Neşeli Avcı

Merhaba Günlüküm,

Uzun zamandır sana gelmiyorum. Bugün neşeli bir şeyler yazmak için geldim. Neşeli falan olduğumdan değil avcının pusuya yatıp avını beklemesi gibi ben de pusuda neşeli bir şeylere bakmak üzere koşullandırdım kendimi, yazmaya otururken yani ama henüz bulamadım o yüzden seni oyalıyorum.

Hep dolup taştığım zamanlar da geldim sana. Birilerine kendime küfür etmek için, kusmak için ya da dedikodu yapmak için. Bir değişiklik yapayım dedim bugün ama bilemedim.

Biraz önce Çitler diye bir film satın aldım onu anlatayım sana. Zenci bir baba var. Çöp toplayarak hayatını geçindiriyor. Zenci olduğu için kaderine kızgın. Oğlu beyzbol oynuyor kendi de eskiden oynarmış ve ünlü biriymiş kendi klasmanında ama oğlunun öyle boş işlerle uğraşmasını istemiyor. Çünkü spor beyaz adamların onu kullanacağı bir alanmış. Hep yedek klubesinde otururmuş ama o para kazanacağı bir iş sahibi olmalıymış. Oğlu koleje gitmek için burs kazanıyor. İyi beyzbol oynadığı için kazanıyor bunu ama babası hayır diyor kağıtları bana göndermesinler imzalamam, boş işlerle uğraşma git çalış. Çocuk diyor ki baba sen beni neden sevmiyorsun. Babası diyor ki sevmek mi? Seni neden sevecekmişim. Annenle seni yaptık diye sevmek zorunda değiliz. Bu sorumluluklarımızın arasında değil. Benim sorumluluğum  bu evi geçindirmek. Sen sevgi dilenerek yaşama. İnsanlara bu soruyu sorma. 17 yaşında da oğlunu evden kovuyor, oğlu da gidip denizci oluyor 6 sene eve gelmiyor. Babası öldüğü zaman eve geliyor annesine diyor ki onun cenazesine katılmayacağım çünkü onun gölgesinden kurtulmak istiyorum. Her yerde onu görüyorum. Annesi de baban kendisine benzemememen için uğraştı. Bir o kadar da benzemeni istedi. Ve sen babana benziyorsun.

Bu arada evin babası karısına sen benim hayatımda başıma gelen en güzel şeysin demesine rağmen bir gün mutfakta karısına diyor ki benim çocuğum olacak.

Kadın, karına çocuğum olacak mı diyorsun 18 yıl sonra diyor. Ben bu evde her şeye katlandım bana söyleceğin bu mu diyor. Şimdi bana söyle bir daha o eve gidecek misin diye soruyor.

Adam diyor ki ben o eve gittiğim zaman çatıyı onarmayı ya da evin diğer tüm sorunlarını unutuyorum. O bana kendimin başka bir yönünü tanımama sağladı. Ben onun evinde güldüğüm gibi hiç bir yerde gülmedim. Bundan kendimi alıkoyamam diyor.

Karısına bu olanlardan hiç kimsenin suçlu olmadığını sadece artık başka bir pencereden bakmayı da öğrendiğini söylüyor. ama kadın onu anlamıyor. Benim de isteklerim vardı. Bunları sence neden yıllarca eteledim diye soruyor kocasına.

6 ay adam karısının evine gelmiyor. Sonunda yine aynı yatakta yatmaya başlıyorlar ve bir gece telefon çalıyor. Karısı telefonu açtıktan sonra yanında uyuyan kocasını uyandırıyor. Kocasına diğer kadının kızını doğururken öldüğünü haber veriyor.

Adam onu hiç kimsenin güldürmediği kadar güzel güldüren kadının öldüğünü öğrenince çok sarsılıyor, oturup ağlıyor ve karısı bunu seyretmek zorunda kalıyor.

Kadın bir gün yine mutfakta yemek hazırlarken adam kucağında kızıyla gelip bu masum çocuğun annesi öldü. Ona annelik yapar mısın? diyor.

Kadın tüm bunlar olmadan önce kocasından evlerinin etrafını tahta çitle çevirmesini istemişti. Bunu isteme sebebi evdekileri bir arada tutmaktı. Kocasının başka bir kadından çocuğu olacağını öğrendiği zaman, ben kendi evimdeki gibi bir ailem olmasın diye uğraştım. Benim ailemde kardeşlerimin anne ve babaları farklıydı ve biz onlardan hiç konuşmazdık. Hala düşününce kim kimden aklım karışıyor. Böyle bir ailem olmasın istedim şimdi sen bana çocuğum olacak diyorsun demişti.

Adam çocuğu kucağında gelince, tamam diyor kadın, adamın kucağından çocuğu alıp, babaların günahını çocuklar çekmemeli, bundan sonra bu çocuğun bir annesi var ama senin bir karın yok.

Sonunda da yalnız ölüyor işte.

En iyi yardımcı kadın Oscar’ını almış film. Güzel bir kurgusu ve diyalogları var.

Eskisi gibi içimden dışıma çıkmıyorum yazarken anlaşılan.

Başka da bir şey yazmak gelmiyor içimden. Gördüğüm güzel şey etrafımda buydu yazdım.

Bir de yemek yaptım. Kuru dolma. Ama güzel mi bilmiyorum. Henüz pişmedi. Kokusu da gelmiyor, gelse tadı hakkında fikrimi buraya iliştirirdim.

Bendeki güzellikler bu kadar.

Güzel günlerde görüşelim biz yine de.

zuhals

Reklamlar

Avlu

ChcMHDaW0AA9ULZ

 

Caminin avlusunda toplanmış insanlar ciddi suratlarıyla ondan bahsediyor.

Kimse bana haber vermedi.

Gece uyumak için hiç bir yatağı beğenemedim, üzerime örttüğüm her şey o kadar çok ısınmama neden oldu ki yanmamak için örtünmekten vazgeçtim. Sabaha kadar üşüdüm.

Günü iple çekmekten yorgun, sigara molası vermiştim ki pencerenin aydınlığında, aklıma düşenler yüzünden buraya geldim.

Beni görünce şaşırdığını belli etmek istemeyen garsonun gözlerine aldırmadım. Defterimi çıkarıp, ona bir çay getirmesini söyledim. Yanında istemediğim poğaçamı da getirdi. Sigaramı aç karnıma içmemi istemiyor diye, düşündüm. İtiraz etmeden bir ısırık aldım, fırından yeni çıkmış poğaçadan. Damağım yandı. Onun sesini duydum. Karşıma oturmuş, miden ağrıyacak, diyordu. Tadını almadan bir ısırık daha aldım. Çayım da çok sıcaktı, bir nefeste yudumladım.

Karşımdaki caminin kubbesi bir kadın memesi gibi görünüyordu, kağıdın üzerine kavisler çizmeye başladım. Ortadaki büyük memeden başlayıp diğer iki memeyi bitirmiştim ki sela okundu.

Tanıdığım herkes yavaş yavaş avluyu dolduruyordu. Bitirdiğim kubbenin etrafına aceleyle minareler çizmeye başladım. Kalkmak istiyordum, elim kağıdı bırakmıyordu.

Garson, annesini bekleyen küçük kızı avutur gibi istemeden masama çay taşıyordu sürekli. Minik çilekli pastaları masama koyarken, tanıdık bir gülümsemeyle, müessesemizin ikramı deyip, hızla uzaklaştı.

Bunları severdim, çileğini yerdim önce sonra kremalı hamurunu damağım da gezdirmek hoşuma giderdi.

Lisedeyken öğlen yemeğimden param artarsa buraya gelir, eve geç kalma sınırlarımı burada zorlardım.

O da buraya çok sık gelirdi.

Her şey kavgayla başladı.

Bizim masaya bakıp arkadaşlarıyla gülüyorlardı.

Aynı okula gidiyorduk. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştım. Sinirlenince başka biri olurdum. O gün gururumu kırmıştı, bana bakıp gülmesi. Onların masasına seslenmiştim oturduğum yerden, siz neden kendi işinize bakmıyorsunuz, geri zekalılar, demiştim.

Kahkahalarla gülmüşlerdi hep birlikte. En çokta ona bakıp gülmüştü arkadaşları. O başını öne eğmişti gülerken.

Okulda bir kız bizim sınıfa gelip adımı sormuştu. Ondan bahsedip, bana aşık olduğunu, tanışmak istediğini söylemişti. Çok kızmıştım. Alay ettiğini düşünmüştüm, çünkü o çok yakışıklıydı. Okulun en güzel kızlarıyla arkadaşlık ederdi. Hayır, demiştim ben onu istemiyorum. Hadi canım demişti, yabancı kız, biri mi var?. Hayır demiştim, o sinirimi bozuyor. Hım demişti, her şeyi anlamış gibi, anladım. Sen bilirsin.

Çekip gitmişti sınıftan.

Onunla hayal edemiyordum kendimi, güzel kızlarla birlikte olan birinin benimle ne işi olabilirdi. İlgisi gerçek gelmemişti bana, yine de sevinmeden duramıyorum.

