tak diye olur mu ki

 

 

11205618_820538984696275_750288124284882480_nMerhaba sevgilim günlük,

Sana manyak bir haberle geldim, yani benim için acayip bir durum.

Sigarayı bıraktım, hem de tak diye.

İlaçsız.

Aslında düşününce öyle tak, diye olmuyor hiç bir şey.

Mesela, bugün babama gittim.

Sabah kalktım, haydin bakalım babama gidiyorum, demedim.

Önceden düşündüm, tasarladım, hatta bir ara vazgeçtim sonra baktım, kardeşim çoluğunu, çocuğunu toplamış, babamın yanında bir de selfy çekip koymuş kardeşlerden oluşturduğumuz whatsApp grubumuza,derhal kalktım, gittim.

Zaten giyinmiştim ama her an soyunabilirdim.

Hava çok sıcaktı.

Üstelik İstanbul’da kalma sebebim de babamla zaman geçirmekti, ama bu sabah uyanınca, onu gidip, orada ziyaret etmek istemedim.

İşte, baktım kardeşim gitmiş, ben de dedim, haydi tonton, kalk- git -gör babanı.

Öyle uçup gitmedim tabi.

Yola çıktım.

Uzun bir yol yürüdüm.

Otobüs durağında bir adam oturdu yanıma. Adam bir kadının yanına oturmaktan tedirgindi belli ki. -Çünkü bugün İstanbul insanların kalp atışlarını duyacak kadar sessizdi, tanrıya bin şükür. Bu da bizi daha bir ürkek ve görünür kıldı haliyle.- Ben de içimden, bu şimdi otobüs mü bekliyor, yoksa sapık falan mı? Niye bana öyle tuhaf tuhaf bakıyor diye geçirdim düşündüm tabi.

Bir de korkum, karşımdaki koca otele rağmen yerden filmlerdeki gibi bir çalı yumağının geçmesi ve otobüsün hiç gelmemesiydi.

Otobüs demek kalabalık demek.  Sessiz ve insansız bir İstanbul’da otobüs durağında olmak hakikaten, kadın olsun, erkek olsun, herkes için ürkütücü bir durum.

Uzak bir yerde, benim babamın kaldığı bakım evi, oraya gitmek için otobüse binmem gerekiyor.

Her neyse işte.

Bu günlerde bu “Her Neyse”  lafını da seviyorum. Böyle saçımı savurur gibi, gözlerimi devirir, gerdan kırar gibi, konudan savrulmak için “her neyse” diyorum.

Ondan işte.

Bir karardı, yolculuktu, babama gitmem.

Babamın kaldığı bakım evinin kapısından içeri girince sanki bir partiye katılmışım gibi oldu. Yemyeşil çimenlerin arasına güzel koltuklar koymuşlar, tepelerinde kocaman şemsiyeler, bakıcılar bir örnek giyinmiş, kocaman bahçenin bir köşesinde neşeli bir müzik çalıyor. Köşede metal çay makinası.

Çay partisi gibi bir şey hazırlamışlar belli ki.

Ben dahil olamadım.

Çaya da kalamadım zaten.

Bahçenin kapısından girince, öbekler halinde oturan yaşlı insanları ve neşeli genç kadınlara baka kaldım önce. Ama onlar bana baktıklarında cep telefonunu kurcalayan huzursuz bir kadın gördüler büyük ihtimal. Çünkü kapıdan girmeden önce, kız kardeşimle konuşmuştum. Telefonumun ekranı, saçımdaki hindistan cevizi yağı yüzünden yapış yapış olmuştu, bir yandan onu silmeye çalışıyordum.

Bir de babamı görmüştüm uzaktan.

Başını önüne eğmiş tüm diğer arkadaşları gibi o eğlencenin istemsiz bir unsuru gibi göründü gözüme.

Utanıyordum.

Ne zaman oraya gitsem, telaşlanıyorum.

Oradaki netlik, beni telaşlı ve huzursuz yapıyor ve buna alışmak istemiyorum.

