Mavi

art-shop-karga-kanvas-tablo-art29511049-3

Gece yarısı arkadaşlarının yanından ayrılıp tek başına yürümeye başladığında, yüzü asıldı kadının. İşte böyle yapıcam bundan sonra dedi, her saniyemi doldurucam. Kendimi meşgul edecek bir şeyler bulmalıyım.

İnsanların rengini gösteren bir gözlük olsaydı eğer, ona bakan yolda yürürken renginin kırmızıdan maviye dönüştüğünü görürdü. Neşesinden eser kalmamıştı. Tutkusunu masada bırakmıştı. Şimdi içinde hüzünlü ahtapotlar kol geziyordu.

İnsanların arasına karışıp metroya bindiğinde kitabını çıkarıp okumaya başladı. Okuduklarından hiç bir şey anlamadığını fark edince, kitabını çantasına geri koyup, yanında gürültüyle konuşan gençlere kulak verdi.

Ben denedim ama başaramadım diyordu, uzun saçlı sakallı oğlan. Evde ne kadar ilaç varsa içtim. Ölmedim. Annem hasteneye götürmüş. Midemi yıkadılar. Hiç bir şey hatırlamıyorum aslında. Ablam da ondan ayrılınca denemişti dedi, yanında oturan sesi büyük kendi çocuk arkadaşı. Gidip sevgilisiyle konuştum tabi. Ağzının payını verdim. Herifin ağzını burnunu kırdım o sinirle. Ablam şimdi benimle konuşmuyor. Onu ben buldum. Bileklerini kesti. Oğlum o kadar korkmuştum ki. Ölecek sandım. Meğer kızı ne kadar çok seviyormuşum. Tabi oğlum, kardeş sevilmez mi? dedi, sakallı oğlan. Ben kendime geldiğimde annem başımda ağlıyordu. Bunu bize neden yaptın dedi. Canım yaşamak istemiyor demiştim. O da bana tuhaf tuhaf bakmıştı. Harbiden bazen yine deniyim, diyorum. Çok sıkılıyorum ben ya. Ne istediğimi de bilmiyorum.

Birbirlerinin yüzüne bakmadan, etraftaki insanları umursamadan konuşuyorlardı.

Kadının rengi maviden sarıya döndü. Telefonunu çıkardı çantasından, oyun oynayıp rengini atmak istiyordu. En çok da yanındaki çocukların konuşmasına katılmak istiyordu. Utandı.

Kendini çevresine kapatmak en iyisiydi. O da en iyi bildiği oyunun içine daldı. Sürekli hata yapıyordu. Oyun kazanmasına izin vermiyordu. Vazgeçti oynamaktan.

Ölümü düşündü. Metronun raylarına düşse, ilk neresinin acıyacağını karar veremedi. Korkup ödü patlardı belki. Parçalanmış bedenine bakan yabancı insanları hayal etti.

İçi sıkıldı. Utandı.

Etrafındaki insanlara, bakıp onlara daha çok yabancılaştı. Duygularını gösteren bir gözlük olsaydı eğer, yanında oturan insanlar parçalanmış cesedini görüp, korkuyla kaçışırlardı.

Kaçıştıklarını hayal etti. Merakla tepesinde ona bakanları. Daha çok yabancı oldu etrafındaki insanlar.

Oturmaktan sıkılıp ayağa kalktı. Başını öne eğip yeni aldığı ayakkabılara dikti gözlerini.

Güzellerdi.

Parçalanmış bedeni tümlendi. Ayakkabılarının yeşil rengi üzerine bulaştı. Çiçek desenlerine gülümsedi. Rahatlar diye geçirdi içinden.

Kafasını kaldırıp metronun kapısına yansıyan gölgesine baktı.

Maviydi.

 

Reklamlar

Armut ağacının Altında Dizlerine Sarılıp Yalvardım

 

Astrolojide karakterim hakkında afilli bir şeyler öğrenmek istediğim de babama sordum, baba dedim, ben saat kaçta doğmuşum.

Heh dedi, sen doğduğunda bana haber verdiler. Dediler ki Nursen, Zeynep Kamil’de, o gün de hava bir soğuk, benim de işim başımdan aşkın, atladım gittim hastaneye. Baktım odasında değil annen. Uzaktan biri geliyor böyle sallana sallana, baktım annen. Suratı da asık. Belli bana kızmış. Bana kızınca hep öyle yapardı. Yüzüme bakmazdı. Gözleri benden başka her yanda, suratı da bir karış. Beni şöyle bir süzdü, sen nerdesin dedi. Yav dedim geldim işte. Bugün bir arsa satışımız vardı. Vallahi  kalktım masadan geldim. Hıh dedi, odasına girip yatağa yattı. Nurhan nerede dedim. Senin yapman gerekeni yapıyor, ilaç almaya gitti. Yahu ne var, her taraf eczane dolu, merak etme sen dedim.

Babama çekmiş benim hikayeci yanım. Ben de şahit olduğum her olayı kaynağından uzaklaşıp duygularımla süsler anlatırım. Ama sıkılmıştım. Bana doğum saatim lazımdı.

Ya tamam baba dedim, hatırlamıyorsun sen anlaşılan.

Yok yahu humsis dinle bak, babam hepimize humsis derdi. Ne demek bilmiyorum, şirin gibi bir şey diye düşünürdüm çocukluğumda. Şimdi alzeimer oldu. İstesem de ne demek olduğunu hatırlamaz. Onun hafızasını yitirmesi benim çocukluğumu kaybetmem gibi bir şey.

Neyse, ben dedi, sabah gittim hastaneye sonra bir ara hava almak için çıktım, geldiğim de kızın oldu dediler. Çirkin bir şeydin he böyle upuzun buruşuk bir şey

Sonra kendi söylediğine güldü uzun süre.

Babam esprilerine bayılır.

En çok o güler.

Baba sabah mı doğmuşum akşam mı dedim, sorduğuma pişman, sıkılmıştım.

Bilmiyorum diye kestirip attı sonunda, ben akşam ne yediğimi hatırlamıyorum.

Annem olsa hatırlardı. Ama o öldü.

Ben oğlumu hatırlıyorum mesela. Dizi seyrederken suyum gelmişti.