Alay ederler diye hiç bir arkadaşıma anlatmadım.

O vazgeçmedi benden, tenefüslerde sınıfın önüne geliyordu, her zaman burada bir masada oturur bana bakardı. Eve giderken peşimden gelir, kapıdan girene kadar gitmezdi. Evimize sessiz telefonlar geliyordu.

O yabancı kız bir mektup bıraktı sonunda sınıfa. Yazısı onun kadar güzeldi. Tıpkı benim gibi düşünüyordu.

Beni hep düşündüğünü yazıyordu. Onu kabul etmememi anlıyormuş ama düşünmeden edemiyormuş. O mutluymuş.

İlk burada benim masama oturduğunda hiç kızmadım, sinirlenmedim. Heyecanlıydım. Çayımı içerken çok korkmuştum, ağzımı bulamamaktan korkmuştum. Yerini biliyordum da. Elimin itaat edeceğinden emin değildim. O masamdayken hiç bir şeyden emin olmadan, okuldan konuştuk.

Bir daha kimse bizi ayıramadı. Kuzenim babama, benim her gün onunla okul yolunda yürüdüğümü söyleyene kadar.

Babam bir daha onunla görüşmeyeceksin, dedi. O bana hiç bağırmazdı, ben de onun bağırmayan yanına güvenip, görüşeceğim dedim. Bu hoşuma gidiyor.

Babam yüzüme tokat attı. Duvara itti beni. Buradan çıkmayacaksın dedi, aklın başına gelene kadar. Burnum duvara çarptı. Duvar kan oldu.

Aldırmadım, babam da aldırmadı.

Bir hafta okula göndermedi beni. Her akşam odama gelip anlaştık mı diye sordu. Aklın başına geldi mi. İnsan gibi okula gidip,r gelecek misin? Bir hafta hayır dedim, gelmedi dedim. Üzerime kapıyı kitleyip gitti.

Beni okuldan aldı. Sadece kızların olduğu bir okula gönderdi. Her gün değil babam unuttuktan sonra gördüm onu. Mektuplarını kız arkadaşımın adresine gönderiyordu.

Okul bittiğinde bana kazandığı üniversite yüzünden şehirden gitmek zorunda olduğunu söyledi.

Babam arada bir odama girer, her yeri karıştırırdı. Bir iz arardı. Aklımdan, kalbimden geçenlerden. Oysa ben tedbirliydim. İçimdekileri dışarı çıkarmamaya, duvardaki kanımı gördüğümde karar vermiştim. Sızanları derhal temizlerdim.

Babam bir daha beni duvara hiç çarpmadı. Ben de babamla bir daha hiç anlaşmaya yanaşmadım.

Derslerim kötüydü. Kazandığım okul yüzünden ben de şehirden gitmek zorunda kaldım. Onun gittiği şehre gidemedim. Okulu sevmediğimden mi yoksa başka şehirde yaşamak istemediğimden mi bilmiyorum artık mektup okumak istemiyordum.

Artık kelimelere inanmıyordum. O yüzden sınıftan bir çocukla ülkeyi terk ettim.

Sınıfta ki çocuk kaçmak zorundaydı, kaçmazsa işkencede ölmeleceğinden bahsediyordu.

Ben kaçmak zorundaydım, sevmek işkencem olmuştu.

Siyasi hiç bir geçmişim olmamasına rağmen arkadaşımın geçmişi ikimizi de yabancı bir ülkede mülteci yapmaya yetti.

Ben artık benim gibi ülkelerinden kaçan kadınların psikolojik tedavi gördüğü bir merkezde çalışmaya başlamıştım. O kadar çok hikaye dinledim ki onlardan ve o kadar yalnızdım ki çizmeye başladım. Kelimeleri sevmiyordum. İçim kabardığında hayal ettiklerimin özeti bir resimde toplanıyordu. Onu içimden çıkarmadan rahat edemiyordum artık.

Saatlerce konuşur gibi çizmeye o zaman başladım.

Ziguratlar çiziyordum, her merdivenin de biraz daha yorulan adamlar çıkarıyordum en tepelere. Gözler çiziyordum, cinsiyeti cinsi belli olmayan, içine çekildiğim, içinden gökyüzü, deniz  görünen gözler. Yüzü olmayan saçlar dökülüyordu kalemimden rüzgarını hissettiğim.

Babam beni görmek istediğini söylediğinde eve geri döndüm.Hakkını helal et dedi, ölmek istiyorum. Ölemiyorum senin yüzünden.

Helal olsun dedim, babam inandı. Ama tanrı inanmadı. Babam hemen ölmedi. Tüm dostlarını çağırdı, beni öldürün dedi. Kimse onun için tanrıyla ters düşmek istemedi. Hepsi gözlerini kaçırdılar babamdan.

Annemi gördüğünü söyledi, duvarlara bakıp onu takip etti gözleri, annem gidecek yolu arıyordu babam da onu bekliyordu sanki gitmek için. Annem yolu buldu, sonra babam peşinden gitti. Ölürken gülümsüyordu.

Annem onu şakaları yüzünden azarlardığı zaman ki tanıdık gülümsemesiyle öldü babam.

Evimize ben yerleştim, çocukluğumdaki gibi odamda yaşamaya başladım yeniden. Uykusuz geceye kadar da yorganı burnuma çeker, sabaha mutlu uyanırdım.

Avlunun geçmişimle dolu olduğu cami de onun namazını kılıyorlar. Nasıl bilirdiniz diyecek, birazdan imam. İyi bilirdik diyeceğim. İyi biriydi. Kocamandı, içinde huzurla gezinmenize izin verirdi. İstediğinizde giderdiniz ama döndüğünüz de yeriniz bıraktığınız gibiydi.

Kimse bana haber vermedi. O öldü, diye aramadı. Ben bildim. Kendim geldim. Gidecek bir yerim kalmadığını dün gece yandığım da anladım.

Hiç kimse beni tanımadı. Onlar mezarlığa giderken, yeni sayfama kocaman bir kapı çizmeye başlamıştım bile. İki kanadı açık kapının üzerindeki şekilleri görmeden çiziyordum, avludan çıkanları izlerken.

Şekilleri tarif edemem, görmeniz lazım. Ben daha önce hiç görmedim, parmaklarıma itaat ediyorum sadece.

Garson masama bir avuç peçete bıraktı. Ağlayankimsesizçocuğun koluna burnunu silmesini istemez gibi.

 

BüyükAdam

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Salonda oturmuş kristal kadehlerine koydukları kolalarını içerken, sırf filtresinde ki renkli çiçeklerden dolayı seçtikleri sigaralarını tüttürüyorlardı. Özel zamanlar dışında salona girmeleri yasaktı. Kristal bardaklar özel misafirler içindi, kola içmeleri yasak değildi.

Küçük olan annemle babam sevişiyorlar dedi. Sigarasından çektiği dumanı yutan abla bir süre öksürdükten sonra yalan söylüyorsun, dedi. Hayır yalan söylemiyorum dedi, öfkeyle kardeşi, gördüm.

Ablası nasıl, demeye utandı, ama kardeşinin durmaya niyeti yoktu. Onu utandırmaktan her zaman zevk alıyordu. Gece çok gülüyorlardı, ben de gülmek istedim. Kapılarını açtım, gördüm işte, babam…

Tamam, dedi ablası, oynamıyorum. Hadi kalk bardakları yıkayalım. Annem gelmeden salonun camlarını açmamız lazım. O sigarayı da annemin çantasına geri koy.

Evlerinin salonu anneleri evden gidince oyun alanları olurdu, dokundurmadığı eşyalarda oyuncakları. Misafircilik oynarlardı.

Nedenmiş diye itiraz etti, kardeşi. O içmiyor ki zaten, anlamaz. Çantasında taşıyor işte. Hem iki paket daha var, fark etmez bile.

Evde en fazla azar işiten küçük kardeşti, en cesur olanda. Ama en çok üzülen abla olurdu, o huzursuzluktan hoşlanmazdı. Kardeşini azarladıklarında o yeni bir muzurlukla intikamını almayı düşünürken abla kederlenirdi.

Ev de sadece iki çocuk değillerdi bir de erkek kardeşleri vardı ama annelerinin kızlardan ayrı tuttuğu gibi kendini o da kardeşlerinden uzak tutardı. Kızlar da erkek kardeşlerinden pek haz etmezler ikisi bir olup oğlanın canını okurlardı.

Oğlan konuşmayı fazla sevmezdi. O da kızlara karşı tek başına sessizlikle donatmıştı kendini. İşini sessiz görürdü. Kızdı mı gider kızların sevdiği bir kazağın ucundan keserdi. Bunu kızlardan öğrenmişti. Kızlar oğlanın eşyalarına zarar vermek için fırlatır pencereden atarlardı. O tutar keserdi. Annesinin dikiş makinesinin örtüsünü, ablasının kazağını, okuduğu gazetenin sevdiği sayfalarını özenle keser bir köşeye saklardı.