Annem için onkoloji servisine ilk gittiğimde, sanki başka bir dünyanın kapısından giriyormuşum hissine kapılmılmıştım.  Bir annenin özürlü evladını kabul ediş evreleri gibi olmuştu, oraya alışmam. İlk gün, hastaneden çıkınca arabaya gidene kadar, bağıra bağıra ağlamıştım. İnsanlar beni durdurmaya çalışıp, hastalığımın adını öğrenmek istemişti, ellerinden sıyrılıp yoluma devam etmiştim. Öfkeli zamanlarım olmuştu, herkese küfrettiğim. Öyle zamanlarda annem koridorda bulduğu bir kanepeye uzanca oturur, beni öldüreceksin, derdi. Rezil ediyorsun insanlara. Ama doktora gitmek konusunda da benden başka kimseye güvenmezdi.

Son senelerde, kulağıma kulaklığı takar, kitabımı alır, sırasını beklediğim doktorun tüm hastalarının gitmesini, bir kanepede uslu uslu bekler, olmuştum.

Babamın bu yeni durumuyla, böyle yüz göz olmak istemiyorum.

Belki de annemdeki tecrübem beni bugün bu duygulara getirdi.

Babam beni tanımadı. Kız kardeşinin çocuklarından biri zannetti büyük ihtimalle. Durumun vahametinden bahsetti. Yukarı çıkıp ablasıyla konuşmamı istedi. Durumu çözmemiz gerekiyormuş. Ablasının söylediklerini ona iletmemi istedi.

Bahçede çimenlerin üzerinde bağdaş kurup oturdum, onun dizi dibinde. Ama o benim kızı gibi hissetmeme izin vermedi.

Benim babama ihtiyacım vardı, onun ablasına galiba.

Organize olsunlar istiyordu.

Kimler bilmiyorum.

Bayram olduğunu ve orada herkesin akrabamız olduğunu düşünüyordu galiba.

Belki de köyde kocaman bahçeli evinde olduğu hissine kapılıyordu.

Benimle önce kendi anadilinde konuşup,  diyaloga geçmeye çalıştı. Belki de etrafımızdaki insanları böyle uzaktaştırmak istedi yanımızdan. Ama ben onun söylediklerini anlasam da onun dilinde konuşmayı beceremediğimden ortak bir yerde buluşamadık.

Yeniden Türkçe konuşmaya başladı o da.

Beni kim zannettiğini soramadım. Ben büyük kızınım diyemedim. Çünkü onu içinde yaşadığı realiteden çıkarmanın bir manası olduğuna inanmak gelmedi içimden.

Bunca tanışıklığımıza istanaden, kelimelerimiz ve anımız denk düşmese de hüzünlü olduğu hissine kapıldım.

Ben de kaptırdım kendimi çimenlerin yeşiline, müziğin neşesine, babamın saçlarına, yüzüne dokundum.

Oğlumu sever gibi okşadım yanağını, bir zamanlar kıvırcık saçlarının olduğu tıraşlı kafasını okşadım, hoşçakal demek için.

Yanından ayrılırken arkama bakmadım, yuvaya oğlunu ilk defa bıraktığı için suçluluk hisseden, onunla göz göze gelmek istemeyen anne gibi, adımlarım havada bahçeden süzülmeye çalıştım.

Yolun kenarında, bankta sigara içen benden yaşlı bir hasta yakınıyla göz göze geldim.

Bayramlaşmadık.

Yarım bir gülüş dokundurduk birbirimizin yüzüne, ve ben sigara içmediğim için hayıflanmadım.

Klimalı, değişik yolcu sıkalasının duraklarla birlikte belirlendiği otobüsümle, üstelik yüzde elli indirimli yolculuğumu yapıp evime geldim.

Yarın hava şartları ve ruh halim müsait olursa, bir turistmiş gibi İstanbul’da tura çıkayım diyorum. Hiç gitmediğim camileri falan gezeyim. Bir ağacın altında kitap okuyayım.

Şehirde hazır insanlar azalmışken içimdeki sese kulak vereyim, diyorum.

Sigara mevzusuna gelecek olursak şekerim, işte o karar da şimdi geldiğim bu yer de olduğum halle ilgili bir durum.

Uzaya fırlatılan mekiğin kendisindeki fazlalıklardan kurtulup hedefine ulaşması gibi bir hareketin başlancı oldu bende aslında.

Küçük, büyük terk edişlerimin başlangıcı, kopuşların, zorunluluklara teslim oluşun bir simgesi.

Yine gelirim. Nasıl olsa sen hep buradasın, ben de şuralarda bir yer de.

