Avlu

ChcMHDaW0AA9ULZ

 

Caminin avlusunda toplanmış insanlar ciddi suratlarıyla ondan bahsediyor.

Kimse bana haber vermedi.

Gece uyumak için hiç bir yatağı beğenemedim, üzerime örttüğüm her şey o kadar çok ısınmama neden oldu ki yanmamak için örtünmekten vazgeçtim. Sabaha kadar üşüdüm.

Günü iple çekmekten yorgun, sigara molası vermiştim ki pencerenin aydınlığında, aklıma düşenler yüzünden buraya geldim.

Beni görünce şaşırdığını belli etmek istemeyen garsonun gözlerine aldırmadım. Defterimi çıkarıp, ona bir çay getirmesini söyledim. Yanında istemediğim poğaçamı da getirdi. Sigaramı aç karnıma içmemi istemiyor diye, düşündüm. İtiraz etmeden bir ısırık aldım, fırından yeni çıkmış poğaçadan. Damağım yandı. Onun sesini duydum. Karşıma oturmuş, miden ağrıyacak, diyordu. Tadını almadan bir ısırık daha aldım. Çayım da çok sıcaktı, bir nefeste yudumladım.

Karşımdaki caminin kubbesi bir kadın memesi gibi görünüyordu, kağıdın üzerine kavisler çizmeye başladım. Ortadaki büyük memeden başlayıp diğer iki memeyi bitirmiştim ki sela okundu.

Tanıdığım herkes yavaş yavaş avluyu dolduruyordu. Bitirdiğim kubbenin etrafına aceleyle minareler çizmeye başladım. Kalkmak istiyordum, elim kağıdı bırakmıyordu.

Garson, annesini bekleyen küçük kızı avutur gibi istemeden masama çay taşıyordu sürekli. Minik çilekli pastaları masama koyarken, tanıdık bir gülümsemeyle, müessesemizin ikramı deyip, hızla uzaklaştı.

Bunları severdim, çileğini yerdim önce sonra kremalı hamurunu damağım da gezdirmek hoşuma giderdi.

Lisedeyken öğlen yemeğimden param artarsa buraya gelir, eve geç kalma sınırlarımı burada zorlardım.

O da buraya çok sık gelirdi.

Her şey kavgayla başladı.

Bizim masaya bakıp arkadaşlarıyla gülüyorlardı.

Aynı okula gidiyorduk. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştım. Sinirlenince başka biri olurdum. O gün gururumu kırmıştı, bana bakıp gülmesi. Onların masasına seslenmiştim oturduğum yerden, siz neden kendi işinize bakmıyorsunuz, geri zekalılar, demiştim.

Kahkahalarla gülmüşlerdi hep birlikte. En çokta ona bakıp gülmüştü arkadaşları. O başını öne eğmişti gülerken.

Okulda bir kız bizim sınıfa gelip adımı sormuştu. Ondan bahsedip, bana aşık olduğunu, tanışmak istediğini söylemişti. Çok kızmıştım. Alay ettiğini düşünmüştüm, çünkü o çok yakışıklıydı. Okulun en güzel kızlarıyla arkadaşlık ederdi. Hayır, demiştim ben onu istemiyorum. Hadi canım demişti, yabancı kız, biri mi var?. Hayır demiştim, o sinirimi bozuyor. Hım demişti, her şeyi anlamış gibi, anladım. Sen bilirsin.

Çekip gitmişti sınıftan.

Onunla hayal edemiyordum kendimi, güzel kızlarla birlikte olan birinin benimle ne işi olabilirdi. İlgisi gerçek gelmemişti bana, yine de sevinmeden duramıyorum.

Alay ederler diye hiç bir arkadaşıma anlatmadım.

O vazgeçmedi benden, tenefüslerde sınıfın önüne geliyordu, her zaman burada bir masada oturur bana bakardı. Eve giderken peşimden gelir, kapıdan girene kadar gitmezdi. Evimize sessiz telefonlar geliyordu.

O yabancı kız bir mektup bıraktı sonunda sınıfa. Yazısı onun kadar güzeldi. Tıpkı benim gibi düşünüyordu.

Beni hep düşündüğünü yazıyordu. Onu kabul etmememi anlıyormuş ama düşünmeden edemiyormuş. O mutluymuş.

İlk burada benim masama oturduğunda hiç kızmadım, sinirlenmedim. Heyecanlıydım. Çayımı içerken çok korkmuştum, ağzımı bulamamaktan korkmuştum. Yerini biliyordum da. Elimin itaat edeceğinden emin değildim. O masamdayken hiç bir şeyden emin olmadan, okuldan konuştuk.

Bir daha kimse bizi ayıramadı. Kuzenim babama, benim her gün onunla okul yolunda yürüdüğümü söyleyene kadar.

Babam bir daha onunla görüşmeyeceksin, dedi. O bana hiç bağırmazdı, ben de onun bağırmayan yanına güvenip, görüşeceğim dedim. Bu hoşuma gidiyor.

Babam yüzüme tokat attı. Duvara itti beni. Buradan çıkmayacaksın dedi, aklın başına gelene kadar. Burnum duvara çarptı. Duvar kan oldu.

Aldırmadım, babam da aldırmadı.

Bir hafta okula göndermedi beni. Her akşam odama gelip anlaştık mı diye sordu. Aklın başına geldi mi. İnsan gibi okula gidip,r gelecek misin? Bir hafta hayır dedim, gelmedi dedim. Üzerime kapıyı kitleyip gitti.

Beni okuldan aldı. Sadece kızların olduğu bir okula gönderdi. Her gün değil babam unuttuktan sonra gördüm onu. Mektuplarını kız arkadaşımın adresine gönderiyordu.

Okul bittiğinde bana kazandığı üniversite yüzünden şehirden gitmek zorunda olduğunu söyledi.

Babam arada bir odama girer, her yeri karıştırırdı. Bir iz arardı. Aklımdan, kalbimden geçenlerden. Oysa ben tedbirliydim. İçimdekileri dışarı çıkarmamaya, duvardaki kanımı gördüğümde karar vermiştim. Sızanları derhal temizlerdim.

Babam bir daha beni duvara hiç çarpmadı. Ben de babamla bir daha hiç anlaşmaya yanaşmadım.

Derslerim kötüydü. Kazandığım okul yüzünden ben de şehirden gitmek zorunda kaldım. Onun gittiği şehre gidemedim. Okulu sevmediğimden mi yoksa başka şehirde yaşamak istemediğimden mi bilmiyorum artık mektup okumak istemiyordum.

Artık kelimelere inanmıyordum. O yüzden sınıftan bir çocukla ülkeyi terk ettim.

Sınıfta ki çocuk kaçmak zorundaydı, kaçmazsa işkencede ölmeleceğinden bahsediyordu.

Ben kaçmak zorundaydım, sevmek işkencem olmuştu.

Siyasi hiç bir geçmişim olmamasına rağmen arkadaşımın geçmişi ikimizi de yabancı bir ülkede mülteci yapmaya yetti.

Ben artık benim gibi ülkelerinden kaçan kadınların psikolojik tedavi gördüğü bir merkezde çalışmaya başlamıştım. O kadar çok hikaye dinledim ki onlardan ve o kadar yalnızdım ki çizmeye başladım. Kelimeleri sevmiyordum. İçim kabardığında hayal ettiklerimin özeti bir resimde toplanıyordu. Onu içimden çıkarmadan rahat edemiyordum artık.

Saatlerce konuşur gibi çizmeye o zaman başladım.

Ziguratlar çiziyordum, her merdivenin de biraz daha yorulan adamlar çıkarıyordum en tepelere. Gözler çiziyordum, cinsiyeti cinsi belli olmayan, içine çekildiğim, içinden gökyüzü, deniz  görünen gözler. Yüzü olmayan saçlar dökülüyordu kalemimden rüzgarını hissettiğim.

Babam beni görmek istediğini söylediğinde eve geri döndüm.Hakkını helal et dedi, ölmek istiyorum. Ölemiyorum senin yüzünden.

Helal olsun dedim, babam inandı. Ama tanrı inanmadı. Babam hemen ölmedi. Tüm dostlarını çağırdı, beni öldürün dedi. Kimse onun için tanrıyla ters düşmek istemedi. Hepsi gözlerini kaçırdılar babamdan.

Annemi gördüğünü söyledi, duvarlara bakıp onu takip etti gözleri, annem gidecek yolu arıyordu babam da onu bekliyordu sanki gitmek için. Annem yolu buldu, sonra babam peşinden gitti. Ölürken gülümsüyordu.

Annem onu şakaları yüzünden azarlardığı zaman ki tanıdık gülümsemesiyle öldü babam.

Evimize ben yerleştim, çocukluğumdaki gibi odamda yaşamaya başladım yeniden. Uykusuz geceye kadar da yorganı burnuma çeker, sabaha mutlu uyanırdım.