Öfkemi de hatırlıyorum. Doktorlara kızmıştım, kocama kızmıştım. Ne çok bağırmıştım. En sonunda bana sus demişlerdi. Başka hastaları rahatsız ediyorsun. O zaman kalkıcam ben diye tutturmuştum. Önce bana sus diyeni dövmeye niyetim vardı ama kalkmama izin vermemişlerdi. Ben de doğum esnasında karnımı iten doktorun elini ısırmaya kalkmıştım. Ona izin vermemişti doktor. Hop demişti ısırmak yok.

Keşke annem yaşarken ona sorsaydım. Neyse yükselimi hiç bir zaman bilemeyeceğim.

Babam da ekin zamanı doğmuş, başka da bir şey bilmiyor doğumu hakkında ama hiç dert etmiyor.

Doğduğum zaman bana Pınar demişler, sonra çok ateşlenmişim. Bu isim yaramadı bu kıza demişler. Adımı Zuhal koymuşlar.

Bir gece ben bebek arabasındaymışım annem babam bir de arkadaşları ki sonradan büyüdüğüm de ben de tanıdım onu akraba gezmesinden dönüyormuşuz. Akrabamız benim arabamı annemin elinden almış yol yokuş aşağıymış. Bırakmış arabayı ben arabanın içinde öyle yokuştan hızla inmeye başlamışım. Annenle babam hey ne yapıyorsunnnn diye bağırmışlar. Akrabamız koşup yakalamış, amma telaşlandınız he, ne var demiş.

Aynı akrabamız, yiğenimi severken havaya fırlatmıştı, çocuk kristal avizenin içine karışmıştı o hızla sonra avize ile birlikte aşağı inmişti. Avize kırılmış çocuğun ödü şeyine karışmıştı.

Bizim adetlerimizde çocuklara fazla sevgi göstermek herkesin önünde ayıptır. 10 sene sonra dünyaya gelen tek erkek çocuklarını zarar gelecek diye ödü kopan anne babası çok sinirlenmiş ama misafir akrabamıza ağızlarını açıp tek kelime söyleyememişler.

Çocukları çok severdi aslında. Belki de o vakitler bekar olduğu için elinin ayarı henüz gelişmemişti. Her çocuklu eve giderken onlara hediye almayı ihmal etmezdi. Onların resimlerini çekerdi. Ailemizin çocuklarının tüm fotograflarını onun fotoğraf makinesinin eseridir mesela.

Çocukluğumun ilk anısı anneme bir armut ağacının altında dizlerine sarılıp yalvarmam. Henüz iki yaşında falan olmalıyım. Çünkü benden sonra ki kız kardeşim doğmuştu. Aramızda iki yaş var. Ondan küçük erkek kardeşimle de üç yaş fark var. Erkek kardeşim doğduğu için mi yalvardım yoksa o doğmasın diye mi onu hatırlamıyorum.

Annem bahçede çamaşır asıyordu ben de ne olur kardeş istemiyorum diye yalvarmıştım. Sonra dondurma istemiştim o da hayır demişti. Ben de sinirlenmiş olmalıyım çekip evden gitmiştim. Tam Sahracedid’de tek dondurma satan Harun bakkalın oraya yaklaşmıştım ki bir kadın yanıma gelip annemi sordu. Ne dedim hatırlamıyorum. O sıra beni aramaya çıkan Ayhan teyzem geldi yanımıza beni alıp eve getirdi.

Büyüdüğümde sen kaybolmuştun diye anlatırlar bu anımı, oysa kaybolmamıştım. Harun Bakkala dondurma almaya gidiyordum, teyzeme yakalandım.

O gün beni yolda çeviren kadının Melih diye bir oğlu vardı. Aynı ilkokula gittik. Hayatımda ilk tacizimi de ondan yemiştim. Kızlar tuvaletine kaçıyordum. Kızlarla erkekler ayrılmış yakalamaca oynuyorduk. Normalde kızlar tuvaleti erkekler için dokunulmaz yerdir. Oraya giremezler. Ama Melih hıyarı hem tuvalete peşimden girmiş hem de yakaladım diye popomu ellemişti. Kimseye söylemedim elbet. Şimdi yazarak ilan ediyorum ama ben de eski zuhal değilim elbet.

Hayatımda ilk doğum günümü 15 yaşında kutladım. Teyzemin kızları en yakın arkadaşımdı. Onlarla birlikte yine kaçıp Sahracedid’de saray pastahanesine gitmiştik. Oraya gitmek büyük riskti. Çünkü onların evinde bahçenin sınırlarının dışına çıkmak yasaktı. Eniştem yüksek sesle gülmemize bile kızardı. O yüzden onların bahçesinden sokağa kaçmak çok zevkliydi. Yoksa bizim evde bahçede oynamak sıradan bir olaydı. Bizim evin yasağı evden çok uzaklaşmaktı. Ne kadar olduğu ise çocuğun korkusu ile sınırlıydı. Bir isim konmamıştı ama lezzet aldığın yer yasak demekti bizim için.

Teyzemlere gittiğim zaman eniştem evde olmadığında hemen kapıdan çıkar bahçenin duvarına oturur, eniştemin arabasını kollayıp sokaktan geçenleri izlerdik. Bazen de gizlice dondurma almaya Harun bakkala giderdik. Büyüdükçe harun bakkal ilgimizi daha çok çekmeye başlamıştı. Çünkü bakkalın önünde mahallenin oğlanları toplanır sohbet ederdi. Biz de onların bakışlarından hoşlanırdık.

Hepimizin uzaktan hayran olduğu sümüklü ter kokulu bir oğlan vardı. Kokladığımızdan değil tabi ama hep top oynarlardı. Yıkanmak pazardan pazara olurdu. Yani ter koktukları kesindi.

Biz kızlar ter kokacak oyunlarla pek uğraşmazdık. Üç kişiydik tehlikeli hayaller kurardık.

Teyzemin kızlarıyla arkadaşlığımız lise yıllarımda azaldı, üniversite koptu, evlenip oğlum doğduğunda yeniden başladı.

Artık işi bırakamıştım oğlumla ilgileniyordum, çocuklu insanlara ihtiyacım vardı. O yüzden yeniden görüşmeye başladık.

Oğlum doğduktan sonra hayatımın on yılı kabus gibi geçti.

Psikologlara gitmek zorunda kaldım. İlaç kullanmaya başladım.

Artık dünyaya katlanmak için dışarıdan yardım almam gerekiyordu.

Ben de ilaç kullanmaya başladım.