Zuhals

Cinnet

10984107_820539068029600_4037775387805009302_n

Karşılıklı oturmuş konuşuyordu iki kadın.

Yok aslında ayaklarını sehpaya uzatmış, oturduğu kanepede yatarmış gibi kaykılıp oturmuş olan kadın, konuştukça kendini daha çok haklı buluyor, buldukça daha çok yayılıyor, yayıldıkça sesini daha çok yükseltiyordu.

Karşısında oturan kadın, onun bu kendinden emin sözlerine yabancı konuya nereden girmesi gerektiğini kestirmeye çalışıyor, kadının beden dili dikkatini toplamasına engel oluyordu.

Gittin haber verdin diyordu. Geleceğimi haber verdin, o da çekip gitti. İstesem kapıyı bir çilingir çağırıp açtırabilirdim. Orası benim evim. Ben istesem o eve girerdim.

Haber vermedim kimseye, demek istiyordu kadın ama sözleri anlamsız geliyordu, bu kendini savunmaktı. Savunmak için konunun muhatabı olması gerekiyordu, nedense konuya muhatap görmüyordu kendini, hala kadının sehpasının üzerindeki uzanmış ayaklarındaydı aklı. Kısık sesle, sus artık lütfen! diyordu.

Karşısındaki kadın sesinin gürültüsünden onu duymuyordu, haklı olmaktan alıyordu gücünü, uzandıkça uzatıyordu konuyu.

Görünmez bir el ensesine yapışmış gibi ayağa kalktı kadın, hey ne olur, dedi kendine ama kimse duymadı. Mutfağa gidip, özel yemeklerinde kulladığı, et bıçağını tahta kutusundan çıkarıp salona geri döndü.

Lezzetli bir sofranın başına oturmak ister gibi kanlı yumuşak bir eti parçalara bölmekten duyduğu haz gibi bir duygu gelip kadının yakalamış, parmaklarında sıkıca yapıştığı bıçakla kendinihaklıhissedenkadının üzerine yürürken iştahı kabarıyordu sadece.

İştahı kanlı yumuşak etten kaynaklanıyordu. Böyle bir eti kesmeyi seviyordu. Bayram nedeniyle evinde olan kadınla mutfak sofrasında iki kurbanın etlerini günlerdir kesiyorlardı.

Kadın sofra başında et keserlerken hiç susmamış geçmişten gelecekten bahsetmiş, onu da dahil ettiği planlarını anlatmıştı.

Annene söyledim, demişti. Senin bir sürü çocuğun var, kızının bize bakması bu yüzden haktır. Kanunen de böyle. Gelecekte kızın bize bakmak zorunda.

Etkesmeninhazzınıkeşfedenkadın, kendinihaklızannedenkadının söylediklerini dinlemiş, bazen kadının anlayamayacağı  zihninde kurduğu hikayelerin özeti olan cevaplar vermiş kendinihaklızannedenkadın cevabı kendine göre anlayıp konuşmasına devam etmişti.

Etkesmeninhazzınıkeşfedenkadın 6 gündür sokağa çıkmamış, olağan hayatının sekteye uğrayan akışına uyum sağlamaya çalışıyordu. Kendine kestiği bir cezaydı aslında, hiç kesilmeyen baş ağrısına ilaç içmeyip geçmesini bekler gibi evdekilerin gitmesini bekliyordu.

Tam beklemenin sonuna gelmişti ki bedeni ruhundan sıyrılıp kendi başına hareket etmeye karar vermişti. Sanki kendini kapattığını sandığı anda içinden başka biri kontrolü eline geçirip, sindiği yerden fırlamış, mutfağa koşup günlerdir dokunmadığı bıçağı kaptığı gibi salona geri dönmüştü.

Kendinihaklısanankadın karşısında elibıçaklıkadını görünce susmuş, kıpırdamadan onu seyreder bir hal almıştı.

Uzun zamandır sıkışmış yerinde birikmiş olan etkesmeninhazzınıkeşfedenelibıçaklıkadın hikayenin kahramanı olmuş konuyu yeniden işleyecek gibi görünüyordu.