Avlunun geçmişimle dolu olduğu cami de onun namazını kılıyorlar. Nasıl bilirdiniz diyecek, birazdan imam. İyi bilirdik diyeceğim. İyi biriydi. Kocamandı, içinde huzurla gezinmenize izin verirdi. İstediğinizde giderdiniz ama döndüğünüz de yeriniz bıraktığınız gibiydi.

Kimse bana haber vermedi. O öldü, diye aramadı. Ben bildim. Kendim geldim. Gidecek bir yerim kalmadığını dün gece yandığım da anladım.

Hiç kimse beni tanımadı. Onlar mezarlığa giderken, yeni sayfama kocaman bir kapı çizmeye başlamıştım bile. İki kanadı açık kapının üzerindeki şekilleri görmeden çiziyordum, avludan çıkanları izlerken.

Şekilleri tarif edemem, görmeniz lazım. Ben daha önce hiç görmedim, parmaklarıma itaat ediyorum sadece.

Garson masama bir avuç peçete bıraktı. Ağlayankimsesizçocuğun koluna burnunu silmesini istemez gibi.

 

Reklamlar

BüyükAdam

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Salonda oturmuş kristal kadehlerine koydukları kolalarını içerken, sırf filtresinde ki renkli çiçeklerden dolayı seçtikleri sigaralarını tüttürüyorlardı. Özel zamanlar dışında salona girmeleri yasaktı. Kristal bardaklar özel misafirler içindi, kola içmeleri yasak değildi.

Küçük olan annemle babam sevişiyorlar dedi. Sigarasından çektiği dumanı yutan abla bir süre öksürdükten sonra yalan söylüyorsun, dedi. Hayır yalan söylemiyorum dedi, öfkeyle kardeşi, gördüm.

Ablası nasıl, demeye utandı, ama kardeşinin durmaya niyeti yoktu. Onu utandırmaktan her zaman zevk alıyordu. Gece çok gülüyorlardı, ben de gülmek istedim. Kapılarını açtım, gördüm işte, babam…

Tamam, dedi ablası, oynamıyorum. Hadi kalk bardakları yıkayalım. Annem gelmeden salonun camlarını açmamız lazım. O sigarayı da annemin çantasına geri koy.

Evlerinin salonu anneleri evden gidince oyun alanları olurdu, dokundurmadığı eşyalarda oyuncakları. Misafircilik oynarlardı.

Nedenmiş diye itiraz etti, kardeşi. O içmiyor ki zaten, anlamaz. Çantasında taşıyor işte. Hem iki paket daha var, fark etmez bile.

Evde en fazla azar işiten küçük kardeşti, en cesur olanda. Ama en çok üzülen abla olurdu, o huzursuzluktan hoşlanmazdı. Kardeşini azarladıklarında o yeni bir muzurlukla intikamını almayı düşünürken abla kederlenirdi.

Ev de sadece iki çocuk değillerdi bir de erkek kardeşleri vardı ama annelerinin kızlardan ayrı tuttuğu gibi kendini o da kardeşlerinden uzak tutardı. Kızlar da erkek kardeşlerinden pek haz etmezler ikisi bir olup oğlanın canını okurlardı.

Oğlan konuşmayı fazla sevmezdi. O da kızlara karşı tek başına sessizlikle donatmıştı kendini. İşini sessiz görürdü. Kızdı mı gider kızların sevdiği bir kazağın ucundan keserdi. Bunu kızlardan öğrenmişti. Kızlar oğlanın eşyalarına zarar vermek için fırlatır pencereden atarlardı. O tutar keserdi. Annesinin dikiş makinesinin örtüsünü, ablasının kazağını, okuduğu gazetenin sevdiği sayfalarını özenle keser bir köşeye saklardı.

Kızlar liseye başladıklarında eve hummalı bir dedikodu yayıldı. Babaları annelerini aldatıyordu. Haberi küçük kız kardeş yaymıştı. Boşanacaklardı. Annesi onlara belli etmiyordu ama küçük kız kardeş biliyordu. Teyzeleri konuşurken duymuştu. Annesine bir kadın telefon edip, kocanla birbirimizi seviyoruz, çık aradan demiş. Anneleri aradan çıkmayı düşünüyormuş. Kadının bir oğlu varmış. Artık dört kardeş olmuşlar. Kadın çocuğunu alıp yakında evlerine gelecekmiş, anneleri aradan çıkınca.

En küçük oğlan kardeş uzun süredir babasının yanında çalışıyordu hafta sonları. Telefonlara bakıyor, ofiste ayak işlerine yardım ediyordu. O da babasının kadınlara olan davranışlarının farkındaydı. Kızlarla bunu hiç konuşmadı.

Oğlu olan kadınla nasıl tanıştığını biliyordu. Babası onu yağmurlu bir günde arabasına almış, kadın arada ofisine uğrar olmuştu. Yanında hep oğlu oluyordu. İki oğlan baş başa öğlen yemeklerini yerken, babası kadını yemeğe götürüyordu.

Babasının sekreteri de hoşlanmıyordu kadından, ilk günler çok ağlamıştı. Şimdi sadece kadın geldiğinde suratını asıyordu. İşten ayrılmak istediğini söyleyecekti. Oğlana öyle diyordu. Çocuk babasına söylemesi için söylediğini hissediyor, bu konuda babasıyla konuşmuyordu.

Oğlan, iş yerine gelen adamlardan da hoşlanmıyordu. Okulunu bitirdiği zaman onun seçeceği meslekte asla böyle adamların olmasını istemediğine karar vermişti. O aptal şakalar yapmayan, kendi söylediklerine gülmeyen, ciddi adamların çalıştığı bir iş yerinde iş bulacaktı kendine.

Babası kapısına gelen tüm satıcılarla sohbet eder, ihtiyacı olmayan her şeyi satın alırdı onlardan. Ofisin de kitap satıcılarından aldığı birbiriyle alakasız bir sürü kitap seti vardı. Beş cilt yemek kitabı, sağlık ansiklopedisi, dünya tarihi, sanat tarihi, dünya masalları, uzaylılar…

Oğlan, babası ofiste olmadığı zaman kitapları karıştırırdı. En çok resimlere bakmayı severdi Karnı acıktıysa yemek kitabının sayfalarını karıştırır, hayal kurardı. Henüz hangi mesleği seçeceğine karar veremediği için Kim Kimdir kitabını açar mesleklerin özelliklerini okur, resimlerine bakardı.

Dünya Mitoloji kitabını karıştırmayı da seviyordu. Elinde ok olan tombul çocuk, denizden çıkan at, kafasında her bir saç kılı kadar yılan olan kadın, at gövdeli adamlar. Atların üzerinde uçan kadınlar. Dağın tepesinde oturan uzun sakallı tanrılar.

Oğlanın en sevdiği hikaye taşta çıkan çocuktu. Bir tanrıçayı görünce heyecanlanan çoban menisini taşa fışkırtmış tanrıça taşı alıp tanrıların dağına gitmiş taş zamanla ısınmaya başlamış o kadar çok ısınmış ki sonunda çatlayıp içinden bir çocuk çıkmıştı. Annesi çocuğu yedi kez kutsal nehre sokmuş çocuğun bedeni yaralardan hasar almayacak güce kavuşmuştu. Ona hiç bir ok işlemezdi artık. Ama annesi oğlunu suya sokarken onu dizlerinden tutmuş o yüzden oğlunun dizleri etten kemikten kalmıştı. Ve oğlu dizlerinden yaralanıp ölüyordu sonunda.

Oğlan ölümsüz olmanın iyi bir şey olmadığını biliyordu ama güçlü olmak istiyordu. Ateşi çalacak kadar da cesur hissediyordu kendini.

Kitabın sayfalarında kahramanların arasında dolaşmak hoşuna gidiyordu.

Yaz tatillerinde babasına katlanmayı, o sıkıcı saatleri hızla eritmeyi, kitaplar sayesinde başardı.

Daha da sessiz oldu, artık hayal kuracak daha çok şeyi vardı.

Üniversiteyi bitirip evlenmeye karar verdiğinde annesi ölmüştü. Ölürken oğlunu, gelinini yalnız bıraktığı için üzgündü annesi. Kızlar annelerinin ölümüne fazla üzülmediler. Madem ki anneleri oğulları için yaşamak istiyordu, üzülmekte oğullarına düşerdi. Ama oğlan da yeni evlenmişti. Evlenmek yeni bir dünyaya adım atmaktı. Yeni dünya yeni insanlar içindi. Eskilerini yanında getirdin mi çabuk eskirdi.

Oğlanın dünyası çabuk eskidi çünkü babası eski kafalıydı.

Karısı ölünce yalnız kalmıştı. O hayatın dışarı yanını biliyordu. Yarım kalmıştı, ev yanı yok olmuştu çünkü. Evde tek başına nasıl yaşanır bilmiyordu. Hükümranlığı devam ettireceği tek yer oğlunun yanıydı.Hak buydu. Erkek çocuklarının evi, baba evinin devamıydı, doğal olarak karısının ölümüyle evinde sönen ışık, oğlunun evinde devam edecekti.

O da oğlunun evinde hüküm sürmeye karar verdi.