Kızlar liseye başladıklarında eve hummalı bir dedikodu yayıldı. Babaları annelerini aldatıyordu. Haberi küçük kız kardeş yaymıştı. Boşanacaklardı. Annesi onlara belli etmiyordu ama küçük kız kardeş biliyordu. Teyzeleri konuşurken duymuştu. Annesine bir kadın telefon edip, kocanla birbirimizi seviyoruz, çık aradan demiş. Anneleri aradan çıkmayı düşünüyormuş. Kadının bir oğlu varmış. Artık dört kardeş olmuşlar. Kadın çocuğunu alıp yakında evlerine gelecekmiş, anneleri aradan çıkınca.

En küçük oğlan kardeş uzun süredir babasının yanında çalışıyordu hafta sonları. Telefonlara bakıyor, ofiste ayak işlerine yardım ediyordu. O da babasının kadınlara olan davranışlarının farkındaydı. Kızlarla bunu hiç konuşmadı.

Oğlu olan kadınla nasıl tanıştığını biliyordu. Babası onu yağmurlu bir günde arabasına almış, kadın arada ofisine uğrar olmuştu. Yanında hep oğlu oluyordu. İki oğlan baş başa öğlen yemeklerini yerken, babası kadını yemeğe götürüyordu.

Babasının sekreteri de hoşlanmıyordu kadından, ilk günler çok ağlamıştı. Şimdi sadece kadın geldiğinde suratını asıyordu. İşten ayrılmak istediğini söyleyecekti. Oğlana öyle diyordu. Çocuk babasına söylemesi için söylediğini hissediyor, bu konuda babasıyla konuşmuyordu.

Oğlan, iş yerine gelen adamlardan da hoşlanmıyordu. Okulunu bitirdiği zaman onun seçeceği meslekte asla böyle adamların olmasını istemediğine karar vermişti. O aptal şakalar yapmayan, kendi söylediklerine gülmeyen, ciddi adamların çalıştığı bir iş yerinde iş bulacaktı kendine.

Babası kapısına gelen tüm satıcılarla sohbet eder, ihtiyacı olmayan her şeyi satın alırdı onlardan. Ofisin de kitap satıcılarından aldığı birbiriyle alakasız bir sürü kitap seti vardı. Beş cilt yemek kitabı, sağlık ansiklopedisi, dünya tarihi, sanat tarihi, dünya masalları, uzaylılar…

Oğlan, babası ofiste olmadığı zaman kitapları karıştırırdı. En çok resimlere bakmayı severdi Karnı acıktıysa yemek kitabının sayfalarını karıştırır, hayal kurardı. Henüz hangi mesleği seçeceğine karar veremediği için Kim Kimdir kitabını açar mesleklerin özelliklerini okur, resimlerine bakardı.

Dünya Mitoloji kitabını karıştırmayı da seviyordu. Elinde ok olan tombul çocuk, denizden çıkan at, kafasında her bir saç kılı kadar yılan olan kadın, at gövdeli adamlar. Atların üzerinde uçan kadınlar. Dağın tepesinde oturan uzun sakallı tanrılar.

Oğlanın en sevdiği hikaye taşta çıkan çocuktu. Bir tanrıçayı görünce heyecanlanan çoban menisini taşa fışkırtmış tanrıça taşı alıp tanrıların dağına gitmiş taş zamanla ısınmaya başlamış o kadar çok ısınmış ki sonunda çatlayıp içinden bir çocuk çıkmıştı. Annesi çocuğu yedi kez kutsal nehre sokmuş çocuğun bedeni yaralardan hasar almayacak güce kavuşmuştu. Ona hiç bir ok işlemezdi artık. Ama annesi oğlunu suya sokarken onu dizlerinden tutmuş o yüzden oğlunun dizleri etten kemikten kalmıştı. Ve oğlu dizlerinden yaralanıp ölüyordu sonunda.

Oğlan ölümsüz olmanın iyi bir şey olmadığını biliyordu ama güçlü olmak istiyordu. Ateşi çalacak kadar da cesur hissediyordu kendini.

Kitabın sayfalarında kahramanların arasında dolaşmak hoşuna gidiyordu.

Yaz tatillerinde babasına katlanmayı, o sıkıcı saatleri hızla eritmeyi, kitaplar sayesinde başardı.

Daha da sessiz oldu, artık hayal kuracak daha çok şeyi vardı.

Üniversiteyi bitirip evlenmeye karar verdiğinde annesi ölmüştü. Ölürken oğlunu, gelinini yalnız bıraktığı için üzgündü annesi. Kızlar annelerinin ölümüne fazla üzülmediler. Madem ki anneleri oğulları için yaşamak istiyordu, üzülmekte oğullarına düşerdi. Ama oğlan da yeni evlenmişti. Evlenmek yeni bir dünyaya adım atmaktı. Yeni dünya yeni insanlar içindi. Eskilerini yanında getirdin mi çabuk eskirdi.

Oğlanın dünyası çabuk eskidi çünkü babası eski kafalıydı.

Karısı ölünce yalnız kalmıştı. O hayatın dışarı yanını biliyordu. Yarım kalmıştı, ev yanı yok olmuştu çünkü. Evde tek başına nasıl yaşanır bilmiyordu. Hükümranlığı devam ettireceği tek yer oğlunun yanıydı.Hak buydu. Erkek çocuklarının evi, baba evinin devamıydı, doğal olarak karısının ölümüyle evinde sönen ışık, oğlunun evinde devam edecekti.

O da oğlunun evinde hüküm sürmeye karar verdi.

Oğlan tek kişilik hayatına karısını dahil edip yaşamaya karar verdikten sonra değişmişti elbet. Sessizdi yine ama kapalı değildi. Etrafta ki sesleri duyuyor onlara merhametle tepki vermeyi öğreniyordu.

Baba bu merhametin gölgesinde yaşamaya kararlıydı.

Oğlan çocukluğunda en sevdiği hikayeyi daha çok hatırlıyor bu günlerde. Etten kemikten olan, annesinin nehre daldırırken tuttuğu dizlerinden vurulan yarı tanrı çoban çocuğunu.

KahveRengi

 

13006545_1758228987724725_2056436899718013755_n

Karnı ağrıyordu kadının, trene bindiğinden beri hatta binmeye karar verdiğinden beri karnı ağrıyordu.

ilk özgürlüğünü ilan ettiği gençlik yıllarında, babasının asla izin vermeyeceğini düşündüğü yolculuğa çıkmak istediğinde, kafasında çok plan yapmış, babasıyla kafasında günlerce kavga etmiş, küsmüş, barışmış sonunda ona gidebilir miyim diye sormamaya karar vermiş. Okuldan eve inadına kararını açıklayacağı gün geç gitmiş eve girdiği gibi arkadaşlarıyla geziye gitmeye karar verdiğini açıklamıştı babasına. Omuzlarını dikleştirmiş, çenesini kaldırmış, burun deliklerini kocaman açmıştı. Ekstra fazla nefes alabilmek için.

Babası her zaman ki gibi oturduğu koltuğunda televizyon seyrediyordu. Onu dinlemiş, kumandayla başka bir kanalı açmış, iyi git, demişti. Okuldaki arkadaşlarını sormuştu, adlarını söylemişti kadın sanki tanıyacakmış gibi, babası iyi güzel,  ne zaman gidiyorsun demişti.

Trenle gitmişlerdi. İlk defa liseden sonra arkadaşlarına uyup trende hovardalık yapmıştı. Sanki sosyal bir gençmiş gibi taşkınlık yapmış, kompartımandaki diğer yolcular tarafından uyarılmış, şehre vardıklarında her gece, geceleri sokağa çıkmaya alışık bir kızmış gibi rahat gezmişti.

Kızlar trenden indiklerinde ailelerine haber vermişlerdi vardıklarını, babası bize ara dememişti ama kadın, yine de ailesini arayıp, şehre vardığını haber vermişti. İyi güzel demişti, babası.

Yolculukları bitip evlerine dönerken, kızlar yeniden aramışlardı ailelerini, garda onları karşılayacaklardı. Kadın da aramıştı ailesini, geleceğini haber vermişti. Babası tamam, güzel demişti.

Gece bindikleri trenden sabah yaşadıkları şehirde indiklerinde arkadaşlarının anne babaları çocuklarını karşılamış onları evlerine götürmüştü. Kadını kimse karşılamamıştı. Evine tek başına döndü, kapıyı çaldı, kimse açmadı. Uzun süre kapıda beklemek zorunda kaldı.

Sonunda ailesini uyandırmayı başarıp kapıyı açtıklarında, sen miydin dedi, babası kapıcı geldi diye kalkmadık biz de. Bugün mü geliyordun sen.

İşte o zaman sabrı taşmıştı kadının. Gücenmişti. Kızmıştı ailesine, insan merak eder diye sitem etmişti.Bir sürü bozuk atmıştı.

Şimdi ailesinden onu merak edecek kimse kalmamıştı. Kardeşi ile ayrı şehirlerde yaşıyorlardı. Bazen telefonda konuşurlardı.

Hiç tanımadığı bu şehre hiç görmediği ama iyi tanıdığını düşündüğü bir adamla zaman geçirmek için gelmişti. Uzun zamandır sohbetlerinin temel konusu birlikte zaman geçirmekti.