Kendinihaklıhissedenkadının yanına gittiğinde sehpadan ayaklarını geri çekeceğini düşünmüştü, onu hikayesinde böyle olması gerekiyordu. Kendinihaklıhissedenkadının böyle bir şey yapmaya niyeti yoktu, donmuş hala etkesmeninhazzınıkeşfedenelibıçaklıkadına bakıyordu, bacakları engel gördü o an etkesmeninhazzınakeşfedenelibıçaklıkadın, yuvalandığı yerde biriktirdiği tüm gücü bıçağı sıktığı koluna salarak, kendinihaklıhissedenkadının  savurdu, acemiydi,denk gelmedi, ya da kontrolsüz acemi gücün şansıydı uzanmış ukala bacaklar, kurtuldular bıçağın keskinliğinden.

Kendinihaklıhissedenkadın korkuyla ayaklarını çekerken kollarını savurdu etkesmeninhazzınıkeşfedenelibıçaklıkadına doğru, gırtladığından boğuk bir çığlık yükseldi.

Etkesmeninhazzınıkeşfedenelibıçaklıkadın  geçen kurban bayramında, kurban ettikleri dananın başı kesilirken zorla nasıl oğlunun başını hayvana çevirdiğini hatırladı kendinihaklıhissedenkadının, oğlu artık bir örümcekten bile korkuyordu. Oğlu ile resimleri bile vardı, aralarında kesik kurban başının olduğu. Daha sıkı kavradı elindeki et bıçağını düşürmekten korkar gibi yeniden kaldırdı elini havaya, bu kez en lezzetli yeri isabet almıştı. Sesin geldiği yeri koparacaktı.

Kendinihaklıhissedenkadının boğazını kesmek için bıçağını havaya kaldırdı ama indirmeyi beceremedi.  Daha güçle asıldı koluna indirip sesi kesmek istiyordu. Olmadı. Kendisinden güçlü bir el yuvasından sızmış olan gücünü geri kovalamış, etkesmeninhazzınıkeşfedenkadını geri çağırmıştı.

Onu odalarına hapsedip yatağa fırlatmıştı ,buradan çıkmayacaksın demişti kadınınkendinihaklıhissetmesindengüçalanadam, delisin sen diye bağırıyordu. Sen delisin. Kendi kurbanının ayin törenini yapar gibi kadının etrafında dönüyor, hırsını kelimelerde öldürmeye çalışıyordu.

Evin içinde öldürme arzusu sari bir esneme gibi herkesin zihnini teker teker ele geçiriyordu sanki.

Kadınınkendinihaklıhissetmesindengüçalanadam kurbanın boynuna doladı ellerini, öfkeyle sıkmaya başladı. Kelimeleri gücünü tüketmemiş  daha da güçlenmişti. Gücünü kadının gözlerinde görmek için onun gözlerinin içine bakınca, etkesmeninhazzınıkeşfedenkadının dikkatlice onu izlediğini anladı. Ellerini gevşetip üzerinden kalktı. Delisin dedi, sen delisin.

Gitmek Güzeldir

24557_380128519472_4143440_n

Merhaba şekerim gitmeye çok üşendiğim bir yolculuğa çıktım perşembe günü karar vermem çok zor oldu. Giysilerimi hazırlamak kendimi dışarıya çıkarmak çok sancılı oldu. Yalnızlıktan hoşnut değildim ama yalnız kalmayı arzuluyordum bir süre denedim bana iyi gelmeyeceğine karar verip çok hazırlanıp kapıdan çıktım sonrası çok keyifli çok kendiliğinden gelişti.

Her zaman otobüste tek başıma yolculuk ederken yanımda bir yabancının oturmasından kıl kaparım özellikle de Düzce Adapazarı yolculuk ediyorsam ya da onun benzeri bir yere gidiyorsam yanıma oflaya poflaya binen bir kadın biner kolunu bacağını bir kadının üzerine yaymaktan rahatsız olmadan yayılıp yolculuk eder üstelik bir de meraklı sorularıyla beni bunaltır o yüzden param varsa hep iki koltuğu da satın alır öyle yolculuk ederim ama bu sefer cimri çıktım yola, terminale gitmek için bile taksiye binmedim. bavulumu sırtıma alıp Harem minibüslerine kadar gittim şöförü saatine kadar bir cafede çay içiyordu ben de bir masaya çöküp çay içip karnımı doyurdum.