Oğlan tek kişilik hayatına karısını dahil edip yaşamaya karar verdikten sonra değişmişti elbet. Sessizdi yine ama kapalı değildi. Etrafta ki sesleri duyuyor onlara merhametle tepki vermeyi öğreniyordu.

Baba bu merhametin gölgesinde yaşamaya kararlıydı.

Oğlan çocukluğunda en sevdiği hikayeyi daha çok hatırlıyor bu günlerde. Etten kemikten olan, annesinin nehre daldırırken tuttuğu dizlerinden vurulan yarı tanrı çoban çocuğunu.

Bavul

12645047_10153988746438938_6860440176640020148_n

Kocasından boşanmıştı. Onunla evlenmeyi oysa ne çok istemişti, boşanmayı istediği kadar çok, onu gördüğünde istemişti. Her sabah yanında uyanmanın en büyük lüks olduğunu düşünmüştü. Uyandıkça unuttu, başka şeylerle ilgilenmeye başladı. Kızının doğumu, annesinin hastalığı, işten atılması, kocasıyla ettikleri kavgalar. Uyanmak önemini yitirmişti. Erkenden kalkar kahvaltıyı hazırlar, kocasını uyandırırdı. Evliliklerinin ilk zamanlarında kocası uyanırken huysuzluk edince sinirlenmezdi, zamanla üzülmeye sonra sinirlenmeye başladı. Boşanmadan önceki zamanlarda artık sofraya onun için tabak koymuyordu. Kızını sessizce doyurup evden çıkıyorlardı. Okula bırakıyordu kızını sonra işine gidiyordu. Kız kardeşi alırdı okuldan kızını, o da işten çıkınca önce ona uğrardı. Bazen canı eve gitmek istemez, kızıyla birlikte kardeşinde kalırlardı. Kocasını sevmiyordu artık. Onunla uyumak, aynı evin içinde olmak istemiyordu. Boşanmak istediğini söylemeye korkuyordu.

Kocası ondan önce davranıp onu kurtardı. Boşanmak istiyorum dedi. Böyle yaşanmaz. İki yabancı olduk evde. Ben yeniden mutlu olmak istiyorum ve zaman kaybetmek istemiyorum. Tek celsede boşandılar, aşırı geçimsizlik diyordu dosyada. Oysa aşırıya kaçtıkları tek şey birbirlerini yok farz etmeleriydi.

Boşandığının üçüncü gününde tutuklandı kadın. Mahkemesi fazla uzu sürmedi. O artık siyasi bir mahkumdu. 3 sene dört duvar arasında yaşamak zorundaydı. İşinden atılmıştı. Kızını kardeşine emanet etti.

Evinde son zamanlarda boğulduğunu, nefes alamadığını düşünürdü. Evin dışında her yerde rahat ettiğine inanıyordu, bu yüzden boşanmıştı. Duvar üzerine geliyordu.

Hücresinde ilk bir kaç gün hayalet gibi dolaştı. Ölümün hiç kendisine yaklaşmayacağını düşünen insanların şokunu yaşıyordu. Belki de ölen insanların öldüğüne inanmayan araf durumuna düşmüştü.

Günler geçtikçe, gündelik rutin işlerinden mahrum bırakıldığını idrak ettikçe, hücrenin duvarlarına çarptı, isyan etmedi, yeni boşanmıştı aklı henüz uyuşuktu, hemen teslimiyete geçti. Kabullendi hücresini. Bulaşıkları yıkıyordu, çay demliyordu, tuvalet temizliyordu, yorgun yatağına uzandığında önce kızını düşünüyor, hiç ağlamıyor, kitap okuyordu.

Yatağına, arkadaşlarına, dar dört duvara alışmıştı. Canı çıkmak istemiyordu. Ona emir versinler o da yapsın istiyordu, canı hiç düşünmek istemiyordu.

Tanrı ona yeniden oyun oynadı. Oysa hiç meraklı bir kadın değildi. Havalandırmaya çıktığında duyduğu sesin peşine düştü önce, düşünmedi, sesin bedenini merak etti. Kafasını kaldırdı, duvar bitmeyince zıpladı, o zaman gördü. Uzunboylubıyıklıadam hadi atsana daha ne kadar bekleyeceğiz olum diye bağırmaya devam ediyordu. Kolunu kaldırmıştı. Bacakları açıktı. Ellerini beline koyup kafasını önüne eğdiğinde yere inmişti bile kadın. Kalbi sıkıştı. Hızlı düştüm diye düşündü kadın. Kalbi ağrımaya devam etti. Korkuyla geçmiyor dedi, eli kalbine gitti.

Artık salak bir gülümseme yapışmıştı yüzüne, kalbi hep ağrıyordu. Tuvaletleri temizliyordu. Kadınlar sinir oluyordu artık onun hamaratlığına ama yeter, kes şunu otur diyorlardı. Durduramıyordu kendini. Dans edemezdi, şarkı söyleyemezdi, koşacak yer yoktu. Sarılamazdı. Sevişmek istiyordu. Bahçeyi süpürmesi lazımdı.

Sabahları uyandığında etrafına bakıyordu. Geceleri yatağa uzanmayı seviyordu. Yeniden düşünmeye başlamıştı. Adam kollarını açıyordu. O koşuyordu. Sarılıyordu. Sarılsın istiyordu. Sabah yalnız uyandığında şaşırıyordu.

Artık sabahları yeniden uyanmak için bir nedeni vardı, onunla uyanmak istiyordu. Bütün gün havalandırmaya çıkmanın hayalini kuruyordu. Hücredeki kadınlar onun bir temizlik manyağı olmasından sıkılmıştı. Onu bir köşeye çekip neden böyle manyaklaştığını sordular. Bir ip bulsalar bütün gün yatağına bağlamaya niyetli olan sinirli tipler vardı aralarında.

Aşığım dedi. Aşık oldum. Onu istiyorum. Onu görmem lazım.

Oha dedi, aralarında en küfürbaz olan kadın. Yedi lan bu kafayı. Ben size dedim. Çağıralım gardiyanı, alsın bunu bizim başımızdan. Akıl hastanesine kapatsınlar. Delirdi.

Yok, yok delirmedim ben, dedi kadın, aşığım ben. Onunla konuşmam lazım. Bari bir mektup falan yazabilsem.

Aralarında aşkı bilen mahkum kadınlarda vardı elbet. Biri dedi ki sen şunu baştan anlatsana.

Nasıl zıpladığını anlattı kadın. Duvarların dibinde adamın sesini nasıl aradığını. Sesini anlattı.

Anladılar, adamın sesini tanıdılar.

He dediler, kızım o 10 sene burada misafir.

Kadın bir mektup yazdı. Hayatında ilk defa sese mektup yazdı. Koşmak istiyorum dedi. O kadar çok istiyorum ki.

3 sene boyunca mektuplar gidip geldi erkekler koğuşu ile kadınlar koğuşu arasında. Birbirlerinin yüzünü görmek için hiç bir istekte bulunmadılar. Sadece kelimelerle sevdiler birbirlerini. Adam kadının aşkına mektuplarla cevap verdi.

Kadın özgürlüğüne kavuştuktan sonra kardeşinin yanına gitti. Kızıyla hasret giderdi. Bir an önce yeniden geldiği yere dönmek adamı ziyaret etmek istiyordu. Adamın gözlerine bakmak, yüzüne konuşmak istiyordu.

Ziyaret zamanı geldiğinde karşısına oturdu. Mektuplarda akmanın dışında nasıl konuşacağını bilmiyordu. Acemiydi. Bekledi.

Adam, nasılsın dediğinde, mektubun başına geçmiş gibi bir hale büründü. Konuştular.

Yeniden yazmaya başladılar birbirlerine, adam çıkana kadar uzun bir yolculuk için gerekli bavulları dolduracak mektubu olmuştu kadının.

Adam özgürlüğüne kavuştuğunda bir otelde buluştular. İkisinin de daha önce kalmadığı, hiç gitmedikleri bir semt seçip orada sabaha kadar hiç konuşmadan seviştiler. Adam kahvaltıda ona, o gün şehri terk etmek zorunda olduğunu, bir karısı olduğunu, ondan boşanıp geri geleceğini söyledi.

Kadın olur dedi.

Adam, evliliğini, karısını anlattı. Kadın duymadı. Olur beklerim dedi.

Kadın mektup yazmaya devam etti. Hiç cevap almadı. Artık telefonlarına da çıkmıyordu adam.

Kardeşi onu unutmasını bir iş bulup yeniden hayata başlamasını istiyordu.

O da istiyordu, ama önce adamın gelmesi gerekiyordu. Geleceğim demişti.

Kadın yeni bir işe girdi, hayatındaki tek yenilik artık memur değildi. Sıfırdan başladığı tek şey işiydi. Kızı üniversiteye başlayacaktı.

O hala bekliyordu.Adam geleceğim demişti.