Yeniden trene binmiş bilmediği şehre gelmişti kadın, yarım saattir adamın gelip onu almasını bekliyordu. Adam, seni karşılarım demişti. Görse onu tanırdı. Yüzünü biliyordu ama bildiği adamdan eser yoktu ortalıkta.

Karnının ağrısı başına vurmaya başlamıştı. Birlikte kahvaltı ederiz demişti adam, o yüzden trende kahvaltı etmemişti. Oysa trenlerin en çok restoranlarını severdi.

Acıktığı için başı ağrıyordu, yok henüz sinirlenmeye başlamamıştı.

Taksiden inip ona doğru koşan adamı fark ettiğinde karnına bıçak saplandığını zannedip elini karnına götürdü. Avucu ıslaktı, yok artık! dedi.

Liseli gibi heyecanlandığı için kızdı kendine.

Adam koşarak yanına gelip ona sarıldı. Sanki uzun zamandır ayrı kalmak zorunda kalmış kardeşini görmüş gibi davrandığını düşündü kadın. Tüm bedeni ısındı. Başı döndü, boş bir çuval gibi adamın sıkıca tuttuğu bedeni sallandı.

Çok affedersin, dedi adam. Yolda anlatacağım, sen de hak vereceksin, çok affedersin.

Hadi gidelim derken kadının yüzüne baktı adam. Yorgun görünüyorsun.

Cevabını beklemeden bavulunu alıp kadını kolundan tutup beklettiği taksiye doğru çekmeye başladı.

Kadın uysalca takip etti adamı, onun tanışıklık duygusuna teslim olmuştu. Yeniden kavuşmuşlar gibi hissetmekten şaşkın, adamın peşi sıra giderken, etrafına bakınıp tanıdık bir şeyler aradı.

Taksiye bindiklerinde adam ona neden geç kaldığını anlatıyordu. Elini iki avucunun içine almış, yağlanmış tepsiye koymaya hazırlandığı hamur gibi yoğuruyordu.

Kadın bundan ürktü. Hoşlanmadı. Elini çekmek geçiyordu aklından, yabancılık olur diye cesaret edemiyordu.

Duygusunun dışında her şey o kadar doğal görünüyordu ki utandı.

Taksinin şöförü duygusunun kokusunu almış gibi arada aynadan ona bakıyordu.

Hainsin, diyordu bakışları. Nankör!

Etrafı seyretti kadın, elleri olmadığına kendini ikna etmeye çalışarak. Sıcak poğaçalar düşündü. Annesinin yaptıklarından. Pişmeye yakın evi saran kokusu geldi burnuna.

Kahvaltı ederken daha iyiydi, hepsi aç olması yüzündendi. Eve gidince kan şekerini ölçtürecekti. Şeker hastaları zamanla manyaklaşıyordı.

Kahvaltı boyunca adam hep konuştu. Geldiği için memnundu ama bugün dinlensin istiyordu. Akşama ona yemek yapacaktı. Sohbetlerinde hep bahsettiği yemeklerinden birini yapmaya karar vermişti. İşe gitmesi gerekiyordu, izin alamamıştı. Bu aralar iş yerinde sıkı denetleniyorlardı. Patronları her dakika tepelerindeydi. Yoksa amirleri ile arası iyiydi.

Kadın bunları biliyordu. Her gece kendisi de işten çıkınca belirli bir saatte bilgisayarın başına geçer, sohbet ederlerdi.

Kadın da uyumak için adamın evine geldiğinde onun için hazırlanmış olan odaya girdi. Yatağa uzanıp uyumayı bekledi. Sanki trende hala yolculuk ediyormuş ya da denizin üzerinde yatıyormuş gibi sallandığını hissediyordu. Trendeki ses evin sessizliğinde yine onu bulmuş kulaklarına yapışmıştı. Sallanmayı severdi kadın, bazen bebek olsun annesi onu sallasın isterdi. İçinin sallantısına teslim olup sadece sallanmaya odakladı kendini.

Yemek kokusuna uyandı. Annesinin mutfakta yemek yaptığını, birazdan babasının geleceğini düşündü. Okuldan ne zaman geldiğini hatırlamaya çalıştı. Hangi günde olduğunu düşündü. Annesinin yemek yaptığı saatte okuldan gelmezdi, uykuya hiç yatmazdı. Neler oluyor diye düşünüp panikle yataktan kalktı.

Odayı tanıyamadı.

Yemek kokusunu takip edip mutfağa yöneldiğinde o tanıdık kardeş ses,  uyandın mı dedi, sırtı kadına dönük ocağın başındaydı. Günaydın canım.

Kadın ne kadar hızlı düşündüğüne hayret etti.

Adam ona dönüp gülümsediğinde o da gülümsedi. Günaydın, dedi.

Gidip adamın boynuna sarılmak istiyordu, utanıyordu. Ama adam o kadar güzel gülüyordu ki. Boynuna sarılmak, yüzünü adamın omzuna gömüp, seni çok özledim demek istiyordu.

Adam elindeki kaşığı bırakıp uykudan kalkmış küçük kızına sarılmak ister gibi geldi onun yanına. Kadını kendine çekip sarıldı. Derin bir nefes çekti içine, hoş geldin canım, dedi. Onu kendinden uzaklaştırıp yüzüne baktı.

Kadın hala gülümsüyordu. Adam yanaklarını iki avucunun arasına alıp kadının yüzüne bir süre daha gülümseyerek baktı. Acıktın mı dedi. Evet, dedi kadın, çok güzel kokuyor, ne yapıyorsun?

Konuştular. Birbirlerini tanıdıkları günden beri ettikleri sohbete, kaldıkları yerden devam ettiler.

Adamın sabah işe gitmesi gerekiyordu, geç saatte uykuya daldılar.

Sabah kadın uyandığında şehri gezmek için bir liste buldu başında. Listeyi tamamlamadan şehrin sokaklarında gezi,p kendi sokaklarında yaptığı gibi beğendiği bir kafeteryada saatlerce kitap okudu. Adamın işten çıkmasını bekledi.

 

Adam buluştuklarında dışarıda yemek yemeği teklif etti. Kadın yorgundu. Kendi evi olmasa da ev de olmak istiyordu.

Tamam dedi, dışarı da yiyelim ama çok kalmayalım, sabahtan beri sokaktayım. Olur, dedi adam, ama uzun sürdü gece.

Yemekte içmeye karar verdiler, içtikçe güldüler, güldükçe, ciddileştiler. Ciddileştikçe, geçmişe gittiler birer birer. Yaralarını gösterdiler birbirlerine.

Hüzünlendikçe daha çok içtiler.

Eve geldiklerinde ikisi de hüzünden yıkanmış gibi ıslaktı. Bedenleri uyumak istiyordu yolculuktan yorgun, zihinleri açık, hatırlamaya meyilli, dirençle onları ayakta tutuyordu.

Kanepeye yan yana oturup birbirlerine yüzlerini döndüler. Yorgunluk akıyordu bedenlerinden, sanki annelerinin yokluğundan yararlanmış, evin altını üstüne getirmiş şimdi toplamak için birbirlerinden yardım istiyorlardı.

Adam aniden ciddileşen bir yüzle kadına doğru eğilip, tüm gece bazen gözlerine bazen göğüslerine konuştuğu yere göğüslerine yüzünü yasladı kadının. Kadın adamın saçlarını, koşmaktan terlemiş oğlunun saçlarını düzeltir gibi  parmaklarıyla düzeltmeye koyuldu.

Adamın nefes alışları değiştiğinde kadın oturduğu yerde gerinme ihtiyacı hissetti. Biraz daha kaykılırken oturduğu yerde, inleyerek tuttuğu nefesi koyverdi.

Sabah uyandığında adam işe gitmişti bile. Kadın mutlulukla gerindi yatağın içinde, bu sefer başka bir oda da uyanmıştı. Uyuduğu odayı tanıdı. Etrafına mutlulukla göz gezdirirken birden karnına o tanıdık ağrı girdi. Kalkıp yatağın karşısındaki dolabın kapağını açtı. Adamın giysileri özenle katlanmış, gömlekleri ütülü askıya sıralanmıştı. Dolap çok büyüktü. Odayı baştan başa kaplayan dolabın diğer kapaklarının ardında neler olduğunu merak etti kadın.

Adam yazlıklarını kışlıklarını ayrı kapakların ardında saklıyor olabilirdi, düzenli biriydi. Karnının ağrısına aldırmadan diğer kapağı açtı. Yanılmıştı.

Kışlık giysiler değil, kadın elbiseleri asılıydı. Hepsi koyu renkti. Zevksiz bir kadının berbat elbiseleri sıralanmıştı. Kahverengi, kahverengi, kahverengi, siyah, kahverengi, babaanne giysileri. Dar V yakalı kazaklar, bej, kahverengi, hayret, mor. Kesin hediyedir.

Yatağın ortasına oturdu kadın. Dayak yemiş gibi etleri acıyordu. Kalbini biri yoğurmuş, aldığı yere de bırakmamış, midesine sokuşturmuştu sanki. Midesi atıyordu. Kesin şekeri vardı. Karnı  da acıkmıştı.