Şimdiki bilgime sahibim olsam ben de ki değişiklikleri daha kolay atlatırdım. Bu konuda rehberim oğlum oldu. Onun bana verdiği kitaplar sayesinde insan algısı hakkında bilgi sahibi oldum. Kendi ruh halimi korumayı öğrendim. Zihnimi temizlemeyi öğrendim.

İnsan bir dönemi hayata seyirci geçer. Benim seyirci olduğum dönemde mutsuz bir çocuktum. İnsanlardan uzak onları gözlemlerdim. Onlardan uzak durur ama onlarla yakından ilgilenirdim.

Manic depresif olup hayata katıldığım zaman başka biri oldum. İçimden konuşmayı bıraktım.

İçim dışıma çıktı. Artık konuşuyorum. Konuşmak yetmezse yazıyorum.

Yazmayı keşfettikten sonra her sene doğum günümde kendime yazı yazdım. Hepsinin konusu uzun süre aynı minvaldeydi.

Dünyaya geliş nedenimi sorguladım. Yazarken keşfettim ki benim nedenim yazmaktı. Ben yazarak insanlara ve kendime şifa olmayı başarıyordum.

İnsan nedenini öğrendiği zaman özünde olması gereken huzura kavuşuyor.

Artık doğum günümde yazı yazmayı unuttuyorum çünkü nedenim ortadan kalktı. Başka şeyler yazıyorum.

Kendimi, şahit olduklarımı dolaylı yoldan anlatmayı öğrendim.

Yazarken kendimi öğrendim.

Yazmak bir pencerenin önünde dışarıyı seyrederken ağzından hiç sen de olduğunu bilmediğin harflerin dökülmesi bir şey.

Ben yazarken kafamda resimler beliriyor bazen.

Bazen de önce duygumun resmi beliyor zihnimde zonra onu çıkarmak için yazmak zorunda hissediyorum.

İşte yazmak duygusunun resmi benim için pencerenin önünde dışarıyı seyreden bir kadının ağzından dökülen harfler.

Hayatımın bu anında huzurluyum. Çünkü kelimelerin efendisi olduğuma inanıyorum. Atların kulağına fısıldayan yabanıl adam gibi ben de insanlara dokunuyorum sözlerimle.

 

Patates Kızartması

11227882_1025738184103289_4520900153943540792_n.jpg

 

Öfkeliyim. Hep öfkeli biri oldum. Bir tek onun yanında kendimi huzurlu ve mutlu hissederdim. Aynaya bakar ve güzel bir görür gibi ya da pencereden baktığım güzel bir manzaranın içinde kendimi hayal eder gibi neşeli ve zinde hissederdim kendimi. En çok onun yanında kavga etmezdim, her şey yolunda gülümsemesi yüzüme yayılmış, gezinirdim etrafta.

Sonra canım sigara istedi bir sabah. Onun ceplerini karıştırdım. Bir sigara bulmaktı amacım. Telefonu çaldı. Kısık bir ses uyandın mı sevgilim diye sordu. Yanlış numara dedim. Afedersiniz dedi kısık ses. Telefonu kapatırken bir fark ettim. Yanlış numara telefonun kayıt numarasıydı. Onun ismine baktım uzun süre. Sonra giyinip dışarı çıktım. Yolda yürürken, sürekli yanlış numaranın kayıtlı ismini tekrarladım.

Bir saat sonra o aradı. Nereye kayboldun. Uyandım yoksun seni özledim dedi. Siktir yavşak dedim. Hı ne oldu? Yine ne yaptım dedi.

Bugün ne yapacaksın dedim. İşim var, kahvaltı edip çıkıyorum dedi.

Güzelmiş dedim, kahvaltıyı ben de öyle yemeğini Nihat orospusunda mı yiyeceksin?

Allah aşkına Nihat da kim? Neler saçmalıyorsun, dedi.

Ya bırak Allah aşkına seni aradı sabah Nihat dedim. Uyandın mı sevgilim diye açtı telefonu. Sesi de bir ılıktı sorma, kaçırdın.

Uzun süre sustu. Bayıldın mı lan? Dedim.

Nerdesin dedi,

Sana ne? Sana hesap mı vereceğim? dedim.

Gel konuşalım dedi, düşündüğün gibi değil.

Hım neymiş düşündüğüm gibi olmayan. Beni daha çok sevdiğini mi anlatacaksın.

Hayır, senden ayrılmak istiyorum. Aşık oldum. Ben de seninle konuşacaktım zaten. Ben dedi sustu yine

E sen dedim ne olmuş sana,

Ben nişanlandım. 6 ay oldu. Sana söyleyemedim. Tepkinden korktum. Bizimkiler çok ısrar etti. Ben de bir tanıyayım dedim kabul ettim görüşmeyi. Ama aşık oldum işte.

Tamam sus dedim, tırnaklarım uzamaya başlamıştı sanki birden, eve gidip onu öldürmek istedim. Kelimeyle öldürme yeteneğim olmadığı için kendime lanet ettim. Onu düşündükçe kendimden nefret ediyordum. Çaresiz olmak, öfkem ben de katliam yaratma hissi uyandırıyordu.

Kes sesini dedim. Allah belanı versin. Sana bir saat müddet, topla eşyalarını siktir git.

Kızım burası benim evim.

He sen siktir git diyorsun yani? Tamam lan bir saate gelip eşyalarımı alacağım. Ya da dur, yarın gelir alırım.

Onun yaşaması ağrıma gitmeye başlamıştı. Görmeye hiç dayanamazdım.

Kapadım telefonu. Boş ver, dedim kendime. Başkasına aşık olmuş, zorla yanında tutamazsın. Neden beni sevmiyor diye hayıflanacak değilsin ya. bir süre ağlar zırlarsın sonra geçer dünyanın sonu değil ya.

Ağladım.

Sahile gittim. Kendimi yalnız hissettiğim yerde bir banka oturdum. Anıra anıra ağladım. Kimse neyin var, diye sormadı. Beni kimse umursamadı. Ben de onları umursamadım. Pazar günlerinin ağzına sıçarcasına ağladım.

Yorulunca annemi aradım. Ona dedim ki, gözün aydın terk edildim.

Salak mısın sen dedi. Neden benim gözüm ayıyormuş?

Çünkü dedim kızlar analarının kaderini çeyiz olarak taşır koca evine. Babam seni aldattıysa aynısı bana da oldu. Sen babam öldükten sonra başka bir hayatı olduğunu cenazeye gelen sevgilisinden öğrendin. Ben sevgilimi arayan Nihat orospusundan.