Kız kardeşi onun mahkum arkadaşları gibi bir doktora görünmesi gerektiğini hasta olduğunu söylediğinde bu sefer kavga ettiler. Bavullarda sakladığı mektupları ya kendi atacaktı. Ya da kardeşi hepsini denize dökecekti.

Kabul etti kadın hep birlikte seyahate çıkar gibi bir taksinin bagajına koyup, gizlice bir ölüyü gömer gibi, gece yarısı, denize attılar bavulları. Birbirlerinin yüzüne bakmıyorlardı. Cesetten kurtulmak ister gibi, bir suçlu gibi denize atıp, hiç ağlamadan geri döndüler evlerine.

Kadın sabah yataktan sıradan bir gün gibi kalktı. Sanki yeni boşanmış gibi uyuşmuş bir şuurla işe gitti.

Kardeşi kendi iş yerine gittiğinde sabah kahvesine toplanmış arkadaşlarını hararetli bir konuşmanın artasında buldu. Birinin yurt dışındaki akrabası hakkında konuşuyorlardı. Belçika da yaşıyorlardı. Orada hayatın kolaylığından, maaşların yüksekliğinden, çalışanların refahından bahsediyorlardı. Ancak yabancı olmak her yerde aynıydı. Kolay değildi öteki olarak yaşamak. Kız kardeşin aklına önceki akşam denize döktükleri mektuplar geldi. Hiç cevap alınamayan Belçika’ya  gönderilmiş mektuplar, Belçika’dan geri gelmeyen adam. Senin akrabaların hangi şehirde yaşıyor dedi kız kardeş, şehir aynıydı. Telefonunu uzattı arkadaşına,  arasana sen şunu dedi, geri gelmeyen adamın adını soyadını söyledi, tanıyor muymuş.

Kadının kardeşi eve giderken huzursuzdu. Tanrı yine oyun oynuyordu.

Kadın, kardeşinde ki değişikliği fark etti. Gözlerini dikmiş ona bakıyordu sürekli. Yeni görmüş gibi gözlerini kırpmadan onu takip ediyordu.

Anlat dedi, kadın. Ne oldu, ölecek mişim, son görüşün müş gibi bakıyorsun.

Seninkini buldum dedi, kardeşi.Karısıyla güllük gülistanlık bir hayatı var.

Nasıl buldun, böyle bir hayatı olduğunu biliyoruz zaten, dedi kadın sanki dün sökülür gibi mektupları denize döken o değilmiş gibi.

Buldum işte, anlatmayayım diyorum, o zaman neden, neyse ya sen  karar ver.

Havaalanında kardeşini uğurlarken düşünceliydi düşünceliydi kız kardeşi, korkuyordu onun için. Hiç bilmediği bir yerde başına kötü bir şey gelmesinden korkuyordu. En büyük kötülüğü insan kendine yaparmış. O zıplamış ve yapmıştı zaten senelerdir acı çektiriyordu kendine. Daha fazla ne olabilirdi ki.

Kadın şehre geldiğinde önce bir otele yerleşti. Adama telefon edip onu bulunduğu yere çağırdı. Adam onu görünce, karısını neden bırakamadığını anlatmaya başladı.

Çirkindi. Boyu kısaydı. Elleri çirkindi. Kollarını havaya kaldırdığında aciz görünüyordu. Sesi boğuktu, titriyordu, sahteydi. Yabancıydı.

Adam anlattı, ellerini kollarını sallıyordu. Bacaklarını açıyor, sürekli hareket ettiriyordu. Bir açıyordu onları bir kapıyordu. Ellerini beline koyuyordu. Başını önüne eğiyordu, saçlarının arasına parmaklarını sokuyor, onları geriye doğru çekiştiriyordu. Bıyıklarını gidiyordu parmakları, aşağı çekiyordu onları, uzasın istiyordu, dudaklarını örtsün belki de.

Kadın yatakta oturmuş adamı izliyordu.

Çalışmaya başladığı günden beri kenara koyduğu tüm parayı uçak biletine ve otele harcamıştı. Tüm parası bitmişti. Hemen geri dönmeyecekti. Ölürken birinin gözünden film şeridi gibi geçen hayatın nasıl olduğunu anlıyordu. Öyle tüm ayrıntılar geçmiyordu. Sorular ya da cevaplar resme dönüşüyordu.

Bu yabancı adamın odanın ortasında ne söylediğini merak etti kadın filmin ortasında.

Hadi git dedi. Seni görmeye tahammül edemiyorum.

Adam hiç sesini çıkarmadan arkasını dönüp gitti.

Kadın yataktan kalkıp adamın arkasından dışarı çıktı.

Kaybolmak ona hep heyecan verirdi.

Kaybolacaktı.

Üç günü vardı.

 

Ezikler Gecesi

10410281_974881465883971_8139491091680811848_n

Hep pijama partisi mi yapacağız kızım dedi, sevgilisi yanında uyuyan kadın, küfür gecesi yapalım işte, madem o paçozdan ayrılmış kutlayalım. Sonra tedirginlikle baktı yanında uyuyan adama, fısıldayarak, hadi kızım ya sonra konuşuruz, beni ara öğleden sonra şimdi müsait değilim, hadi bye öptüm.

Telefonunu kapatıp sessizce yatağın yanına yere bıraktıktan sonra yanındaki adama dönüp bir süre onu seyretti kadın. Adam biraz sonra başına geleceklerden habersiz masum uyuyordu. Kadın aklına aniden gelen fikirle adamın üzerindeki örtüyü kaldırıp örtünün altında kalanları inceledi muzipçe, suya dalar gibi örtüyü başına çekip gözden kayboldu.

Yüzüne görüşüz, diye telefon kapanan kadın, hala telefonu kulağında açılmasını bekliyordu. Sonunda sabırsızlıkla, kızım neredesin dedi, bu akşam Ezikler Gecesi yapacağız, kimseye söz verme, Arif’in orada ol, dokuzda, sakın geç kalma he, dedikodular çok birikti, kızım merak ediyoruz hepimiz, o herifin kıçına nasıl tekmeyi bastın, anlat da  içimizin yağları erisin. Gerçi kızlarla aramızda karar aldık, bir kere daha barışırsanız, ikinizi de siktir ediyoruz hayatımızdan, ne haliniz varsa görün lan. Aman tamam be sustum. Yeni mi uyandın. Kızım ne rahatsın, alıştın tabi, uyu bakalım. Bana bak geç kalma, hadi tamam kapat lan.

Telefonu kapatıp yataktan kalkarken, bunlarda sabahları ne manyak oluyorlar ya, işitmediğim azar kalmadı diye söylendi kendi kendine. Aynanın karşısına geçip bir süre kendini süzdü, göğüslerini iki elinin arasına alıp, yukarı kaldırdı, yüzünü buruşturup serbest bıraktı. Soyunup duşa girdi.

Kediler kediler seni yer diye şarkı söylüyordu duşta. Müziğin ritmini kalçaları tutuyordu. Çatılardan düşmekte kediler kediler derken, kalçalarıyla daireler çiziyordu. O mesafe öldürmez dediler dediler, senle ben bu gece deliler deliler gibi sevişsek uyusak, gemiler gemiler girer salondaki camdan, ölürsün sen heyecandan, kediler kediler seni yer, seni yer diyordu saçlarını şampuanlarken.

Duştaşarkısöylemeyisevenkadının, akşam Ezikler Gecesine davet ettiği kadın, kapattığı telefonu yastığının altına koymuş, yastığı birini döver gibi bir iki kez yumruklamış, yüzünü yastığa gömmüştü. Gözlerini kapamıştı ama artık uykusu terk etmişti onu. Hırsla kalktı, terliklerini aradı, yere bakmadan, çıplak ayakla yere basmaktan nefret ederdi. Sonunda bulup hırsla ayağına geçirdi, ayaklarını sürüyerek etrafına bakındı. Kedisi Limon’u arıyordu gözleri.

Henüz yavruydu, arkadaşı yeni doğum yapan kedisinin yavrularından birini ona emir vaki vermişti. Barınağa vereceğim bak almazsan, günah değil mi? Baksana ne şirin, demişti. Sarı, tekir, sokak kedisiydi. Şirindi ama gerçekten ve her sabah onun ayak başparmağını ısırıp, kaçmayı huy edinmişti.

Bu sabah ısırmamıştı, onu bulamıyordu, görmedikçe panikliyordu kadın. En büyük korkusu, onun bir yerden düşmesiydi. Pencereleri açmıyordu, balkon kapısı hep kapalıydı, Limon odada olduğu zamanlarda. Kanepenin arkasına saklanmayı seviyordu ama orada da yoktu. Limon neredesin? gel, sarılayım sana, hadi ya, sarılalım, neredesin, of ya diye söylenmeye başladı kadın.

Yatak odasından koşarak geldi Limon, ayaklarına sürtünüp, kanepeye zıpladı. Kadının hoşlanmadığı bir şeyi yaptığı zamanlarda takındığı tavır vardı üstünde, yatak odasında ne haltlar karıştırdın sen, diye söylendi kadın, küçük çocuğunu azarlar gibi. Bir yere işediysen, valla bak ben de senin kumuna işerim he diye, söylendi ardından, yatak odasına geri giderken.