Odadan çıktı, yatağı toplamadı, gitti eşyalarını topladı, bavuluna tıkıştırdı.

Trenle gitmek istiyordu evine, yatağını özlemişti birden. Kendi tuvaletine işemek istiyordu. Gece yarısına kadar bu şehirde kalamazdı, uçakla dönmek en iyisiydi. Yok dedi, neden planlarımı değiştiriyorum ben, izin almışım, gidip neden mal gibi evde oturuyorum.

Yolculuğuna devam edecekti, bilmediği, daha önce gitmediği daha çok şehir vardı.

 

 

Tarçınlı Kek

1129830866tekir_kedi_5

Ben uyuyordum, annem dedi ki kalk temizlik yapacağız, akşama misafir gelecek. Kalktım. Annem her hafta misafir gelecekmiş gibi evimizi köşe bucak temizletirdi. Oysa eve her gün alt komşumuz gelirdi sadece. O da yemek yemeğe gelirdi, yaşlıydı, onun da kocası ölmüştü annem gibi kimse onu da arayıp sormazdı, her gün gelir biz de yemek yerdi. Apartmanda neler olup bittiğini annem ondan haber alırdı. Mahallede kimler ölmüş, kimin kızı kocaya kaçmış, kim oğlunu sokağa atmış, alt komşumuz bilirdi. Çünkü o herkese akşam oturmasına giderdi. Annem hiç birini tanımazdı, hiç birini umursamazdı, pembe dizi sevmeyen annem alt komşumuzun anlattıklarını ilgilenirmiş gibi dinlerdi.Benimle konuşmazdı, yemek oldu mu bak bir ocağa, derdi arada. Kıs şu televizyonun sesini, derdi. Ne var hala şu kitaplarda, bitmedi derslerin, yoksa sen bu masa başında işten mi kaytarıyorsun kız, derdi.

Derslerim iyiydi benim, orta okula gidiyorum, hep taktir getirirdim, annem karneme bakar, aman iyi ben de geri zekalısın da o kadar saat kitaplara gömülüyorsun sanıyordum, tamam, kaldır ortadan şimdi, anladık zekisin der, elinin tersiyle iterdi.

Annem aslında kötü biri değildi, babam aslında ölmedi, teyzemle birlikte başka şehre kaçtılar. Annem teyzemi hiç sevmezmiş. Çocukken de onun en sevdiği oyuncakları kırarmış teyzem sonra annesi annemi dövermiş çünkü teyzem suçu hep annemin üstüne atarmış. Babam teyzemle kaçınca annem aklını kaçırmadı, onun yerine evden hiç dışarı çıkmamaya başladı. Pazara gitmiyor artık, babam bizimle yaşarken pazara giderdi, o zaman daha çok komşumuz bizi ziyarete gelirdi. Annem, babam gittikten sonra onlar topluca bize geçmiş olsun komşum, diye geldiklerinde hepsini evden kovdu. Sonra o evden taşındık yeni evimizde babamı soranlara, öldü dedi, annem. Yeni evimize taşındığımızdan beri annem dul, babam ölü.

Babam teyzemle şehri evimizi terk ettikten sonra beni arayıp, teyzen seni sever biliyorsun, istersen gel bizimle yaşa dedi, ama ben annemi bırakmadım. Erkenden ölmek istemedim belki de.

Teyzem beni severmiş, sevdiğini bilmiyordum, artık onu sevmediğim için suçlu hissetmiyorum kendimi.

Annem temizliğimiz bittikten sonra – bugün daha derinden temizlemiştik evi. Banyonun fayanslarını sildim, halıları sildim,önce sabunlu suyla sonra duru suyla. Koltukların yüzlerini kaldırdı annem. Koltukları sildim, önce sabunlu suyla, sonra duru suyla- yemek yapmaya başladı.

Mutfakta yemek yaparken beni yanına çağırdı, yardım et bana bırak şimdi o kitapları, yemin ederim yakacağım bir gün onları, dedi. Tencere soğan kavuruyordu, kızarttığı patateslerin içine kıyma kavuracakmış, annem eskiden misafirleri geleceği zaman yaptığı yemeği yapıyordu. Babamla bize hiç patates dolması yapmamıştı. Şu kerevizi rendele dedi, bana arkasına bakmadan, bende rendeyi elime alıp sevinçle rendelemeye başladım kerevizi, çünkü kereviz salatası severim ve annem onu da sadece misafirlerine yapardı eskiden.

İşin bitince sana geçen hafta aldığımız elbiseyi giy dedi, saçlarını da tara. Olur, dedim. Misafirlerin yanında pek durmayı düşünmüyordum, sınavım var diyecektim, çayları servis ettikten sonra odama çekilecektim aslında. Soğana kattığı biberlerin kokusu mutfağı sarmıştı ki ben yağda kızarmış biber kokusuna da bayılırım, annem dedi ki bu akşam seni istemeye geliyorlar. Gerçi ben olur dedim, ama siz de birbirinizi bir tanıyın bakalım. Ama ben okuyorum, okulum ne olacak, dedim anneme. Aklıma başka bir şey gelmemişti. Okul, okul dedi, bu sefer yüzünü bana dönüp, okuyacaksın da ne olacak. Farz et üniversiteye gittin, doktor oldun, yine evleneceksin, sen hiç evlenmeyen kadın gördün mü. Evet gördüm, dedim. Bizim matematik öğretmeniz, çok yaşlı ama evli değil. Ben bilmem, kadınlar er geç evlenir. Benim yanımda yaşlanıp kız kurusu olarak ölecek misin? Başında bir erkek olsun, bir yuvan olsun istemiyor musun? Yeter okuduğun. O doktorlar bile senin kadar okumuyordur. Kızım benim etim butum ne, dedenin emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum ama yetmiyor. Sen de kitap diye tutturuyorsun. Git evine, kocan alsın, benden bu kadar. Annem inatçı kadındı. Peki dedim. Tamam.

Sofrayı kurduk, ben elbisemi giydim, beklemeye başladık. Kapı çaldığında annem, git aç kapıyı, asma suratını, gül biraz, dedi.

Kocam lise de edebiyat öğretmeni. Aslında o ressam olmak istiyormuş. Tek hayali varmış, güzel sanatlar fakültesini bitirmek, sonra da dünyayı gezmek. Annesi ona demiş ki güzel sanatlara gidersen sana sütümü haram ederim. Beni bırakıp hiç bir yere gidemezsin demiş. Öğretmen olacaksın, demiş. Ben öyle okumuş, sosyetik kız da istemem, zamanı gelince ben bulurum sana birini demiş. Beni markette görmüş, domates seçiyormuşum, o küçücük halimle, ciddiyetimi, domateslerin en iyisini bulmama hayran kalmış. Sağa sola hiç bakmamışım. Beni takip etmiş evimizi öğrenmiş, ben okuldayken evimize gelip anneme konuyu açmış. Onun kocası ölmüş. Oğlundan başka kimsesi yokmuş, ben artık onun da bir kızıymışım.

Biz kocamla evlendiğimiz de o bana derdini açınca ben de ona derdimi anlattım. Dedim ki ben okumak istiyorum, evlenmemi annem istedi. Tamam dedi, bizim okula yazdıralım seni. Böylece liseye gitmeye başladım. Benim hiç sevgilim olmadı, erkeklerle konuşmaktan utanırdım ben. Kocamla öğlenleri buluşur yemek yerdik. Beni ilk defa sinemaya o götürdü. Benden evde resim yapmak için izin istedi, istersem bana da öğreteceğini söyledi. Tamam, dedim. İkimizde çocuk istemedik. Biz öğrenmeyi seviyoruz. Karışanımız olmadan ikimiz de özgürce merak ettiğimiz her şeyi öğrenmek istiyoruz. Meğer ben resim yapabiliyor muşum. Kocamın sayesinde üniversiteyi kazanıp güzel sanatlarda okumaya başladım. Ben okulumu bitirdiğimde buralardan gitmeye karar verdik. Annem onun annesine yakın bir ev tuttu kendine. Alt komşumuz buna üzüldü. Hala arada yemeğe anneme geliyor. Biz annelerimizi birbirine emanet edip kocamla kaçmayı düşünüyoruz. O artık sadece resim yapmıyor, yazmaya başladı. Aşık olmuş, bana aşık olduğunu söylüyor, beni anlatacakmış, aşkı anlatan bir kitap da o yazacakmış ama zamanı varmış.