Ne saçmalıyorsun kızım sen, dedi.

Sen de kalacağım bir süre dedim. Çünkü sevdiğim adam başkasına aşık olmuş.

Siktir et o sümsüğü, dedi. Seni kaldıramadı, başkasında moral buldu. Şaşırmadım. Adamın olmayan güvenini gıdıklıyorsun.

Neyse gelirim birazdan, bana patates kızartsana anne. Okuldan eve döndüğüm zamanlardaki gibi, dedim.

Tamam canım, gel bekliyorum, dedi.

Vay be dedim, içimden annemin canım demesi için canımın yanması gerekiyormuş.

 

Sevişgen Diyalog

tumblr_naz0n9Sa0r1sycn0qo1_400.jpg

Kadın ve adam kahvaltı etmek için buluşmuşlardı. Kafeteryanın kuytu bir yerine oturmuş konuşuyorlardı. Adam kıza doğru eğilmiş hararetle bir şeyler anlatıyordu. Karşısında oturan kadın, adamın yüzüne bakmıyor, telefonuyla oynuyordu. Adam cümlesini onaylatmak istediğinde kadının elindeki telefonu çekiyordu, tamam mı der gibi, karşıdaki telefonu vermeyip hayır, gibilerinden telefonunu kurcalamaya devam ediyordu.

Adam sözlerinin kadına değmediğini hissediyor masanın üzerinden kıza daha çok yaklaşırsa etkili olacağını düşünüp daha da uzanmaya çalışıyordu kadına. Sandalyesinde eğildikçe çok sevdiği, rengiyle gurur duyduğu çivit mavisi kilodu pantolonundan daha çok ortaya çıkıyordu.

Adamın kızgın haliyle dalga geçer gibi pantolonundan her an fırlayacakmış görünün mavi kilodunun kalın lastiğinde dokulu Batman suratları, etrafta oturan müşterileri keyifle seyreder gibiydi.

Adam kendini çamaşırıyla diğer erkeklerden ayrı hissediyordu. Onlar beyaz, çizgili pamuklu çamaşırlarıyla dolaşırken, o sarı, mavi, kırmızı çizgi film kahramanlı çamaşırlar giyer, düşük pantolonundan görünmesini umursamazdı. Kendi parasını kazanmaya başladığından beri giysilerini kendi alırdı. Özenli ve farklı giyindiğine inanırdı.

Sevgilisini de bu yüzden önemsiyordu. Kadın da renkli, gösterişli giysiler giymeyi severdi.

Şimdi kızgındı ama özünde seviyordu karşısında oturan kadını. Onunla etrafta gurur duyuyordu.

-Gece kalkıyorum cebime bakıyorum, sonra senin sayfana bakıyorum, facebook da bir şey yazmışsın. Saat 4 de ne yapıyorsun orada.

-Sana söyledim kaç kere, kapat hesaplarını ben de kapatacağım, dedim. Bakıyorum hala o oğlan ne yazarsa beğeniyorsun, gülüyorsun falan. Hoşlanmıyorum, istemiyorum dedim sana. Sevgilisi olan bir kadın bu aktif olmamalı.

-Ya ben de sana söyledim malın değilim senin. Senle tanışmadan önce de bir hayatım vardı benim. Neden senin istediğin gibi yaşamak zorundayım acaba? Hem ben senin gülücüklerine, canımlarına bir şey diyor muyum?

-O kadın benim erkek arkadaşım gibi. Hep aynı konuyu açıyorsun. Bu haksızlık. Çocukluğumuzdan beri tanışıyoruz biz. Ona eski sevgili muamelesi yapamazsın.

-Nedenmiş? Sen kendi fikirlerinle yargılıyorsun da benim bir fikrim olamaz mı?

-Bu zamana kadar senden bir şey yapmanı istedim mi? Söyle herhangi bir talebimi söyle. Sen nasıl bir hak bulabiliyorsun acaba?

-Tamam istemedin ama istesen yaparım, söyle.

-İyi o zaman bir daha o çocukluk arkadaşınla görüşme, kıskanıyorum. Ona canım demen, çat diye sana gelmesi, sen de kalması hoşuma gitmiyor. Ben sen de kalamıyorum ama o kalıyor.

-Biz çocukluk

-Ya bırak ya çocuklukmuş. İstemiyorum. Sonuçta güzel bir kadın, yemişim çocukluğunuzu. Kadın 23 yaşında taş gibi üstelik bana da gıcık oluyor. Bu seni rahatsız etmiyor mu?

-Alıngansın. Seni doğum gününe çağırmadı diye taktın kıza.

-Kız arkadaşınım ve kaynanam gibi kız bana tepkili bunu da aleni gösteriyor.

-Ya onun kızlarla arası iyi değil. Sadece sana değil. Anlaşamıyor.

-Ay ne güzel bir açıklama. Tamam ya ben sıkıldım. Sana çocukluk arkadaşınla güzel pijama partileri dilerim. Ben pes ediyorum artık. Her boku biliyorsun. Vay niye beğenmişim, niye gülmüşüm. Sonra da bana geldiğin bahanelere bak. Sen beni aptal mı sanıyorsun?

O sırada adama kaptırdığı telefonunu hızla adamın elinden çekip ayağa kalktı kadın. Çantasını omzuna atarken adam peşinden gitmek üzere toparlanıyordu, kadın ona dönüp, hiç zahmet etme, dedi. Seni bir daha görmek istemiyorum. Bir senedir senin saçma kıskançlık triplerine katlanıyorum. Otur oturduğun yerde, gelme peşimden, anladın mı? Bitti.

-Ama dedi, adam tüm söyledikleri için pişman olmuştu.

Kadın arkasını dönüp giderken telefonu kulağındaydı. Karşı taraftan alo sesi geldiğinde. Ne yapıyorsun, nerdesin, dedi kadın.

Evdeyim yeni kalktım dedi, telefondaki ses.

Seni çok özledim dedi kadın, bizimkilerle kahvaltı ettim, bunaldım, buluşalım mı?

-Tamam canım bekliyorum, gel dedi, telefondaki ses.

-Geliyorum, dedi kadın en tatlı sesiyle.