Minibüs hareket ettiğinde arka koltukta babasıyla yolculuk eden küçük bir erkek çocuğu sürekli bağırıp şarkı söyledi. Babası ona susmasını söyledi sürekli ama o aldırmadan sürekli şarkılı bağırmasına devam etti. İskeleye yanaşırlarken az kaldı ineceğiz, bak vapura bineceğiz dedi babası oğluna, o şarkı söyleyebilir miyim dedi çocuk, artık söylemediği hangi şarkısı kaldıysa. Neşeli olmak, çocuk olmak şahane bir de büyükler olmasa.

Terminale geldiğimde hemen bir araba buldum ama biletimi almak için kontuara yanaştığımda adamın karşısında bir süre öyle bekledim çünkü gideceğim yerin adını unuttum. Kocaaliye mi Karasuya mı gidecektim bilemedim çünkü isimlerini hep karıştırıyorum. Adam gideceğiniz yeri mi unuttunuz dedi, Kocaali, Karasu diye sıraladı başka yere bilet satmıyordu zaten he bir de Adapazarı ben de oranın tipini görmedi herhalde. yazlıkçı modeli olmalıydım ben oysa babamın köyüne gidiyordum. Hangisi sonra geliyordu dedim adama, Kocaali dedi heh dedim ondan.

Şöförün arkasındaydı yerim, oh dedim süper geniş ferah gideceğim önüm açık. Yanıma yaşlı bir kadın oturdu. Kocası bak burada hanım oturuyor, sen buraya geç dedi kendisi gitti arkada bir yerde oturdu. Araba hareket ettikten sonra ben Rilke kitabımın hikayelerine gömüldüm, bu aralar hikayeler okuyorum çok hoşuma gidiyor onları nasıl başlamışlar, ilk cümlede ne demişler gözüyle okumaktan hoşlanıyorum. Kadının cep telefonu çaldı. Yawrum nasılsın dedi büyük şefkatle, kendisini anlattı, kocası hastalanmış onu anlattı. Oğluydu arıyan birlikte babayı çekiştirdiler. Öyle deme dedi ben de senin gibi söylüyordum ama hastalanınca çok korktum, acıdım ona dedi. Gelini anlattı oğlunun karısını, hamile olan kadının gönderdiği resimdeki çocuğun ne kadar çok oğluna dedesine benzediğinden bahsetti. Hadi kapat dedi çok yakmasın. Bana bir sinir geldi, çok yakmasın lafına kıl oldum. Kapadım kitabımı, oturduğum yerde kıvranmaya başladım. Sahiden bu kadın çok yakıyordu.

Telefon konuşması bitince bana dönüp yaşlı çocuk masumiyetiyle, çok konuştum değil mi dedi. O masumiyetin etkisine kapılan ben, evet dedim. Oğlunun Almanya da yaşadığını sabahtan beri aradığını ancak şimdi düşürebildiğini söyledi. Ve sonra yolculuğum boyunca kadınla sohbet ettik. Benim ikinci kocamla evli olduğuma kanaat getirmiş belki kulakları az duyuyor belki ben çok kocalı Hürmüz intibası bırakıyorum ikinci kocan mı bu dedi ya da onun gibi bir şey. Yok dedim koca ben de bir tane, neden onlarla gitmedin sen de ailesini görmeye dedi. Biz tanıştığımız günden beri birbirimizi sevemedik dedim kocamın ailesiyle, olur öyle şeyler dedi. Evet dedim, oluyor. Kızını anlattı, kocası çalışmazmış, o yüzden boşanmışlar. Kızının kızına o bakıyormuş. Konuşmalarından kızına öfkeli olduğu anlaşılıyordu. Benim en rahat edeceğim zaman zaten Hacı ya hizmet etmekten yorgunum bir torun var dedi. Kocasına hacı demek hoşuna gidiyor olmalıydı.

İnsanları uzaktan seven gözlemleyen ben kadınla yolculuk boyunca sohbet ettim. Yolculuğum keyifli geçti, yaşlandığımı düşündüm, yaşlandıkça ahlakımın değiştiğini.

Kuzenimin kocası terminalde indiğim zaman beni karşıladı yoldaki sohbetimi anlattım onlara. Eve gidince hemen akşam yemeğine oturduk yemekten sonra verandanın korkuluğundan atlayıp karşı eve bayram ziyaretine gittim.