Odaya girip etrafa göz attı, ortalıkta anormal bir şey bulamadı. Mutfağa gidip, çay suyunu koydu, bir sigara yaktı.

Kapının zili çaldığında kanepeye uzanmış kitap okuyordu. Zilin sesine kalkıp kapıyı açtı, sabahtan azarladığı arkadaşı karşısındaydı, ne arıyorsun burada, Arif’in orada buluşmayacak mıydık dedi. Duştaşarkısöylemeyisevenkadın içeri girip ayakkabılarını çıkarırken, ay çekil sıkıldım evde, dayanamadım, çıktım geldim işte.

İyi gel, dedi kadın.

Hadi ya giyin de çıkalım, evde oturmayalım, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın.

İyi de saat daha erken, ne yapacağız bu kadar erken gidip, bu saatte kimse yoktur orada, liseli tiplerin arasında mı oturacağız Allah aşkına. Geç otur işte, Limon’u sev biraz.

Hadi hadi giyin ben o sırada Limon’u severim yeter bana. Daraldım lan, anlasana.

Aman iyi be geç otur, giyineyim ben.

Hadi çabuk bekliyorum, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın salona girerken.

Limon ondan korkmayan insanları tanıyordu, Duştaşarkısöylemeyisevenkadın da onlardan biriydi, o yüzden onu korkutmakla hiç uğraşmayıp, hemen yanına tırmandı. Kadının oturduğu kanepenin üzerine zıplayıp, yanına sokuldu. Kadın başını, karnını okşadı kedinin. Onun sevgi gösterisinden sıkılan kedi, yere atlayıp, ayaklarının dibindeki çantasına yaklaşıp üzerine çıktı, bir süre üzerinde oturduktan sonra, içine kıvrılıp uyudu. Kadın gülümseyerek onu seyrediyordu, Limon onun varlığını unutmuştu, kadın onu seyrederken, huysuzluğundan vazgeçmişti.

Üzerini değiştiren kadın içeri geldiğinde hala gülümseyerek Limon’un uyumasını seyrediyordu Duştaşarkısöylemeyisevenkadın. Bir süre onlara bakan kadın hadi dedi, kalk beni acele ettirdin şimdi bakıyorum yayılmış oturuyorsun, gidiyoruz. Birden daldığı resimden silkinen kadın, tamam tamam, hadi dedi. Limon’u gösterip, bunu ne yapacağız dedi.

Limonişko kalk gidiyoruz biz dedi, Kırmızıelbisesininiçinde sevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın.

Adını duyunca esneyip gerinen kedi nazlı nazlı çantanın içinden çıkıp kanepeden kalkan kadının yerine uzandı. Kafasıyla kediyi gösteren kadın, körle yatan şaşı kalkarmış, bu da senin gibi uykucu oldu dedi. Güldü iki kadın.

Evden çıktıktan sonra uzun süre yürüdüler, bindikleri taksi şöförü sinirlerini bozmuştu, adamla kavga edip, sırf gıcıklık olsun diye, onu trafiğin en sıkışık yerinde bırakıp, taksiden indiler. Bir süre adamın ne kadar öküz olduğundan bahsedip, sinirlerini boşalttıktan sonra mağazaları gezip, hiç bir kıyafeti beğenmeyip, mağazadaki satıcı kızların gıcıklığı konusunda bir kez daha hem fikir olup, içecekleri restorana erkenden gittiler.

İçeri girdiklerinde Kırmızıelbisesiiçindesevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın, buyur şekerim, kimseler yok, al buyur nereye istersen otur diye, arkadaşını azarladıysa da arkadaşı hiç oralı görünmeden etrafı süzmeye devam etti. Arif’le sohbet ederiz biraz, huysuzluk etme işte, hadi gel diyerek arkadaşının kolundan tutup, salonun ortasına sürükledi.

İki kadının içeri girdiğini gören restoranın sahibi, garsonlardan önce atılıp onları karşıladı. Uzun zamandır görünmediklerine sitem edip, güzelliklerinden dem vurdu. Kadınlar memnun gülümseyerek, onunla birlikte, adamın gösterdiği masaya doğru ilerledi.

Hep birlikte oturup, memleket hallerinden, kadınlardan, erkeklerden konuştular.

Masumsevgilisiolankadın geldiğinde bol kahkahalı sohbetlerine devam ediyorlardı, o geldiğinde adama, bu gecenin özel olduğunu, şarap değil rakı içeceklerini söylediler.

Masumsevgilisiolankadın etrafa saçtığı buğunun farkında, neşeyle rakı bardağını havaya kaldırıp arkadaşlarına uzatırken, hayatımızdaki tüm orospu çocuklarının hepsininamınakoyayım dedi. Neşeli surattan çıkan sinkaflı sözler yüzünden şaşıran kadınlar önce duraksayıp sonra küfürü bastılar.

Ezikler Gecesinde akıllarına gelen tüm ezikleri sofraya yatırıp ameliyat ettiler sonra bunlardan bir halt olmaz diyerek onları masa da kapamadan bırakıp bir köşeye bıraktılar.

 

 

 

Uçan Kuş

12279075_1711071412440483_5039249606507613378_n

Orospuçocuğusevgilisiolankadın taksinin arka koltuğunda evine dönerken mutluydu, bir an önce eve gidip banyo yapmak istiyordu. Küveti doldurup içine uzanacaktı, önce biraz kiraz sapı, ıhlamur kaynatması gerekiyordu, tarçın çubuğu da koyacaktı elbet sonra mutlu olmaya devam edecekti. Geçen sene seyrettiği bir filmden çaldığı diyaloğu bugün sevgilisinin suratına haykırmış sonunda o ifadesiz yüzünü allak bullak etmeyi başarmıştı.

Filmde beğendiği kadın nefret ettiği nişanlısından hamile kaldığını sanırken 2 ay ömrü kaldığını öğrenmişti, kırmızı dudakları önce nefretle gerilmiş sonra oturduğu sandalyeden kalkıp kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Her gün Hastalıkhastasısevgilisinin gaytasını soğumadan getirdiği hastanede kendi içinde  bu sefer gebelik testi yaptırmış, ülkede 5 ölümcül hastadan biri olduğunu öğrenmişti. Doktor ona nadir görülen hastalık yüzünden öldüğünde bedenini incelenmesi için hastaneye bağışlamasını istemişti.

Tüm gün sokaklarda arabasıyla boş boş gezmiş, erkenden karanlık boş bir barda içmiş, gece soyun diye karşısına dikilen Hastalıkhastasısevgilisinin yatağına uzanmış adam üzerinde orgazm olacağı sırada, senden nefret ediyorum diye haykırmıştı.  Orgazmı içinde patlayan adam, üzerinden kalkmış onu yatağından ve evinden kovmuştu.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın da bugün buluştuğu sevgilisine aynısını yapmış, yüzüne senden tiksiniyorum, diye haykırmıştı. Adamın yüzü bu sefer şaşkınlıktan donmuş,  yüzünü kadının boynuna gömüp, sessizce yatmak zorunda hissetmişti kendini, onu üzerinden itip kalkan kadın, bir daha dönüp arkasına bakmadığı için adamın sonrasında ne yaptığını bilmiyordu.

Belki de hala yatağında yatıyordu adam. k

Kadın giyinip çıkmış evin anahtarını da adamın portmantosuna asmıştı. Kendini özgür hissediyordu, iki ay ömrü kalmamıştı ama ömrünün uzadığına inanıyordu bugün.

Aklında biriktirdiği sıkıştırıp bir yerlerine sokuşturduğu cümleyi sonunda haykırmış, göğsünde taşıdığı ağırlık ağzından fırlayıp çıkmıştı.

Nefes alırken içini dinledi kadın, ağırlık yok olmuştu işte , nefes alırken içini kimse tıkamıyordu. Derin bir nefes koy verdi yeniden, sanki suyun yüzeyine yeni çıkmış gibi ferahladı.

Uzun zamandır zihninin bir köşesine tıktığı gezinmesine izin vermediği tiksinti, son zamanlarda adamı ne zaman düşünse zihninin karanlık dehlizlerinden fırlar, sağa sola çarpa çarpa koşturmaya başlardı. Onu yakalayıp eski yerine tıkması gün geçtikçe zorlaşıyordu.

Şansın varken tetiği çekmeliydin dedi kadın, televizyonu açtığında. Seyrettiği dizi başlayalı yarım saat olmuştu. Aldırmadı, bu akşam önceliği sıcak suda keyif yapmaktı.

Birazdan arkadaşları ona film seyretmeye gelecekti. Yolda onları aramış, romantik bir film aşk filmi kiraladığını, lisedeki gibi kıza kıza film seyretmeye çağırmıştı. Onlar gelmeden keyif yapmak için mutfağa girip bitki suyunu hazırladı.