 

Zuhal Özden

 

 

 

Ben gemileri de uçakları da sevmiyorum.

tumblr_nv4o45L1wS1s5mulvo1_1280.jpg

 

Biz savaş başlamadan önce mutlu bir aileydik. Annem babam ablam her sabah kahvaltı sofrasında bir araya gelir sohbet ederdik. Babam bizi hep güldürürdü. Bir sabah babam işinden geri gelmedi. Annem sabaha kadar ağladı. Sabah bize kahvaltı hazırlamadı. Amcam kapımızı çaldığında annem korktu, yeniden ağlamaya başladı. Bize veda etmeye gelmiş. Amcam, dedi ki kadınları çocukları öldüren, onları satan insanlar şehrimizin yakınlarına kadar gelmişler. Onlara karşı savaşmaları gerekiyormuş. Babam bizi görmeye gelemezmiş çünkü onu hapse atmışlar. Neden hapse girdiğini bilmiyorum. Amcam söylemedi. Ortalık karışmış. Kimin dost olduğunun belli olmadığı zamanlardan geçiyormuşuz. Yengemler bize emanetmiş. Çok fazla dışarı çıkmadan dikkatli yaşamamız gerekiyormuş.

Amcam gitti. Babam hapse girdi. Annem bizi artık okula göndermiyor. Yengemler bizde kalıyor. Çünkü bizim evimiz onların evinden büyük.

Bazen geceleri dışarıdan silah sesleri geliyor. Artık ışıklarımız hiç yanmıyor. Ben karanlıktan korkmuyorum. Babamın eve gelmesini istiyorum. Annem babamdan bahsettiğim zaman ağlamaya başlıyor. Ben de ablama anlatıyorum, onu nasıl özlediğimi, ablam ağlamıyor, bazen gülüyor ama ağlıyormuş gibi gülüyor. Onun böyle gülmesi beni üzüyor.

Artık her gece dışarıda adamlar bağırıyor. Amcam haber göndermiş. Bizim buradan gitmemiz gerekiyormuş. Ben gitmek istemiyorum. Arkadaşlarımı görmüyorum. Annem onlarla oynamama izin vermiyor. Zaten dışarıda hiç çocuk yok. Ama bir gün oynarım diye düşünüyorum. Annemler gitmek için hazırlanıyor. Amcam yanınıza hiçbir şey almayın demiş. Onlar elbiselerine mücevherlerini dikiyor. Gittiğimiz yerde karnımız acıkınca onları satmamız gerekecekmiş. Hasta olursak, doktor parası yapacakmışız.

Gemiye bineceğimizi söyledi ablam. Ben hiç gemiye binmedim. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyorum. Vakit gelince, amcam bize haber yolladığında buradan gemiyle gidecekmişiz öyle, dedi.

Amcamın oğlu burada kalıp babasının yanında savaşmak istiyor. O daha 10 yaşında. Yengem çocuksun dediği için evden kaçmaya kalktı. Şimdi bizim odamızda yatıyor. Bizimle konuşmuyor. Hep duvara dönüyor yüzünü. Uyumuyor biliyorum. Geceleri ağladığını annemlere söylemedim. O da bana söz verdi. Gemiye gizlice Yara’yı bindirmeme yardım edecek.

Yara benim köpeğim. Babam onu sokakta bulmuş. Henüz daha iki aylıktı evimize getirdiğinde. Ona Yara diyorum çünkü babam dedi ki annesinden ayırıp sokağa atmışlar onu. Henüz daha annesinin sütünü emmesi gerekirken onu ayırmışlar annesinden. Gözlerine baksanız yaralı olduğunu siz de anlarsınız. Onun bizden başka kimsesi yok. O yüzden giderken onu da koynunda saklayacak Elias. Bana söz verdi.

Amcamın arkadaşı evimize geldiğinde biz odamızda uyuyorduk. Ablam duymuş. Evin içindeki yabancı sesleri. Bizi uyandırdı. Sessiz olun, içeride biri var, dedi. Elias hemen yastığının altına sakladığı babasının silahını alıp kapıya gitti. Ablam onu durdurdu. Bekle dedi. Dinle.

Kulağımızı kapıya dayayıp neler konuştuklarını dinlemeye çalıştık. O sırada kapı açıldı. Bizi kapıya dayalı gören yengem, kafasını sallayıp, hadi çocuklar hazırlanın çıkıyoruz dedi. Elias’ın elindeki tabancayı alıp, nerden buldun bunu sen diye fısıldadı. Babamın dedi Elias, kulağını annesinin parmaklarından kurtarmaya çalışmadan. Evet amcamınmış dedim, geceleri yastığının altında saklıyor. Bizi korumak için.

Tamam, tamam hadi, ben de duracak bu. Bir daha benden habersiz böyle tehlikeli şeyler yapmayacaksın dedi yengem.

Söz veremem , dedi Elias.

Çok konuşma dedi annesi, hadi çabuk giyinin.

E giyiniğiz ya diye söze girdi ablam.

E hadi o zaman çıkıyoruz, anneniz de hazır. Oyalanmayın, dedi Yengem.

Annemin yanına geldiğimizde, ablamı kolundan tutup yolundan çevirdi annem. Kızım bu ne hal, düğüne mi gidiyoruz. Çabuk git çıkar o üstündekini dedi.

Ama anne diye vızıldadı ablam, sabahları uyanırken çıkardığı sesle.

Hadi kızım, dikkat çekmemiz gerek. Sen artık çocuk değilsin. Git siyah pantonunla, yeşil kazağını giy. Çıkar o elbiyesi. Tövbe yarabbim. Hadi kızım oyalanma.

Ablam koşarak odaya geri döndü.

Elias’la ben göz göze geldik. O başını tamam gibi salladı. Elini karnına değdirdi. Merak etme burada demek istediğini anladım. Gizlice güldüm ben de.

Gemi dedikleri şey kocamanmış. Önce binmek istemedim. Korktum. Suda batar sandım. Bizi taşımaz sandım. O kadar çok insandık ki. Hiç birini tanımıyordum. Yaşadığımız şehirde ne çok insan varmış diye düşündüm. Oysa herkesi tanıdığımı sanırdım.

Geminin içi de kocamandı. Bizim oturduğumuz yer karanlık, deniz görünmüyor. O kadar çok insan var ki. Nefes almak çok zor. Anneme karnım acıktı dedim. Sabret dedi. Yanımıza ekmek aldık. Herkes uyuduktan sonra verecekmiş. Şimdi ayıp olur dedi. Herkese yetecek ekmeğimiz yoktu.

Uyumuşum.