Ben aşkı bilmiyorum. Kimse benim yanımda daha önce bu kelimeden bahsetmedi. Ben kocamı annemi, babamı sevdiğimden daha çok seviyorum. Bir abim olsaydı onun gibi olmasını isterdim. Annemle babam da onun gibi olsun isterdim, beni sevdiklerini söylesinler, bana baksınlar isterdim. Ne istediğimi bilmek istesinler isterdim. Annem benim hala sade kek sevdiğimi sanıyor, oysa annem başka kek yapmaz ki. Biz ne zaman ona gitsek, git bak mutfakta senin sevdiğin kekten var diyor.Oysa sade kek bana mutsuz çocukluğumu hatırlatıyor. İçine koyduğu limon kabuğunun kokusundan nefret ediyorum. Ben meyveli keki seviyorum, en çokta annemin hiç yapmadığı, elmalı tarçınlı keke bayılıyorum. İlk kocamla yedim, resim sergisinden çıktığımız bir gün gittiğimiz kafeteryada yemiştim. Evimde canım sıkıldığında kendime elmalı tarçınlı kek yapıyorum. Bazen hepsini tek başıma ben bitiriyorum. Kocam obur kedim benim diyor, o zaman onun boynuna sarılıp tarçına benzettiğim kokusunu içime çekiyorum, en çok o zamanlar anne olmak istiyorum.

Aşk

12289558_1711071422440482_4768844064957559352_n.png

Siz hiç bir orospu çocuğuna aşık oldunuz mu olum ? diye sordu kadın, oturduğu kanepede ateş almış gibi sıçrayarak doğrulup, ben oldum işte, anasını bilmem ama o gerçek bir orospu karakterine sahip. Gerçek rengini hiç göremedim aslında sürekli renk değiştirirdi.

Karşı kanepeye uzanmış, giydiği geceliğin boyun bağını parmağına dolamış çeviren kadın gözlerini ekrana dikmiş, bırak kızım ya, sana kırk kere söylemedik mi bırak şu şebek kılıklı herifi, ne buluyorsun onda demedik mi? O zaman ağzımızı yırtıyordun. Sen bilmediğimiz bir şey anlatsana, hepsini biliyorduk zaten, sen şimdi fark ettin sanki. Sen de onun ne mal olduğunu biliyordun. Ulan seni ayakta uyutuyordu. Bırak da şu filmi seyredelim ağız tadıyla, yaşadıklarına şahitlik ettik zaten, kurtuldun işte hıyardan, bırak o kadın düşünsün artık. Zorla dert arıyorsun kendine.

Lan bir siktirin gidin, dertliyim, anlatmak istiyorum ne var. Deli olup kendi kendime mi konuşayım lan. Kanepede ki arkadaşı, ay sen mi diye, öfkeyle çığlık  atarak hızla yerinden doğrulup oturdu. Kızım daha ne kadar delireceksin, ağzımı açtırma benim şimdi. Kumandaya uzanıp ekrana bakmadan kapadı seyrettikleri  aşk filmini. Anlat lan dedi. Hıı anlat, ne kadar orospu çocuğuymuş bu şerefsiz, anlat da öğrenelim. Bilmediğimiz ne boku kalmış bu hıyarın! Geceliğinin eteklerini havalandırıp bacaklarını altında topladı, eteklerini düzeltirken anlat lan, dinliyoruz dedi.

Yer yastığında uzanmış o zamana kadar söylenenleri dinliyor görünmüyor, sarışın kadın, lan amına koydunuz film zevkimin he, nedir paylaşamadığınız ya diyerek gerindi yattığı yerde. Gözlerini tavana dikip biz boşanıyoruz, dedi oğlanı da almıycam baksın o orospu annesi.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın kendisine bağıran arkadaşına cevap vermeye yeltenmişken Evliçocuklusarışınkadının söyledikleriyle birden sustu.

Uzun bir sessizlik oldu aralarında, yer minderine sırt üstü yatmış kadın gözlerini tavandan ayırmadan, tanrısıyla konuşur gibi konuşmaya devam etti. Seni sevmiyorum dedi bana, git bu evden dedi. Yüzümü görmeye tahammül edemiyormuş. al oğlunu siktir git dedi.Hayatında ilk defa mutluymuş. Annenin evine git dedi bana. Oğlan doğduğundan beri çok değişmişim, artık sevişmek gelmiyormuş içinden, canı beni çekmemiş o günden beri, çok acı çekmiş. Varsa yoksa oğlummuş, zaten ben de onun yüzüne bakmıyor muşum. Oysa o kadının yanında kendini erkek gibi hissediyormuş. Hem baba olmaya da hazır değilmiş. Her gün eve gelip oyuncakların üzerinden atlamaktan yorulmuş. Ben de artık oğlumdan başka hiç bir şeyden söz etmiyor muşum. Tamam hiç çocuk doğurmuş bir kadın gibi durmuyor muşum ama çok değişmişim.

Özgür olmak istiyormuş, o kadınla evlenmeyi düşünmüyormuş, bir daha aynı hatayı yapmazmış, şimdilik takılıyorlarmış, üstelik çok mutluymuşlar.

Geceliklikadın elleri dizlerinde arkadaşını dinlerken, suçlu gibi sesini alçaltıp, ya sen neden bunları tek başına yaşadın ki, kızım biz ne güne duruyoruz, neden anlatmadın. Çıkıp bana niye gelmedin oğlanı alıp, biz dostuz kızım ya.

Utandım dedi kadın hala gözleri tavanda, kendimi bok gibi hissettim. İnsanın kendine güveni sarsılınca dünyasında her şey yer değiştiriyor, annemlerden bile korkuyorum, bana yabancı geliyor herkes. Oğlum bile bana yabancı geliyor. Ona ne zaman baksam onu görüyorum artık, sanki güzel bir sevişmeden sonra değil de zorla, tecavüze uğradım da, hiç tanımadığım yabancı bir adam bana tecavüz etti, ve o doğdu gibi hissediyorum. Bana anne diye sesleniyor, bacaklarıma sarılıyor. Sanki düşmanım mış benim çocuğum değilmiş gibi onu itmek istiyorum. Duygularımı kontrol etmekten yoruldum. O yüzden onu da babasına bırakacağım. Dünya da bir tek benim çocuğum olmayacak ya annesiz büyüyen. Gidiyorum buradan, belki içim soğur, onu tekrar görmek isterim diye korkuyorum. Vize işlerini falan yaptırdım başka bir şirketten, istifamı da verdim. Bir aya kadar Afrikaya gidiyorum. Üç sene kalacağım sonra nereye giderim bilmiyorum.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın yerinden kalkıp minderde yatan Evliçocuklusarışınkadının yanına uzandı. Sen ciddisin. Oğlana düşkünlüğün doğru, kocalar ilk başta buna bozuluyor gerçekten ama senin ki bokunu çıkarmış ibne, ama kızım dayanamazsın onu görmemeye, hem onun ne suçu var. Babasını o mu seçti.

Birden Evliçocuklusarışınkadın yerinde yan dönüp ellerini yanağının altına koyup arkadaşına bakmaya başladı. Bunları sen mi söylüyorsun bana, biraz önce bıraksak, cümle alemin ne mal olduğunu bildiği adamı bize yeniden anlatıp kafamızı ütüleyecek kadın, sen bile bile o herif yüzünden hayatının amına koymadın mı. Tamam babasını ben seçtim ama genlerinin hepsi benim değil. Elimde değil ne yapayım çok savaştım kendimle ama başka türlü düşünemiyorum. Oğluma ondan da nefret ettiğimi her gün hissettirmektense kendimden uzak tutuyorum işte.

Hem buradan gitmem lazım onu götüremem, daha çok küçük kızım üç yaşında. Onu Afrika’ya nasıl sürükleyeyim peşimden.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın, sen de başka yer bulamadın mı neden oraya gidiyorsun?

Bu bir proje oraya gidip bir köyde yaşıyorsun. O köye su getirilmesigerek ben orada kuyu açılması, yerel yönetimle konuşmak gibi prosedürleri halledeceğim.

Burada bir vakıf var, Güney Afrika da böyle projeler gerçekleştiriyor. İnsanlar mesleki özelliklerine göre projelere katılıyorlar. Rahat bir iş  değil, şartları çok ağır ve benim de böyle bir ortama ihtiyacım var. Kendimi düşünmeden, acımadan hayatımı devam ettireceğim üstelik bunu yaparken işe yaradığımı bileceğim bir işe.

Kanepe de oturanboğa gibi istifini bozmadan oturmaya devam eden Geceliklikadın, vallahi sen planını yapmışsın, bize de hayırlı olsun demek düşer.

Hatırlarsınız, ben lise sondayken ayrılmıştı bizimkiler. Eşek kadardım. O zaman yanımda siz vardınız. Tıpkı senin gibi ben de kendimi dünyada yapayalnız hissetmiştim. Sanki deprem sadece bizim evde olmuş ve tanrı o gece evimizin duvarları yıkılırken anne babamın da ruhunu çekip almış şaka olsun diye içlerine başka birilerini tıkıştırmıştı. Kazık kadardım, onların boşanmanın eşiğine ne zaman geldiklerini anlamamıştım. Babama düşkündüm biliyorsunuz, annemle hep kavga ederdim. Annem benim şu resimlerimi yakaladığında çıldırmıştı, biliyorsunuz. O zaman ben size anlatmadım, işte o zaman söylemişti bana babam hakkında ne düşündüğünü, senin o yere göğe sığdıramadığın adam var ya demişti, işte o hayvanı ben de senin gibi ailemi karşıma alıp inadına sevmiştim, tuttum bir de evlendim. Onlar söylemişti, bu heriften koca olmaz sana diye ama nerede, benim bir kulağımdan girip ötekinden çıkmıştı anında.  Evlendiğimiz gece beni oturtup gay pornosu seyrettirmişti.Sen neden tek çocuksun biliyor musun? Çünkü biz babanla sevişmiyoruz kızım, baban kadınlarla sevişmekten hoşlanmıyor, sen tecavüz çocuğusun evladım, bir gün benim zıvanadan çıkıp babana tecavüz etmemle dünyaya geldin. Bana küstü biliyor musun sen doğduğunda. Şimdi kızım kızım diye senin kıçında geziyor ya tam beş sene benimle konuşmadı. Beş sene sevişmedim. Gerçi kaç kere seviştiniz diye sor, ben de o ızdırıp gecelerini gün ve ay olarak bir çırpıda söyleyeyim. Artık yeter, ben de insanım, boşanma davası açtım babana, ayrılıyoruz biz.

