninus adında biri yazmış.  M.S. 161 yılında yaşamış Roma İmparatoru kendisi.

Kitabında diyor ki bütünün bir parçası olduğunuzu hiç aklınızdan çıkarmayın. Doğayı izleyin ve doğada her şeyin olması gerektiği gibi gerçekleştiğini unutmayın. asla sıra dışı bir şey gerçekleşmez doğada, diyor.

insanlara da baktığınızda onların doğasını görmeye çalışın. doğalarına uygun hareket ettiklerini unutmayın, o zaman onlara küsmezsiniz diyor.

en son depresyona girdiğimde beni yeniden düzlüğe çıkaran doğaya bakmak olmuştu. Hem etrafıma bakmıştım hem de meditasyon yapıp içime bakmaya çalışmıştım.

osho da zen yolu/tasavvuf yolu kitabında aynı şeyi söylüyor. yolculuğunuz içinize olsun diyor. orada bulacağız huzuru dünyanın hiç bir yerinde bulamazsınız diyor.

aradığınız her şey içinizde diyor.

tüm bu okumalar beni, çok bunaldığımda bir köpeğin kuyruğundaki neşeli sallanışta huzur bulmayı öğretti. ağacın yapraklarının rüzgarda öyle sakince salınması, küçük çocuğun gözlerindeki ışık…

şimdi bir beyin cerrahına gitmem gerekiyor, henüz randevü almadım. bugünü yazarak geçirdim ama kendimi yorgun hissediyorum.

gece uykumdan başım ağrıyarak uyandım ama korkumdan ağrı kesici içemedim.

bu arada akşam hastanede insanları seyretmenin dışında oturduğum sandalyede meditasyon yapmayı da denedim. nefes çalıştım. hepsini doğanın içine sıvışmak için yaptım.

kimseye muhtaç olmamak gerek.

şimdinin içinde geçmişin sızmasına izin vermeden, anın hakkını verip yaşamayı öğrenmeye çalışmak gerek.

bilmek, kütüphanede kitaplarının sıra sıra dizili olması gibi bir şey. bazılarının duygusu kalır sen de  bazılarını hiç okumamışsındır. bazılarını okumayı denemiş sonunu getirememişsindir. ama bilginin gerçekten bilgi olması onu eylemlerine dökmek, hayatına geçirmekle kendini tamamlıyor. yoksa sadece bilmek tozlu raflardaki kitaplardan öteye geçmiyor.

işte ben de şimdi de kalmanın, yaşamanın önemini anlıyorum. şimdi de kalmanın deneme sürüşlerini yapıyorum.

sabah kalkıyorum evet diyorum hadi bakalım bugün önümüze neler çıkacak, onun keyfini çıkarmak, savuşturmak işimiz olsun.

önüne konan tabağı kaşıklar gibi hayatı hakkını vererek savuşturmak işte, rehberin doğa olmalı elbette.

öyle kırlara koşmana gerek yok, toprağa bak, buluta, ağacın dalına, derhal ne yapman gerektiğini anlayacaksın.

neyse şekerim işte böyle, yolda yürürken biraz önce çantamın içine söğüt ağacından bir yaprak düşmüş, baktım sapsarı çantam da duruyor.

anlatmak isterseniz anlaşılırsınız, yaprak bile peşinize takılır, yeter ki isteyin.

zuhals

 

 

 

Rüya

optimized-maxW420-JourneyingSpiritdeer

Sevgilim hadi kalk, bugün annemlere kahvaltıya gidiyoruz. Geç kalınmasından hoşlanmaz biliyorsun, dedi genç kadın uyuyan adamın omzundan öperken.

Adam omzunu sinek ısırmış gibi diğer eliyle öpülen yerini hızlıca kaşırken ben gelmiyorum, sınavım var benim dedi.

Saçmala okul biteli beş sene oldu. Senin bu sınav travman da beni öldürecek. Hadi kalk ya tek başıma gitmek istemiyorum.

Oğlan yüzünü yastığa gömüp, uykusunu kaçırmadan yastıkla gözleri arasında tutmabileceğini umarak yastığı suratına sıkıca bastırıp, ya banane senin annenlerden gelmiyorum ben dedi.

Ne diyorsun anlamıyorum ya hadi kalk hazırlan çabuk.

Oğlan sanki suyun altından dipdiri çıkmış, hiç uyumamış gibi, yatağın içinde hızla doğrulup oturdu. Yüzüne bastırdığı yastığı arkasından alıp öfkeye karşı duvara fırlattı.

Ya biz evli değiliz ki. Birlikte yaşıyoruz. Ben Pazar günü sabahın köründe neden senin gıcık annene kahvaltıya gidiyorum.

Benim annem bana küstü seninle yaşıyorum diye. Neden senin gıcık annen sanki kırk yıldır evliymişiz gibi davranıyor acaba?

Ne saçmalıyorsun sen. Gelmiyor musun şimdi?