Uyandığımda altıma işediğimi sandım. Evde yatağıma işemezdim ben. Yatağıma işediğimi sandım. Korktum. Gözlerimi açtığımda annem yüzüme bakıyordu. Korkma dedi. Herkes ıslaktı. Oturduğumuz yer su içindeydi. Elias ağlıyordu. Yara boğulmuş. Elias’ın koynunda havasızlıktan değil su yutup boğulmuş. İlk defa yorgunluktan uyumuş Elias. İlk defa utanmadan ağlıyor. Kimseyi umursamadan. Yara’ya üzülemedim. Elias’a üzüldüm. O ağlamasın diye üzülme dedim, senin suçun değil. Geminin suçu.

Biz de boğuluyorduk, bizi gemiden indirdiler. Bir bota bindik.

Soğuk yüzünden ablam hastalandı. Annem ateşinin olduğunu söylüyor.

Sonra yengem hastalandı. Koynundaki silahı Elias’a verdi. Ben ölürsem dedi, babanı bul oğlum.

Karanlıkta dışarıda olmak hiç güzel bir şey değilmiş. Soğukmuş.

Ablam hasta. Ateşi var. Yengem de hasta, öleceğini mırıldanıp duruyor. Oğlunu anneme emanet etti.

Ben soğuktan öleceğimizi düşünüyordum ki önce bir ışık gördüm sonra adamlar çıktı ışığın içinden. Bizi başka bir gemiye bindirdiler. İlk gemi kadar büyük değildi. Ama her taraf kuruydu. Ben binmek istemedim. Islanacağız, dedim. Beni kucağına alan adam.  Bana güldü. Neden güldü bilmiyorum. Islanmak hiç komik değil.

Ablam öldü. Soğuktan öldü. Yengem yaşıyor. Ama hep öksürüyor.

Şimdi biz kocaman bir çadırda kalıyoruz. Bizim gibi evini terk etmek zorunda kalan çocuklar ve aileleri var burada. Ben ve Elias  gibi babasını bırakıp gelmek zorunda kalan bir sürü çocuk var burada. Gündüzleri onlarla oturuyoruz. Ben Yara’yı anlattım. Küçük bir kız ağladı. Onun da Yara gibi bir köpeği varmış ama evde bırakmak zorunda kalmış. O da ölmüştür açlıktan diyormuş annesi. Büyük çok kötü diyor Elias. Babasının silahını annesi hastayken denize attı. Neden attın, dedim. Nefret ediyorum dedi. Kimden dedim. Bu silahı yapmak kimin aklına geldiyse ondan dedi.

Benim annem akşamları biz televizyon seyrederken bazen çamaşırları banyoda makineye koyar yanımıza gelirdi. Sonra da derdi ki, bu çamaşır makinesini kim icat ettiyse ondan Allah razı olsun. Babam da gülerdi.

Annem ablamın saçlarını düzelttiği fön makinesini icat edene kızardı ama. Ablamın her sabah kıvırcık saçlarını düzleştirmek için banyoda fönü çalıştırmasına sinir olur, hay bunu icat edene derdi.

Ablamı özlüyorum. Onun ağlamaklı gülüşünü de. Çok özlüyorum ama bazen seviniyorum öldüğü için. Çünkü ablam soğuyu hiç sevmezdi. Üşümekten öldü zaten. Ve şimdi bizim yattığımız yer çok soğuk. Ben her gece anneme sarılıyorum ama yine de çok üşüyorum.

Yengem diyor ki sıcak bir yere gidecekmişiz. Hiç üşümeyecek mişiz. Biraz sabretmemiz gerekiyormuş.

Yangın çıktı. İnsanlar öldü yine. O küçük kız öldü. Yara’ma ağlayan küçük kız öldü. O kadar çok ağladım ki. Herkes çok korktu. Ben her şey için ağladım. Babamı özlediğim için, Yara için, ablamı özlediğim için, Elias ağladığı için. Evimizi özlediğim için ağladım. Annem beni zor susturdu. Korkutuyorsun beni dedi.

Çadırları ısınmak istedikleri için yanmış. O kadar çok bağırdılar ki. Ama yardım edemedik. Annesi babası, kardeşleri hepsi yandı. Onlar yok artık.

Biz yarın buradan gidiyoruz. Otobüs biletlerimizi amcamın arkadaşı almış.

Annem ve yengem seviniyor. Ben artık sevinmiyorum. Hiçbir şeye sevinmek istemiyorum. Kızgınım. Neye kızgın olduğumu bilmiyorum. Hep ağlamak istiyorum. Annem korkmasın diye ağlamıyorum. Babam da ölecek biliyorum. Tanıdığım herkes ölüyor. Ben geceleri dua ediyorum. Ölmek istiyorum diyorum. Beni öldür. Başkasının öldüğünü görmek istemiyorum artık. Her akşam belki ölürüm diye uyumaya zorluyorum kendimi. Ama soğukta hemen uyunmuyor. Sabah yine uyanıyorum ve yine kızmaya başlıyorum.

Otobüste annemin kucağında oturdum. Çok sıcaktı. Bize kek verdiler. Bir ara otobüs durduğunda herkes yemek yerken biz otobüsten inmedik sonra bir kadın geldi. Bizi dışarı çağırdı, gülümsüyordu. Annemde ona güldü. Hayır diye kafasını salladı. O annemi dinlemedi. Beni koltuğumdan kaldırdı. Hepimiz dışarı çıktık. Bize yemek aldı. Hep birlikte onun çocuklarıyla birlikte oturdukları sofrada yedik. Annemin mutlu zamanlarımızda yaptığı gözlemelere benziyordu yediklerimiz. Ben ağlamak istedim ama yine anneme bakınca vazgeçtim. Hem zaten annem gülüyordu.

Bir sürü bisküvi aldı gülen kadın. Ama ben onları şimdi yemeyeceğim. Karnım aç uyumak istemediğim zamanlara saklayacağım.

Yengem otobüsten inince bir adam gösterdi. Onun yanına gittik. Ona sarıldı. Annem onunla tokalaştı. Adam ağladı. Yengemle annem de ağladı. Bundan nefret ettim.

Adamın evi kocaman. Otelmiş. İnsanlar kalıyormuş. Turistler. Burada kendi dilimizi konuşmayı sevdim. Belki de onlar tanıdığımız olduğu için. Adamın karısı da bizi görünce ağladı.