Küçük amcamın evinin sokağını seviyorum. Yolları eski zamanlardaki gibi taşlarla döşeli. Yolun kenarlarında oturan her evin bir verandası var ve hepsi akrabam. Akşam olduğunda herkes verandada sofra kuruyor, kimileri neşeli müzikler açıyor. Her evin kapısından kahkaha müzik çocuk sesleri yükseliyor. Ben evimizin karşısındaki kuzenlerime gittim. Çocukluğum onlarla birlikte geçti. Evlerimiz İstanbulda da yanyanaydı. Onların evinde olmaktan her zaman huzur duydum. Yine neşeyle karşılandım, tatlı yedim evin babaannesinin elini öptüm gece içki içmek için buluşmak üzere ayrıldım yanlarından.

Kuzenlerimin evinde de tüm kardeşler bir aradaydı. Çocuklar uyuduktan sonra veranda da beyaz şaraplarımızı içip karşı evden gelen kuzenlerle sohbet ettik.

Üç gün güzel dolu dolu zaman geçirdim kendi kendime kaldığım zamanlarda kocamla olan sohbetlerimi özledim. Onun yanında olmak istedim. Birilerinin arasına karışıp sohbet etmenin keyfinin yanında biriyle sohbet ederken herkesin öteki olmasının hazzının ne kadar değerli olduğunu insan daha fazla hissediyor. Aslında değerden daha çok bu keyfi yeniden hissetmek istiyor. Karşındakiyle bir olup diğerlerinin öteki olması kendini onaylama dürtüsü belki de ve bunu kalabalığa karıştıkça insan daha çok arzuluyor.

Onu sık sık arayıp neler yaptığını sordum. Oğlumla konuşmak nasip olmadı çünkü ya uyuyordu ya da arkadaşlarının yanındaydı. Onun haberlerini de babasından aldım.

Ailecek Çerkeslerin bir araya gelip yaptırdıkları bir sitede aldıkları yeni evlerini görmeye gitmişler. Artık kocamın ailesi akrabalarının çoğunlukta olduğu o sitede oturacaklar. Bahçeli kocaman bir evmiş söylediklerine göre bendeniz henüz hiç görmedi. Oğlum orada kendi adına benzer isimleri olan Çerkes gençlerle tanışmış. Gittikleri gece gençler bir araya toplanmış sohbet ediyorlarmış. Oğlum babasını arayıp ben bu gece burada kalacağım demiş. Burada benden insanlar var, isimleri Jan, Janset olan bir sürü tip tanıdım. Şuan oturduğum evin kime ait olduğunu bilmiyorum ama burada bile kalabilirim. Ben bu kafaları sevdim neden daha önce bunlarla ilgilenmemişim. Kocam oğlunun Çerkes yanını keşfetmesinden keyifli onu anlattı bana. Hep kız isimleri saydı. Oğlun aşık oluyor galiba dedi.

Derin mevzularımızı evde konuşmak üzere telefonu kapattık. Şimdi evdeyim, dönüş yolculuğumuz trafik yüzünden zor geçer sanmıştık ama kolay geldik. İnsanlar daha önceden evlerine gitmek istediklerinden yollar bize kalmıştı.

Yalnız kahvaltı etmekten hoşlanmadığım için birazdan evden çıkıp arkadaşıma gideceğim ve yeniden tamamlanacağım. Bana ait yerlerde dolanıp kendimi yeniden tamamlayacağım.

Kendimden uzaklaşmak keyifliydi, kendime dönmek güzel.

He bu arada unuttum söylemeyi babam da köydeydi. Onu aradım beni köyün kahvesine çay içmeye çağırdı. Köyün kahvesi önünde kocaman bir ağaç olan yol kenarında küçük bir kahve. Köyün erkekleri ağacın altında dizili masalarda oturup sohbetteler yoldan geçen arabalara bakarlar arada ya da camiye gelen insanlarla sohbet ederler ama genelde kahvede oturan adamlar tam karşılarında olan camiye girip namaz kılmazlar. Herhalde köyün imamı en çok onlara kıl oluyordur. Babamın yanına gittim. Onunla kahvede bayramlaştık, oturduk çay içtik masamıza gelen ahbaplarla köyün geleceğini konuştuk. Onlar namaza gitti sonra ben de eve döndüm. Bu arada babam sohbet için bana teşekkür etti. Nazik adamdır vesselam.

İyi bayramlar olsun, her günü bayram olana ne mutlu.

Yarın görüşürüz anacım çünkü sana gelmek ve yazmak hoşuma gidiyor.

Zuhals