Hayır efendim gelmiyorum. Üstelik bugün evi de boşaltıyorum. Sen bana annem gibi davranıyorsun. Sanki ben çocuğunum kavga bile etmiyoruz ya. Annen seni darlıyor sen beni darlıyorsun. Ben sadece şikayet edenim. Cevap bile vermiyorsun lütfedip. Ben de her gece sınava giriyorum bu yüzden. Evet lan okul bitti. Benim sevdiğim bir işim var. Okulda sevgiliydik ok. Ama bitti. Artık ben seninle yaşamak istemiyorum. Sen benim annem değilsin.

Yeter sus!  Seni dinlemek istemiyorum. Ben annemdeyim. Bu söylediklerini düşün, beni ararsın sonra.

Of ya insan bir sabah uyandığında bu kadar mı net uyanır. Ben bu güne kadar kimin hayatına uyanıyor muşum ya!

Bahar

d1c8c2e51121114d5c28ed92cfe0c531

Sırt üstü yatmış acı içinde ıkınırken kızını bacaklarının arasından çekip çıkardıklarında rahatlamıştı Bahar, oh demişti. Kızıyla birlikte yeniden doğduğunu hissetmişti. Evet, resmen yeniden dünyaya gelmişti. Sanki ateşli, daracık yollardan yana yana, yürümek, yuvarlanmak zorunda kalmıştı, ışığı görene kadar.

Kızı ağlamaya başladığında, o güldü. İlk defa kendiyle gurur duydu. Gurur duymak ne demek bilmiyordu aslında ama böyle bir şey olmalıydı. İlk defa başına gelen bir şeyden mutluydu. Kendisiyle ilgili bir durumdu bu. Bir insan dünyaya getirmişti.

Nefes alan, ağlayan…

Kocasının bundaki katkısını düşünmek istemiyordu. Onu hiç düşünmek istemiyordu.

Ağzını öperken, dudaklarına bulaşan yağlı yapışkan tavuk kokusu ve ekşi tat geldi aklına.

Kızını doğururken çok terlemişti. Alnında biriken boncuk boncuk teri fark etse belki onları silerdi. Onun yerine dudağına bastırdı elinin tersini, tiksintiyle yağlı karasını siler gibi sildi ağzını.

Annesinin kucağına verdiler bebeği, dinlensin diye. Kokusunu içine çekip geri vermeden yorgunluktan uyudu Bahar.

Çocukluğundaki kadar el değmemiş güzel rüyalar gördü.

Belki de kızının rüyasından geçti, maksat tanışmak olsun diye.

Mutlu uykusu, hemşirenin sesiyle bölündü.

Kocan geldi, bak sana neler getirmiş, diyordu yaşlı hemşire.

Bir an korktu panikledi Bahar, yanlış bir şey yapmaktan korktu. Böyle ani yakalanınca, ürktü, rüyasını düşündü. Sonra doğurduğu kızını, içi ürperdi.

Kocasını, kayınvalidesini ne zaman görse hep bir ezber geçerdi, rastlaşmalarından önceki âna, nedense hiç kusursuz, küfürsüz geçişmezlerdi.

Kayınvalidesi kızacak bir hata bulamazsa kocası onun eksiğini tamamlardı.

Dün gelemedim, kusura bakma dedi, kocası. Annemi biliyorsun, çok hastalandı. Acile kaldırdık, senden sonra. Onun yanından ayrılamadım.

Olsun dedi, Bahar. Yani geçmiş olsun.

Sağ ol. Sağ ol dedi, kocası. Oturduğu yerde kıpırdanıp rahatsızca, e kızın olmuş, allah hayırlı ömür versin.

Sağ ol dedi Bahar. Sana da versin.

Sağ ol sağ ol, dedi adam tekrar.

Yağlı tavuk kokan dudaklarına baktı İbrahimin. Oğlu olana kadar bu kokuyu çekmek zorunda kalacağını düşünmek midesini bulandırdı.

Yatağının içinde doğrulup, geceliğinin yakalarını düzeltti.

Biz birbirimize iyi gelmiyoruz İbrahim dedi. Söyle annen sana başkasını bulsun. Ben seninle bir daha bana dokunmana izin veremem. Ben bir daha çocuğum olmasını da istemiyorum. Hele senden asla çocuğum olmasını istemiyorum. Bence sen git İbrahim.

Hemşire odaya girip İbrahim’den odadan çıkmasını istediğinde, içindeki seste sustu Bahar’ın.

İyi misiniz Bahar hanım, dedi hemşire, geceliğinin kolunu sıyırıp tansiyonunu ölçmek için hazırlanırken.

İyiyim hemşire hanım, kızımı ne getirecekler bana diye sordu, kocasının uzaklaşması yüzünden rahatlamış görünüyordu.

Karnı açıktığında annesi, getirecekler kızını dedi, hemşire gülerek, bir de ateşine bakacağım şimdi dedi, koltuk altını işaret ederek.