Okulda müdür muavini vardı ya cadaloz kadın hani kızların saçındaki süslü tokayla birlikte saçlarını keserdi. Sanki annemin içine o kaçmıştı. Babam şimdi Newyork’ta çok mutlu çünkü adam istediği hayatı yaşıyor, ben neden lezbiyen oldum sizce. O dakka nefet etmiştim bir erkeğin bana dokunmasından. Hepsini o günden sonra başka bir türmüş gibi görmeye başladım. Siz hep anneme domuz gibi davrandığım için bana kızıyorsunuz. Lan benim suçum neydi. hayatımı değiştirdi karı, onun az sikilmiş kadın sendromu yüzünden yaşadığı patlama beni, hayatımın tüm taşlarını darmaduman etti.

O yüzden şekerim çocuğunu bırakıp siktir olup gidemezsin. O orospu kayınvalidene  mi bırakacaksın oğlunu. Kızım, kadın senden nefret ediyor o da annem gibi kocası tarafından yeterince ilgi görmemiş ASKS yakalanmış modellerden, neden senden nefret ediyor sanıyorsun. Sen şimdi ona bir oğul bırakıyorsun o hastalıklı kadına. Bu memlekette sizin gibi ne kadar yawşak anne baba modeli var biliyor musun? Sizin gibi böyle evlenip sonra birbirlerinden nefret edip boşanıyorlar, çocuklarını da defolu bir eşya gibi görüp, çöpe atar gibi kendilerinden uzak tutuyorlar. Çünkü geçmiş hatalarını anımsatıyor çocuk onlara, ve bu çocuklar anneanne, babaanne yanında büyüyor. Kuşak farkının dağ gibi olduğu evlerde, dünyada kendilerini istenmeyen, bir başına hissederek. Sen siktir olup gideceksin, kendinden eziklere yardım edip hasarlı egonu tamir edeceksin, oğlunda senden nefret eden kadının elinde büyüyecek öyle mi. Vallahi süper çözüm bulmuşsun tebrik ederim. Babası da oğlunu sevmiyormuş oh süper. Sokakta şu gördüğün tinerciler var ya itin kopuğun, kedi köpek bulamayınca tecavüz ettiği çocuklar, işte onlar da senin gibi dahi fikirli anne babaların çocukları.

Kızım vicdanını tamir edeceksen al çocuğunu yanına, tut bir ev, elin ayağın tutuyor, işinden ayrılacaksan ayrıl, başka iş bul, o tinerci çocuklara yardım et. Salağa bak ya bunlar da kendilerini melek sanan şeytanlar anasını satayım.

Orospuçocuğusevgilisiolankadın yattığı yerden yanındaki Evliçocuklusarışınkadına bakıp, haklı dedi, yapma oğlunu bırakma, bak biz de anne baba yanında büyüdük seninle, ama normal olduğumuzu kimse söyleyemez,  kocanın hatasının bedelini oğluna kesme. Al oğlunu boşan, bir süre annene bırak istersen, bana bırak ya da bize bırak, biliyorsun ben evdeyim hep, her zaman ofise gitmiyorum, yemin ederim ona iyi bakarım, biliyorsun beni seviyor zaten, seni özler ama iş için gitti deriz, şimdiki çocuklar akıllı, anlar, bakma üç yaşında olduğuna, o senden önce evdeki pürüzleri hissetmiştir. Bazen ayrılmak çocukların ruh sağlığı içinde daha iyi, sen buna bakma. Herkes aynı olacak değil ama doğru söylüyor, oğluna karşı sorumlulukların var. Onu terk edemezsin. Vizene sokturma iptal et.Sabah gidip o ASKS lu kadından da alıyoruz oğlanı, ben de kalıyorsun, kızım biz birlikte büyüdük, kardeşiz. Hayatımın sonuna kadar birlikte yaşasak yemin ederim, kalbime gölge düşmez sizle ilgili.

Yattığı yerden doğruldu, konuşmaktan yorulmuş aklına yeni bir şey gelmiş gibi Orospuçocuğusevgilisiolankadın, Geceliklikadına bakıp, lan sıçtık bundan sonra öyle aklımıza estiğinde eve kimseyi de atamayız.

Geceliklikadın gözlerini faltaşı gibi açıp arkadaşına baktı, aha bak dedi, yerde yatan EvliÇocuklusarışınkadına, böyle mi olsun istiyorsun çocuğun. Aklı bir gidip bir gelen, mıknatıs gibi ciğeri peş para etmez adamları arayıp çeken, onlar için ağlayıp zırlayan, kafamızı sabah akşam siken bir çocuğun mu olsun istiyorsun? Kızım sen bana gel, bu iki günde seni de oğlunu da kendine çevirir.Bir aileye bir manyak yeter, vallahi uğraşamam daha fazlasıyla.

Evliveçocuklusarışınkadın,yattığı yerde karnını tutup gülerken, hadi lan sen değil miydin geçen akşam sofra da o kadın buraya gelecek, getirin, seviyorum lan, onu getirin buraya diye salya sümük ağlayan. Neymiş aşık olmuş, kadının haberi bile yok. Her gün onu görmek için kahve tiryakisi ayağına yatan biziz sanki. Kızım sen sabah çay içmesen kapsülün patlamaz, kadını göreceğim diye her sabah kahve içmeye diye kızın iş yerine damlıyorsun. Sabahın köründe karga bokunu yemeden, yürüyüşe başladın lan babababa…

Ne haliniz varsa görün be, ben şarap içeceğim diyerek ayağa kalktı Geceliklikadın, neymiş efendim, acayip güzel bir film keşfetmiş, gelin seyredelim miş. Kızım film aramaya ne gerek var, hepimiz ayrı film olmuşuz, sen de otur, saçma salak şeyler yaz. Bizi yazsana kızım. Kadınlar feyz alsın hayatımızdan, hepsinin hayatı kurtulsun. Filmimizi seyredip koşa koşa hayatlarına dönsünler bin şükür diye.

İçmeden arabeske bağladın aşkım ama sen, ben diyorum ki şu ASKS olayına el atsak. Ya da erkekler gibi iştahlı dişilerin at koşturduğu bir film çeksek.

Siz onu bırakın da bizim alt komşunun geçen ay kocası öldü ya hani sabahın köründe aramıştım seni dedi Orospuçocuğusevgilisiolankadın, evet dedi Geceliklikadın, ödüm kopmuştu, salya sümük kadının kocası öldü, çok ağlıyor, gel demiştin, ben ne yapacaksam.

Evet kadın o kadar üzüldü, beni bırakma diye inletti bütün apartmanı, vallahi şimdi de iniltisinden uyutmuyor beni.

Oha hala mı ağlıyor dedi Evliçocuklusarışınkadın, ne kocalar var ya!

Yok be ne unutmaması, kadın birini bulmuş, her gece sevişiyorlar, banyoya giriyorum, şırıl şırıl su sesi, küveti doldurup mu adam seviyor kadını, anlamadım, kadın bir inliyor ki düşman başına.

Mutfaktan seslendi Geceliklikadın,  baksen düşmanlarını da severmiş.

 

 

 

 

 

Gitmek Güzeldir

24557_380128519472_4143440_n

Merhaba şekerim gitmeye çok üşendiğim bir yolculuğa çıktım perşembe günü karar vermem çok zor oldu. Giysilerimi hazırlamak kendimi dışarıya çıkarmak çok sancılı oldu. Yalnızlıktan hoşnut değildim ama yalnız kalmayı arzuluyordum bir süre denedim bana iyi gelmeyeceğine karar verip çok hazırlanıp kapıdan çıktım sonrası çok keyifli çok kendiliğinden gelişti.

Her zaman otobüste tek başıma yolculuk ederken yanımda bir yabancının oturmasından kıl kaparım özellikle de Düzce Adapazarı yolculuk ediyorsam ya da onun benzeri bir yere gidiyorsam yanıma oflaya poflaya binen bir kadın biner kolunu bacağını bir kadının üzerine yaymaktan rahatsız olmadan yayılıp yolculuk eder üstelik bir de meraklı sorularıyla beni bunaltır o yüzden param varsa hep iki koltuğu da satın alır öyle yolculuk ederim ama bu sefer cimri çıktım yola, terminale gitmek için bile taksiye binmedim. bavulumu sırtıma alıp Harem minibüslerine kadar gittim şöförü saatine kadar bir cafede çay içiyordu ben de bir masaya çöküp çay içip karnımı doyurdum.