Yemek yedik. Sanki evimizdeymiş gibi oldu. Neden bilmiyorum. Sanki burada içime küçük bir kuş yerleşti. Şarkı söylüyor. Öğretmenimin okulda öğrettiği şarkıları değil annemin mutlu zamanlarımızda mutfakta yemek yaparken söylediği şarkıları söylüyor. Ben de gülüyorum. Elias da mutlu. Evde onun yaşında bir kız var. Adı Melek. Onu da sevdim. Her sabah okula gidiyor. Biz de okula gidecekmişiz. Annem öyle dedi.

Annemle yengem otelde çalışıyor.

Biz Elias ile evde kalıyoruz. Akşamları yemek yapıyor Elias. Ona yardım etmeme izin veriyor. Birlikte sofrayı kuruyoruz. Babam gibi o da bizi güldürüyor. Yengem şaklaban bu çocuk diyor.

Burada uçaklar evlerin çatılarına çok yakın geçiyor. Korkuyorum. Yeniden kızgın olmaktan korkuyorum. Annemin ölmesinden korkuyorum. Onunla uyuyorum geceleri. Çişim gelince anneme bakıyorum. Ona iyice sokulup kalbini dinliyorum. Sonra yalvarıyorum, lütfen diyorum ölmesin. Ondan başka kimsem yok. Biliyorum babam öldü. Ama anneme söylemiyorum.

Hayatın Bir Yerinde Masumiyetimizi Kaybederiz

10363365_1424606324483382_8415053304448597410_n

İki gündür evden dışarı çıkmadım. Onların yatak odasına giremiyorum. Dolapta hiçbir şey kalmamıştı. Gidip marketten alış veriş yaptım. Alışkanlıkla sofraya üç tabak koyduğumu fark ettiğimde bir an içim burkuldu ama yine de üzülmedim. Aklıma çocukluğum geldi. Ablam sofraya oturduğumuzda sevmediği yemeği hep tabağıma boca ederdi. Ondan korkmazdım ama annemin ona kızmasını da istemezdim o yüzden sesimi çıkarmadan onun yemeğini de yerdim. Annem bazen yavaş yediğim için beni azarlardı. İşte o zaman ablamın sessiz gülüşünden nefret ederdim.

Mercimek çorbası yaptım. Kendi tabağıma doldurup iştahla yedim. Çok güzel olmuştu. En güzel yaptığım çorbalardan biridir. Eniştem hiç sevmez. Sofrada olsaydı kesin kavga çıkarırdı. Ablam da bana ters ters bakardı, yine huzurumuzu kaçırdın der gibi.

Etli biber dolması da yaptım. Çok severim. Çocukluğumu hatırlatıyor bana bu yemek. Annemin bize yemek pişirdiği zamanları. Mutfağın hep yemek koktuğu, mutlu günlerimizi.

Yemeğin pişerken biberlerin kokusunu çok severdim ama tabağımda içini yer kabuklarını ayırırdım. Annem her seferinde tadına bakmadan şunları yıllardır ayırıyorsun ya çok tuhafsın derdi. Belki de seveceksin, bir tadına bak, ölmezsin.

Babam rahat bırak kızımı derdi. Ben söylenenlere aldırmaz iştahla biberlerin içini yemeğe devam ederdim. Boş tabakların başında annemle babam oturup beni seyrediyormuş gibi yedim yemeğimi.

Onlar ölmeden önce hayatım çok güzeldi.

Gerçekten güzeldi.

Beni umursarlardı.

Neye üzüleceğimi, neleri sevdiğimi bilirlerdi.

Onların yanında hayat kolaydı.

Önce babam uykusunda öldü. Beyin kanaması dediler.
Annem yanında o uyurken babamın ölmesini kabullenmedi.

İki ay boyunca her gün ağladı. Bir daha yatağında yatmadı. Herkese küstü. Kendine bile. Kimseyle konuşmadı. Babama da küstü belki. Ona başsağlığına gelenlerin yanına çıkmadı.

Annem iki ay içinde ağlamaktan öldü.

Ablam onlar yaşarken evden bir gece kaçıp, eniştemle evlenmişti.

Babam onu bir daha eve almadı. Küstü ablama. Annem gizli gizli ablamı görmeye giderdi. Ben de giderdim bazen.

Ablam mutlu muydu bilmiyorum. Sessiz görünürdü.

Eniştem evde olmazdı, biz gittiğimizde.

Ablam babama benzerdi. Onun gibi inatçı ve kindardı.

Annemin cenazesinde evimize geldiler. Ablam 15 gün kaldı benimle. Hiç konuşmadı, ağlamadı da.

Eniştem bir gece yarısı elinde bavulları çıkageldi. İflas ettim dedi. Bir süre burada kalacağız. Evimiz gitti elimizden.

Bir gece ablamın ağlama sesine uyandım. Eniştem tıslar gibi konuşuyordu.

Onlar artık annemlerin odasında yatıyordu. Ablam sabaha kadar ağladı.

Sabaha bekledim ben de.

Kahvaltıda yanağındaki morluğun sebebini sordum ona, kapıya çarptım dedi. İnanmadım.

Eniştem artık her gece annemlerin odasında tıslıyordu. Ablam ağlıyordu.

Ben artık dayanamıyordum. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. Eniştemin bize gelirken getirdiği bavulunu pencereden fırlatıp atmak, onu evimizden kovmak istiyordum ama ablamdan çekiniyordum.

Bir gece apartmandan gelen çığlıklara uyandım.

Koşup kapıya gittiğimde ablamı karşı komşumuzun kapısında buldum. Ağlıyordu. İmdat diye kapıya vuruyordu. Eniştem saçlarına yapışmış onu içeri çekmeye çalışıyordu.

Bırak ablamı, defol evimizden diye bağırdım. Eniştem bana dönüp yüzüme yumruk attı.

Karşı komşumuz polis çağırmış. Ablam şikayetçi olmadı. Ben de bir şey diyemedim.

Eniştem sadece ablamı dövmüyor artık onu bayıltana kadar dövdükten sonra beni de evden kovuyor. Nereye gideceğim gidecek yerim yok dediğim de beni de dövüyor.

Polis çağıran karşı komşumuz bana bir kısmet bulduğunu söyledi. Başka türlü bunlardan kurtulamazsın dedi.

Ben de kabul ettim. Evleneceğim adam 70 yaşındaymış yalnız yaşıyormuş. Beni evine götürdü. Adam olmaz dedi, seninle evlenemem. Çocuklarım izin vermez. Çok gençsin. 40 yaşında bir kadınla baş edemem ben dedi. Hayır dedim, lütfen beni eve gönderme. Bu evden gitmeyeceğim. Polis çağırırım dedi.