Küvetin suyunu açıp kabinin kapılarını kapattı, içerisinin sauna gibi buharlanmasını istiyordu. Banyodaki suyun sesine arada kulak vererek dizisi yarım kalan yerinden izleyerek zamanını bekledi.

Suyun hazır olduğuna karar verdiğinde sigarasını alıp banyoya girdi, buhar azaldığında suyun soğumasına yakın bir sigara saracaktı kendine, yavaş yavaş soyundu, seviştikten sonra yaptığı gibi kıyafetlerini çamaşır makinesine atıp en kısa programı çalıştırdı. Duş almak için yatak odasının banyosuna gitti. Küvetin suyunu hemen kirletmeye niyeti yoktu.

Sıcak su dolu küvete uzandığında ellerini suyun altına sokup karnını okşamaya başladı. Merhametini kaşımak istedi bedeninde. Nefesinde o ağırlığın yeniden acısını hissetti. Eskisi gibi içinin bunalacağından korkup sudan çıkmaya yeltendi, buhar yüzünden bunalmıştı, hayal kırıklığı yaşıyordu, mutlu değildi. Çıkmak için hazırlanırken, gitme dedi, içinde tanımadığı bir ses, gitme korktuğun şeyin içine gir, yürü bak ona, düşüncelerine teslim etti kendini.

Kadın suyun sıcaklığına teslim olurken, zihnini kontrol etmekten vazgeçti. Bırak dedi, ne söylüyor sana. Resimler gördü, önce onun yüzü belirdi göz kapaklarının karanlık perdesinde, sesini duydu eski günlerden, yine yalan kelimeler fısıldıyordu, hiç de özel olmayan, göz kapaklarına yapışan resme baktı, takside ki gibi hissediyordu kendini, adamın yüzü son bıraktığı gibi donuktu artık,  sözleri yabancı bir adamın sıradan kelimeleriydi. Gülümsediğinin farkında değildi, yine de silinsin istedi karanlıkta beliren resim. Küvetin içinde kaykılıp her zaman yaptığı gibi suyun altına gömdü yüzünü, soluklanma ihtiyacı hissedene kadar suyun altında, karanlığında bekledi. Göz kapaklarının önünde parlak ışıklar dans etmeye başladığında sudan çıkardı kafasını.

Kapını zilini duygu, aralıksız basıyordu biri, kimin tahmin etti, kesin gelen Evliçocuklusarışın arkadaşıydı, hızla küvetten çıkıp bornozuna sarındı, kaymamak için terliklerini özenle ayağına geçirip, kapıyı açmak için banyodan çıktı.

Evliçocuklusarışınkadın, saçlarından damlayan sulara bakıp, bizi çağırdığını unuttuğunu sandım, dedi arkadaşını kızgın baştan aşağı süzerken, meğer prenses banyo yapıyormuş.

Yok be ne unutucam, o kadar bunamadık herhalde, dedi Orospuçocuğusevgilisiolankadın, hadi bırak dedi ötekisi, seni bilmez miyim ben, bu kapıda az ağaç olmadık.

Evet, dedi Orospuocuğusevgilisiolankadın siz de kapıya not bırakırdınız, geldik yoktunuz, siz ne biçim boksunuz. Konuşurken yüzünü buruşturup ellerini oynatıyor, kalçasını kıvırıyordu.

Aynen, neyse bugün evde yakaladık hanfendiyi, hadi bırak şimdi maymunluğu, çekil de gireyim, dedi Evliçocuklusarışınkadın önünde duran arkadaşını eliyle iterek.

Tamam lan gir işte, giyinip geliyorum ben de amma dırdır ettin he kızım sen beni kocan mı sandın. Uhuuu bir araba laf yedim ya otur geliyorum ben.

Yok bir de antrede bekliyim istersen. Karnım aç benim, sen de yemek falan yoktur he.

Odada bornuzunun etekleriyle saçlarını kurulayan kadın, lan sen evden gelmiyor musun, ne biçim ev kadınısın, yemeğini yiyip gelsene, dedi arkadaşına.

Odaya peşinden giren Evliçocuklusarışınkadın, kızım senin saç havlun yok mu? Ne öyle ameleler gibi kurulanıyorsun.

Ya bir siktirip gider misin tepemden, git bize mutfakta bir şeyler hazırla, kesin bizim ki de aç gelir, sen böyle zil geldiysen dedi saçlarını kurulamaya devam eden Orospuçocuğusevgilisiolankadın, yok dedi, Evliçocuklusarışınkadın, o karnını doyurup gelecekmiş, sana güvenip aç gelecek kadar salak değilmiş, öyle dedi.

Manyağa bak, dün makarna yapmıştım, kremalı mantarlı ısıt da yiyelim. Şarap var onu da aç.

Of ya ben bıkmışım evde sofra kurmaktan burada bari hizmet göreyim ya, giyin, sen hazırla, ben beklerim dedi, Evliçocuklusarışınkadın, hem bugün yaptıklarımı anlatayım da .

 

Aşk

12289558_1711071422440482_4768844064957559352_n.png

Siz hiç bir orospu çocuğuna aşık oldunuz mu olum ? diye sordu kadın, oturduğu kanepede ateş almış gibi sıçrayarak doğrulup, ben oldum işte, anasını bilmem ama o gerçek bir orospu karakterine sahip. Gerçek rengini hiç göremedim aslında sürekli renk değiştirirdi.

Karşı kanepeye uzanmış, giydiği geceliğin boyun bağını parmağına dolamış çeviren kadın gözlerini ekrana dikmiş, bırak kızım ya, sana kırk kere söylemedik mi bırak şu şebek kılıklı herifi, ne buluyorsun onda demedik mi? O zaman ağzımızı yırtıyordun. Sen bilmediğimiz bir şey anlatsana, hepsini biliyorduk zaten, sen şimdi fark ettin sanki. Sen de onun ne mal olduğunu biliyordun. Ulan seni ayakta uyutuyordu. Bırak da şu filmi seyredelim ağız tadıyla, yaşadıklarına şahitlik ettik zaten, kurtuldun işte hıyardan, bırak o kadın düşünsün artık. Zorla dert arıyorsun kendine.

Lan bir siktirin gidin, dertliyim, anlatmak istiyorum ne var. Deli olup kendi kendime mi konuşayım lan. Kanepede ki arkadaşı, ay sen mi diye, öfkeyle çığlık  atarak hızla yerinden doğrulup oturdu. Kızım daha ne kadar delireceksin, ağzımı açtırma benim şimdi. Kumandaya uzanıp ekrana bakmadan kapadı seyrettikleri  aşk filmini. Anlat lan dedi. Hıı anlat, ne kadar orospu çocuğuymuş bu şerefsiz, anlat da öğrenelim. Bilmediğimiz ne boku kalmış bu hıyarın! Geceliğinin eteklerini havalandırıp bacaklarını altında topladı, eteklerini düzeltirken anlat lan, dinliyoruz dedi.

Yer yastığında uzanmış o zamana kadar söylenenleri dinliyor görünmüyor, sarışın kadın, lan amına koydunuz film zevkimin he, nedir paylaşamadığınız ya diyerek gerindi yattığı yerde. Gözlerini tavana dikip biz boşanıyoruz, dedi oğlanı da almıycam baksın o orospu annesi.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın kendisine bağıran arkadaşına cevap vermeye yeltenmişken Evliçocuklusarışınkadının söyledikleriyle birden sustu.

Uzun bir sessizlik oldu aralarında, yer minderine sırt üstü yatmış kadın gözlerini tavandan ayırmadan, tanrısıyla konuşur gibi konuşmaya devam etti. Seni sevmiyorum dedi bana, git bu evden dedi. Yüzümü görmeye tahammül edemiyormuş. al oğlunu siktir git dedi.Hayatında ilk defa mutluymuş. Annenin evine git dedi bana. Oğlan doğduğundan beri çok değişmişim, artık sevişmek gelmiyormuş içinden, canı beni çekmemiş o günden beri, çok acı çekmiş. Varsa yoksa oğlummuş, zaten ben de onun yüzüne bakmıyor muşum. Oysa o kadının yanında kendini erkek gibi hissediyormuş. Hem baba olmaya da hazır değilmiş. Her gün eve gelip oyuncakların üzerinden atlamaktan yorulmuş. Ben de artık oğlumdan başka hiç bir şeyden söz etmiyor muşum. Tamam hiç çocuk doğurmuş bir kadın gibi durmuyor muşum ama çok değişmişim.

Özgür olmak istiyormuş, o kadınla evlenmeyi düşünmüyormuş, bir daha aynı hatayı yapmazmış, şimdilik takılıyorlarmış, üstelik çok mutluymuşlar.

Geceliklikadın elleri dizlerinde arkadaşını dinlerken, suçlu gibi sesini alçaltıp, ya sen neden bunları tek başına yaşadın ki, kızım biz ne güne duruyoruz, neden anlatmadın. Çıkıp bana niye gelmedin oğlanı alıp, biz dostuz kızım ya.