Minibüs hareket ettiğinde arka koltukta babasıyla yolculuk eden küçük bir erkek çocuğu sürekli bağırıp şarkı söyledi. Babası ona susmasını söyledi sürekli ama o aldırmadan sürekli şarkılı bağırmasına devam etti. İskeleye yanaşırlarken az kaldı ineceğiz, bak vapura bineceğiz dedi babası oğluna, o şarkı söyleyebilir miyim dedi çocuk, artık söylemediği hangi şarkısı kaldıysa. Neşeli olmak, çocuk olmak şahane bir de büyükler olmasa.

Terminale geldiğimde hemen bir araba buldum ama biletimi almak için kontuara yanaştığımda adamın karşısında bir süre öyle bekledim çünkü gideceğim yerin adını unuttum. Kocaaliye mi Karasuya mı gidecektim bilemedim çünkü isimlerini hep karıştırıyorum. Adam gideceğiniz yeri mi unuttunuz dedi, Kocaali, Karasu diye sıraladı başka yere bilet satmıyordu zaten he bir de Adapazarı ben de oranın tipini görmedi herhalde. yazlıkçı modeli olmalıydım ben oysa babamın köyüne gidiyordum. Hangisi sonra geliyordu dedim adama, Kocaali dedi heh dedim ondan.

Şöförün arkasındaydı yerim, oh dedim süper geniş ferah gideceğim önüm açık. Yanıma yaşlı bir kadın oturdu. Kocası bak burada hanım oturuyor, sen buraya geç dedi kendisi gitti arkada bir yerde oturdu. Araba hareket ettikten sonra ben Rilke kitabımın hikayelerine gömüldüm, bu aralar hikayeler okuyorum çok hoşuma gidiyor onları nasıl başlamışlar, ilk cümlede ne demişler gözüyle okumaktan hoşlanıyorum. Kadının cep telefonu çaldı. Yawrum nasılsın dedi büyük şefkatle, kendisini anlattı, kocası hastalanmış onu anlattı. Oğluydu arıyan birlikte babayı çekiştirdiler. Öyle deme dedi ben de senin gibi söylüyordum ama hastalanınca çok korktum, acıdım ona dedi. Gelini anlattı oğlunun karısını, hamile olan kadının gönderdiği resimdeki çocuğun ne kadar çok oğluna dedesine benzediğinden bahsetti. Hadi kapat dedi çok yakmasın. Bana bir sinir geldi, çok yakmasın lafına kıl oldum. Kapadım kitabımı, oturduğum yerde kıvranmaya başladım. Sahiden bu kadın çok yakıyordu.

Telefon konuşması bitince bana dönüp yaşlı çocuk masumiyetiyle, çok konuştum değil mi dedi. O masumiyetin etkisine kapılan ben, evet dedim. Oğlunun Almanya da yaşadığını sabahtan beri aradığını ancak şimdi düşürebildiğini söyledi. Ve sonra yolculuğum boyunca kadınla sohbet ettik. Benim ikinci kocamla evli olduğuma kanaat getirmiş belki kulakları az duyuyor belki ben çok kocalı Hürmüz intibası bırakıyorum ikinci kocan mı bu dedi ya da onun gibi bir şey. Yok dedim koca ben de bir tane, neden onlarla gitmedin sen de ailesini görmeye dedi. Biz tanıştığımız günden beri birbirimizi sevemedik dedim kocamın ailesiyle, olur öyle şeyler dedi. Evet dedim, oluyor. Kızını anlattı, kocası çalışmazmış, o yüzden boşanmışlar. Kızının kızına o bakıyormuş. Konuşmalarından kızına öfkeli olduğu anlaşılıyordu. Benim en rahat edeceğim zaman zaten Hacı ya hizmet etmekten yorgunum bir torun var dedi. Kocasına hacı demek hoşuna gidiyor olmalıydı.

İnsanları uzaktan seven gözlemleyen ben kadınla yolculuk boyunca sohbet ettim. Yolculuğum keyifli geçti, yaşlandığımı düşündüm, yaşlandıkça ahlakımın değiştiğini.

Kuzenimin kocası terminalde indiğim zaman beni karşıladı yoldaki sohbetimi anlattım onlara. Eve gidince hemen akşam yemeğine oturduk yemekten sonra verandanın korkuluğundan atlayıp karşı eve bayram ziyaretine gittim.

Küçük amcamın evinin sokağını seviyorum. Yolları eski zamanlardaki gibi taşlarla döşeli. Yolun kenarlarında oturan her evin bir verandası var ve hepsi akrabam. Akşam olduğunda herkes verandada sofra kuruyor, kimileri neşeli müzikler açıyor. Her evin kapısından kahkaha müzik çocuk sesleri yükseliyor. Ben evimizin karşısındaki kuzenlerime gittim. Çocukluğum onlarla birlikte geçti. Evlerimiz İstanbulda da yanyanaydı. Onların evinde olmaktan her zaman huzur duydum. Yine neşeyle karşılandım, tatlı yedim evin babaannesinin elini öptüm gece içki içmek için buluşmak üzere ayrıldım yanlarından.

Kuzenlerimin evinde de tüm kardeşler bir aradaydı. Çocuklar uyuduktan sonra veranda da beyaz şaraplarımızı içip karşı evden gelen kuzenlerle sohbet ettik.

Üç gün güzel dolu dolu zaman geçirdim kendi kendime kaldığım zamanlarda kocamla olan sohbetlerimi özledim. Onun yanında olmak istedim. Birilerinin arasına karışıp sohbet etmenin keyfinin yanında biriyle sohbet ederken herkesin öteki olmasının hazzının ne kadar değerli olduğunu insan daha fazla hissediyor. Aslında değerden daha çok bu keyfi yeniden hissetmek istiyor. Karşındakiyle bir olup diğerlerinin öteki olması kendini onaylama dürtüsü belki de ve bunu kalabalığa karıştıkça insan daha çok arzuluyor.

Onu sık sık arayıp neler yaptığını sordum. Oğlumla konuşmak nasip olmadı çünkü ya uyuyordu ya da arkadaşlarının yanındaydı. Onun haberlerini de babasından aldım.

Ailecek Çerkeslerin bir araya gelip yaptırdıkları bir sitede aldıkları yeni evlerini görmeye gitmişler. Artık kocamın ailesi akrabalarının çoğunlukta olduğu o sitede oturacaklar. Bahçeli kocaman bir evmiş söylediklerine göre bendeniz henüz hiç görmedi. Oğlum orada kendi adına benzer isimleri olan Çerkes gençlerle tanışmış. Gittikleri gece gençler bir araya toplanmış sohbet ediyorlarmış. Oğlum babasını arayıp ben bu gece burada kalacağım demiş. Burada benden insanlar var, isimleri Jan, Janset olan bir sürü tip tanıdım. Şuan oturduğum evin kime ait olduğunu bilmiyorum ama burada bile kalabilirim. Ben bu kafaları sevdim neden daha önce bunlarla ilgilenmemişim. Kocam oğlunun Çerkes yanını keşfetmesinden keyifli onu anlattı bana. Hep kız isimleri saydı. Oğlun aşık oluyor galiba dedi.

Derin mevzularımızı evde konuşmak üzere telefonu kapattık. Şimdi evdeyim, dönüş yolculuğumuz trafik yüzünden zor geçer sanmıştık ama kolay geldik. İnsanlar daha önceden evlerine gitmek istediklerinden yollar bize kalmıştı.

Yalnız kahvaltı etmekten hoşlanmadığım için birazdan evden çıkıp arkadaşıma gideceğim ve yeniden tamamlanacağım. Bana ait yerlerde dolanıp kendimi yeniden tamamlayacağım.

Kendimden uzaklaşmak keyifliydi, kendime dönmek güzel.

He bu arada unuttum söylemeyi babam da köydeydi. Onu aradım beni köyün kahvesine çay içmeye çağırdı. Köyün kahvesi önünde kocaman bir ağaç olan yol kenarında küçük bir kahve. Köyün erkekleri ağacın altında dizili masalarda oturup sohbetteler yoldan geçen arabalara bakarlar arada ya da camiye gelen insanlarla sohbet ederler ama genelde kahvede oturan adamlar tam karşılarında olan camiye girip namaz kılmazlar. Herhalde köyün imamı en çok onlara kıl oluyordur. Babamın yanına gittim. Onunla kahvede bayramlaştık, oturduk çay içtik masamıza gelen ahbaplarla köyün geleceğini konuştuk. Onlar namaza gitti sonra ben de eve döndüm. Bu arada babam sohbet için bana teşekkür etti. Nazik adamdır vesselam.

İyi bayramlar olsun, her günü bayram olana ne mutlu.

Yarın görüşürüz anacım çünkü sana gelmek ve yazmak hoşuma gidiyor.

Zuhals