Komşum beni zorla çıkardı adamın evinden. Yolda beni azarladı. Rezil etti beni dedi. Pişman oldum. Bir daha asla bulaşmam böyle işlere.

İşte o zaman karar verdim.

Yalnız döneceğim eve dedim.

Sen bilirsin dedi.

Ayrıldık.

Sokaklarda gezdim bir süre. Annemin çiçeksine gittim. Sanki annemin kızı gibi sohbet ettim adamla. İlaç aldım. Annem çiçekleri çoktan ölmüştü oysa.

Eve gelince hemen mutfağa girdim. Ablam ve eniştemin dünyada her şey yolundaymış gibi oturup birlikte televizyon seyretmeleri kararımı daha çok kesinleştirmişti.

Taze fasulye pişirdim. Ablam severdi. Yoğurt çorbası yaptım. Eniştem severdi. Pilav yaptım. Hepimiz severdik. Hepsine ilaç kattım.

Oturup yemeklerini yerken onları seyrettim. Bana neden yemediğimi sormadılar, ben de hiçbir şey söylemedim.

Akşam odalarına çekildiklerinde seslerini duymadım. Sabah uyandığımda ortalıkta görünmüyorlardı. Odalarına girdim. İkisinin de yatakta yatmaya devam ettiklerini gördüm. Ağızlarında beyaz köpükler vardı.

Kapıyı üzerlerine kapadım.

İki gündür içeride yatıyorlar. Eniştem babamın bankadaki birikmiş parasını ondan almak için her gece ablamı dövdü. Onu ikna edemeyince beni dövdü. Ben bu sabah paranın hepsini çekip bu şehirden gideceğim.

Belki polis beni yakalar. Bilmiyorum.

Belki bir hücrede başlayacak yeni hayatım ya da yeni bir şehirde. Ama hepsi onlarda yaşadıklarımdan çok daha güzel olacak biliyorum.

 

Biraz Seks

12313778_1711071402440484_3704737795742145980_n.jpg

Karnımın içi ağrıyor, dedi kadın, ne zaman uzun süre sevişmesem karnımın içi ağrıyor. Kaşları çatık, yüzü asıktı. Yanında oturan adam gerinip uzandı yanına, hımm benim de kasıklarım ağrır hep dedi. Evet biliyorum dedi kadın, sigarasına uzanırken. Baksana burada içmesen olmaz mı? diyerek kadının elinin altından sigarayı alıp kendi yanına koydu. Yavaş ol bakalım dedi kadın, üzerinden uzanıp sigarasını alırken. Burası benim evim, kurallarını kendi evine sakla.

Yataktan kalkıp banyoya giren adama aldırmadan yaktı sigarasını. Saçlarını ensesinde düğümledi. Yatağın altına uzanıp kül tablasını çıkardı. Derin bir nefes çekip içine banyoda duş alan adamı seyretti.

Aklına gelen şeyle yataktan hızla fırlayıp balkon kapısını açtığında üzerinde bir şey olmadığını fark edip hızla odanın içine geri döndü. Telaşla etrafına bakındı. Çıkardığı giysilerini karıştırıp, etrafa savurdu. Kahretsin, diye mırıldandı.

Hızla banyoya girip bornozunu üzerine geçirip alışkanlıkla belinde kemerini arandı. Bulamayınca öfkeyle küfür savurup, yeniden balkona koştu. Beline kadar aşağı sarkıp etrafa göz gezdirdi.

Banyoya geri dönüp duşa kabının kapısını açtı. Suyun altındaki adam sırıtarak ona yer açtı. Kadının ciddi yüzünü görünce sırıtmak vazgeçip, ne oldu der gibi yüzüne baktı. Biz nasıl geldik akşam, arabayı nereye park ettik.

Adam yeniden sırıtmaya başladı. Hatırlamıyor musun? Taksiyle geldik. Arabayı kim kullanacaktı ki? Kafamız taşak gibiydi.

Evet ya, ben de diyorum kapının zili neden çalmıyor. Her pazar dallama herifin teki arabayı çekmem için zili çalıyor.

Araba mekanın otoparkında, kahvaltıdan sonra gider alırız.

Tamam tamam alırız, ben kahvaltı hazırlıyım.

Ya gel duş al, sonra karnın ağrır.

Bir siktir git ya, şirketin arabası zaten. İyi ki bir şey dedik he. Elini çabuk tut. Öğleden sonra şirkete uğramam lazım benim, işim var bugün.

Ben de gelirim olmaz mı?

Olmaz efendim. Şirkette dedikodu edecek malzeme eksikti bir de bizi konuşsunlar öyle mi? Kalsın.

Ne var, birlikte bir Pazar kahvaltısı edemez miyiz yani?

Edemeyiz efendim. Her gün şirkette birbirimizi görüyoruz, Pazar günü de neden birlikte olalım. Allah Allah hadi ya çok konuşma da giyin.

Senin için şirkette söylenenler gerçekmiş he? Dedikodu sanıyordum ben de.

Ne diyorlarmış benim hakkım da?

Huysuz, geçimsiz diyorlar. Ama Allah var ya sevişmedikleri kesin.

Senin için de geveze hıyarın teki diyorlar.

Hadi ya ciddi mi?

Ya üstüne kapıyı kitler giderim yemin ederim, biraz daha oyalanırsan.

Imm olur kitle, ben seni beklerim.

Ya saçmalama, yürü…

Aman iyi ya söylesene bir daha ne zaman çıkıyoruz. Gece yani, çok eğlendim akşam ben.

Bilmiyorum, bakarız. Ne biliyim. Randevü defterim yok.

Hafta sonu bir yerlere kaçalım.

Allahım ya manyak mısın sen? Sen bardan kız falan kaldırmadın mı hiç? Ne hafta sonu ya?

Ay sen beni bardan mı kaldırdın?

Evet, kanepe de yatırmadım sadece.

Kalbimi kırıyorsun ama

Of ya bekaretini almışım gibi konuşma yürü, kahvaltı da etmiyoruz, uğraşamam. Yolda bir şeyler alırız.

Simit sarayına götürcen mi beni?

Zıkkım yedircem he, götürcem seni.

Götür valla yerim. Kalbimi kırdın ama olsun.