Utandım dedi kadın hala gözleri tavanda, kendimi bok gibi hissettim. İnsanın kendine güveni sarsılınca dünyasında her şey yer değiştiriyor, annemlerden bile korkuyorum, bana yabancı geliyor herkes. Oğlum bile bana yabancı geliyor. Ona ne zaman baksam onu görüyorum artık, sanki güzel bir sevişmeden sonra değil de zorla, tecavüze uğradım da, hiç tanımadığım yabancı bir adam bana tecavüz etti, ve o doğdu gibi hissediyorum. Bana anne diye sesleniyor, bacaklarıma sarılıyor. Sanki düşmanım mış benim çocuğum değilmiş gibi onu itmek istiyorum. Duygularımı kontrol etmekten yoruldum. O yüzden onu da babasına bırakacağım. Dünya da bir tek benim çocuğum olmayacak ya annesiz büyüyen. Gidiyorum buradan, belki içim soğur, onu tekrar görmek isterim diye korkuyorum. Vize işlerini falan yaptırdım başka bir şirketten, istifamı da verdim. Bir aya kadar Afrikaya gidiyorum. Üç sene kalacağım sonra nereye giderim bilmiyorum.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın yerinden kalkıp minderde yatan Evliçocuklusarışınkadının yanına uzandı. Sen ciddisin. Oğlana düşkünlüğün doğru, kocalar ilk başta buna bozuluyor gerçekten ama senin ki bokunu çıkarmış ibne, ama kızım dayanamazsın onu görmemeye, hem onun ne suçu var. Babasını o mu seçti.

Birden Evliçocuklusarışınkadın yerinde yan dönüp ellerini yanağının altına koyup arkadaşına bakmaya başladı. Bunları sen mi söylüyorsun bana, biraz önce bıraksak, cümle alemin ne mal olduğunu bildiği adamı bize yeniden anlatıp kafamızı ütüleyecek kadın, sen bile bile o herif yüzünden hayatının amına koymadın mı. Tamam babasını ben seçtim ama genlerinin hepsi benim değil. Elimde değil ne yapayım çok savaştım kendimle ama başka türlü düşünemiyorum. Oğluma ondan da nefret ettiğimi her gün hissettirmektense kendimden uzak tutuyorum işte.

Hem buradan gitmem lazım onu götüremem, daha çok küçük kızım üç yaşında. Onu Afrika’ya nasıl sürükleyeyim peşimden.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın, sen de başka yer bulamadın mı neden oraya gidiyorsun?

Bu bir proje oraya gidip bir köyde yaşıyorsun. O köye su getirilmesigerek ben orada kuyu açılması, yerel yönetimle konuşmak gibi prosedürleri halledeceğim.

Burada bir vakıf var, Güney Afrika da böyle projeler gerçekleştiriyor. İnsanlar mesleki özelliklerine göre projelere katılıyorlar. Rahat bir iş  değil, şartları çok ağır ve benim de böyle bir ortama ihtiyacım var. Kendimi düşünmeden, acımadan hayatımı devam ettireceğim üstelik bunu yaparken işe yaradığımı bileceğim bir işe.

Kanepe de oturanboğa gibi istifini bozmadan oturmaya devam eden Geceliklikadın, vallahi sen planını yapmışsın, bize de hayırlı olsun demek düşer.

Hatırlarsınız, ben lise sondayken ayrılmıştı bizimkiler. Eşek kadardım. O zaman yanımda siz vardınız. Tıpkı senin gibi ben de kendimi dünyada yapayalnız hissetmiştim. Sanki deprem sadece bizim evde olmuş ve tanrı o gece evimizin duvarları yıkılırken anne babamın da ruhunu çekip almış şaka olsun diye içlerine başka birilerini tıkıştırmıştı. Kazık kadardım, onların boşanmanın eşiğine ne zaman geldiklerini anlamamıştım. Babama düşkündüm biliyorsunuz, annemle hep kavga ederdim. Annem benim şu resimlerimi yakaladığında çıldırmıştı, biliyorsunuz. O zaman ben size anlatmadım, işte o zaman söylemişti bana babam hakkında ne düşündüğünü, senin o yere göğe sığdıramadığın adam var ya demişti, işte o hayvanı ben de senin gibi ailemi karşıma alıp inadına sevmiştim, tuttum bir de evlendim. Onlar söylemişti, bu heriften koca olmaz sana diye ama nerede, benim bir kulağımdan girip ötekinden çıkmıştı anında.  Evlendiğimiz gece beni oturtup gay pornosu seyrettirmişti.Sen neden tek çocuksun biliyor musun? Çünkü biz babanla sevişmiyoruz kızım, baban kadınlarla sevişmekten hoşlanmıyor, sen tecavüz çocuğusun evladım, bir gün benim zıvanadan çıkıp babana tecavüz etmemle dünyaya geldin. Bana küstü biliyor musun sen doğduğunda. Şimdi kızım kızım diye senin kıçında geziyor ya tam beş sene benimle konuşmadı. Beş sene sevişmedim. Gerçi kaç kere seviştiniz diye sor, ben de o ızdırıp gecelerini gün ve ay olarak bir çırpıda söyleyeyim. Artık yeter, ben de insanım, boşanma davası açtım babana, ayrılıyoruz biz.

Okulda müdür muavini vardı ya cadaloz kadın hani kızların saçındaki süslü tokayla birlikte saçlarını keserdi. Sanki annemin içine o kaçmıştı. Babam şimdi Newyork’ta çok mutlu çünkü adam istediği hayatı yaşıyor, ben neden lezbiyen oldum sizce. O dakka nefet etmiştim bir erkeğin bana dokunmasından. Hepsini o günden sonra başka bir türmüş gibi görmeye başladım. Siz hep anneme domuz gibi davrandığım için bana kızıyorsunuz. Lan benim suçum neydi. hayatımı değiştirdi karı, onun az sikilmiş kadın sendromu yüzünden yaşadığı patlama beni, hayatımın tüm taşlarını darmaduman etti.

O yüzden şekerim çocuğunu bırakıp siktir olup gidemezsin. O orospu kayınvalidene  mi bırakacaksın oğlunu. Kızım, kadın senden nefret ediyor o da annem gibi kocası tarafından yeterince ilgi görmemiş ASKS yakalanmış modellerden, neden senden nefret ediyor sanıyorsun. Sen şimdi ona bir oğul bırakıyorsun o hastalıklı kadına. Bu memlekette sizin gibi ne kadar yawşak anne baba modeli var biliyor musun? Sizin gibi böyle evlenip sonra birbirlerinden nefret edip boşanıyorlar, çocuklarını da defolu bir eşya gibi görüp, çöpe atar gibi kendilerinden uzak tutuyorlar. Çünkü geçmiş hatalarını anımsatıyor çocuk onlara, ve bu çocuklar anneanne, babaanne yanında büyüyor. Kuşak farkının dağ gibi olduğu evlerde, dünyada kendilerini istenmeyen, bir başına hissederek. Sen siktir olup gideceksin, kendinden eziklere yardım edip hasarlı egonu tamir edeceksin, oğlunda senden nefret eden kadının elinde büyüyecek öyle mi. Vallahi süper çözüm bulmuşsun tebrik ederim. Babası da oğlunu sevmiyormuş oh süper. Sokakta şu gördüğün tinerciler var ya itin kopuğun, kedi köpek bulamayınca tecavüz ettiği çocuklar, işte onlar da senin gibi dahi fikirli anne babaların çocukları.

Kızım vicdanını tamir edeceksen al çocuğunu yanına, tut bir ev, elin ayağın tutuyor, işinden ayrılacaksan ayrıl, başka iş bul, o tinerci çocuklara yardım et. Salağa bak ya bunlar da kendilerini melek sanan şeytanlar anasını satayım.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın yattığı yerden yanındaki Evliçocuklusarışınkadına bakıp, haklı dedi, yapma oğlunu bırakma, bak biz de anne baba yanında büyüdük seninle, ama normal olduğumuzu kimse söyleyemez,  kocanın hatasının bedelini oğluna kesme. Al oğlunu boşan, bir süre annene bırak istersen, bana bırak ya da bize bırak, biliyorsun ben evdeyim hep, her zaman ofise gitmiyorum, yemin ederim ona iyi bakarım, biliyorsun beni seviyor zaten, seni özler ama iş için gitti deriz, şimdiki çocuklar akıllı, anlar, bakma üç yaşında olduğuna, o senden önce evdeki pürüzleri hissetmiştir. Bazen ayrılmak çocukların ruh sağlığı içinde daha iyi, sen buna bakma. Herkes aynı olacak değil ama doğru söylüyor, oğluna karşı sorumlulukların var. Onu terk edemezsin. Vizene sokturma iptal et.Sabah gidip o ASKS lu kadından da alıyoruz oğlanı, ben de kalıyorsun, kızım biz birlikte büyüdük, kardeşiz. Hayatımın sonuna kadar birlikte yaşasak yemin ederim, kalbime gölge düşmez sizle ilgili.

Yattığı yerden doğruldu, konuşmaktan yorulmuş aklına yeni bir şey gelmiş gibi Orospuçocuğusevgilisiolankadın, Geceliklikadına bakıp, lan sıçtık bundan sonra öyle aklımıza estiğinde eve kimseyi de atamayız.

Geceliklikadın gözlerini faltaşı gibi açıp arkadaşına baktı, aha bak dedi, yerde yatan EvliÇocuklusarışınkadına, böyle mi olsun istiyorsun çocuğun. Aklı bir gidip bir gelen, mıknatıs gibi ciğeri peş para etmez adamları arayıp çeken, onlar için ağlayıp zırlayan, kafamızı sabah akşam siken bir çocuğun mu olsun istiyorsun? Kızım sen bana gel, bu iki günde seni de oğlunu da kendine çevirir.Bir aileye bir manyak yeter, vallahi uğraşamam daha fazlasıyla.

Evliveçocuklusarışınkadın,yattığı yerde karnını tutup gülerken, hadi lan sen değil miydin geçen akşam sofra da o kadın buraya gelecek, getirin, seviyorum lan, onu getirin buraya diye salya sümük ağlayan. Neymiş aşık olmuş, kadının haberi bile yok. Her gün onu görmek için kahve tiryakisi ayağına yatan biziz sanki. Kızım sen sabah çay içmesen kapsülün patlamaz, kadını göreceğim diye her sabah kahve içmeye diye kızın iş yerine damlıyorsun. Sabahın köründe karga bokunu yemeden, yürüyüşe başladın lan babababa…

Ne haliniz varsa görün be, ben şarap içeceğim diyerek ayağa kalktı Geceliklikadın, neymiş efendim, acayip güzel bir film keşfetmiş, gelin seyredelim miş. Kızım film aramaya ne gerek var, hepimiz ayrı film olmuşuz, sen de otur, saçma salak şeyler yaz. Bizi yazsana kızım. Kadınlar feyz alsın hayatımızdan, hepsinin hayatı kurtulsun. Filmimizi seyredip koşa koşa hayatlarına dönsünler bin şükür diye.

İçmeden arabeske bağladın aşkım ama sen, ben diyorum ki şu ASKS olayına el atsak. Ya da erkekler gibi iştahlı dişilerin at koşturduğu bir film çeksek.

Siz onu bırakın da bizim alt komşunun geçen ay kocası öldü ya hani sabahın köründe aramıştım seni dedi Orospuçocuğusevgilisiolankadın, evet dedi Geceliklikadın, ödüm kopmuştu, salya sümük kadının kocası öldü, çok ağlıyor, gel demiştin, ben ne yapacaksam.

Evet kadın o kadar üzüldü, beni bırakma diye inletti bütün apartmanı, vallahi şimdi de iniltisinden uyutmuyor beni.

Oha hala mı ağlıyor dedi Evliçocuklusarışınkadın, ne kocalar var ya!

Yok be ne unutmaması, kadın birini bulmuş, her gece sevişiyorlar, banyoya giriyorum, şırıl şırıl su sesi, küveti doldurup mu adam seviyor kadını, anlamadım, kadın bir inliyor ki düşman başına.

Mutfaktan seslendi Geceliklikadın,  baksen düşmanlarını da severmiş.

 

 

 

 

 

Herkese Sevdiği Güzelmiş

Babam çocukluğumuzda bizi her yaz köyüne götürürdü, biz pek gitmeye hevesli değildik. Oysa köyümüz deniz kenarındaydı, yazın çocuklar ne ister ki sabahtan akşama kadar denize girmek, bahçeli bir evin yeşilliğinde oynamak, ağacından meyve yemek. Ama sevmezdim orada olmayı her gittiğimde odaya kapatırdım kendimi saatlerce kitap okurdum. Yanımda götürdüğüm kitaplar bittiğinde evde bulunan kitaplara dalardım. Hiç kimseyle konuşmazdım. Bir keresinde kardeşim kendimi kapattığım odanın kapısına “Dikkat Zuhal var” yazısı asmıştı. Ben odadan çıktığımda yazıyı görünce çok bozulmuştum ama suratımı asmaktan da vazgeçmemiştim.

Evlendikten sonra on beş sene köye gitmedim. Yazları kendime ev tutuyordum oğlumu alıp okul kapandığı gider açılana kadar gelmezdim. Gittiğim yazlık yerinde de fazla arkadaşım yoktu orada da kimseye selam vermez arkadaşlık kurmazdım.

Bir yaz küçük amcam ve ailesi de İstanbul’a gelmişlerdi onlarda yazı köyde geçirmek istiyorlardı. Çocukluğumda kaldığımız baba ocağının dışında hep birlikte kalmayı tekli ettim. Öyle bir fikir bana cazip gelmişti nedense. Orada bir ev tutup hep birlikte tatil yapmaya karar verdik. Tatilin ortasında kuzenlerimde benim kaldığım evin bir katında kendilerine daire tuttular. Onların amacı güneyde bir yerde tatil yapmaktı, anne babalarını görüp tatile gideceklerdi. Benim babamın köyünde alışılmışın dışında plaj, çay bahçeleri, bir de bar vardı. Geceleri dışarı çıkıp barda sabah kadar içip dans etmek kuzenlerimle çok keyifli olmuştu. Gündüz denize gidiyor geceleri dans edip içiyorduk. Önce kuzenlerimle olan akraba ilişkim dostluğa dönüştü sonra köyde ki akrabalarım ahbabım oldu. Keyifli zamanlar geçirdim kuzenlerim sayesinde ve köy vazgeçilmezim haline geldi. Uzun süre orada tatil yapmak bana keyif verdi. Sonunda geldiğim durum kendi köyümde mutlaka bir evim olması fikriydi. Her zaman gitmesem de aklıma estiğinde varlığını bildiğim bir evin köyümde olması gerektiğine karar verdim.

Kız kardeşim üniversiteyi bitirdiğinde yurt dışına seyahatler etmeye başlamıştı. Newyork’a gittiğinde orayı çok beğenmiş yaşamak istediği yerin orası olduğuna karar vermişti. Bir süre sonra buradaki işinden ayrılıp oraya yerleşti. Çalışmaya başladıktan sonra bir telefon görüşmemizde bana İstanbul’u özlediğini, insanın yaşadığı yerin sevdiği insanlarla tamamlandığını söylemişti.

Ben de uzun yaz tatillerinde, bir zaman sonra içime kapanmaya başlar eve döndüğümde garip bir iç huzuruna kapılırdım. Bunun sebebinin ait olduğum yerde olmak olduğunu zamanla anladım. Anılarımın biriktiği yerde, sokaklarını sahiplendiğim yerlerde dolaşmanın, restoranlarında oturmanın beni tamamlayan şeyler olduğunu anladım. Bunu anlamam için önce gitmem gerekiyormuş elbet.

Bu akşam arkadaşlarımla sohbet ederken daha önce hiç gitmeyi düşünmediğim ana vatan anılarını anlattılar, oraya gittiklerinde insanların onlara nasıl davrandığını, o topraklarda gezmenin kendilerine neler hissettirdiğinden bahsettiler. Onlarla sohbet ederken o duygulara çok yabancı olduğumu hissettim.

Ana vatan kavramı çocukluğumdan beri sıkıcı insanların sohbet konusuydu benim için. Kültürel manada tutucu olan insanların, dar görüşlü bir zihniyetin kullandığı kelimeydi. En çok dernekte duyardım. Bana göre dernek müdavimi olan insanlarda sıkıcıydı. Onların düşünce yapılarına uzak bulurdum kendimi. O yüzden bu kelimeyi duyduğumda kendi kapatırdım belki hiç gitmeyi düşünmedim yüzümü buruşturmak dışında fazla anlamda yüklemedim.

Bugün keyifli sohbetin ortasında ilk fırsatta aynı insanlarla atalarımın göç ettiği Abhazya’ya gitmeyi düşledim. Sohbette ailelerimizden, düğünlerdeki komik durumlardan, cenaze anılarından bahsettik. Ortak tanıdıklarımızın sohbetini yaptık. Kuzenim, kendimi annemin kardeşleriyle yaptığı sohbeti izlermiş gibi hissettim, çocukluğumu hatırladım, teyzemi özledim birden, dedi.

Hep birlikte ana vatanımıza yolculuk etmeye karar verdik. Ben o duyguyu bilmek istiyorum. Sohbetin ortasında yoksunluk hissetmeme sebep olan ana vatanda olma duygusunu bilmek istiyorum.  Böyle bir duygunun varlığını herkesin tanıdık olmasını kendinden sayması azıcık babamın köyünde geçirdiğim zamanlardan biliyorum. Bunun keyfiyetinin daha büyük olanını merak ediyorum şimdi.

Bu gece kültürel kimliğimde bir çatlak oluştu. Bir filizlenme oldu, artık içimde yol alıyor biliyorum. Ve bunun sebebi yine sevdiğim insanlar. Onlardan yola çıkıp onlarla ana vatanında olmanın keyfiyetini yaşamak istiyorum.

Güzel günlerde görüşmek dileğimdir efendim.