Giysi

19610_820538324696341_2415012398606714094_n.jpg

Dünyanın tüm hüznü gelip yapışır mı bir insanın üzerine?

Kapalı bir kutunun içinde gibi araba da giderken denize değil yeşile bakıyordu.

İstanbul hiç böyle hüzün görmedi, demeseydi kendinişarkısöylemeyezorlayıpsıkışmışlığındankurtulmakisteyenkadın, hüznün kendisine yapıştığını hissetmeyecekti.

Dönüş yolunda -eve ne kadar kaldığını hesaplamaya çalışırken, ağaçların aralarındaki restoranların isimlerinden nerede olduğunu kestirmeye çalışıyordu.

Anılarını düzenliyordu zihninde.

Kadının şarkısında ki hüznü hissettiğinde, içi suyla kaplandı. Açık pencereden yüzüne vuran rüzgarla bir an da savrulup, şehrin tozundan yaprakları ağırlaşmış erik ağacının gövdesine çarpıp toza bulandı. O artık karnında sayamadığı kadar ayağı olan sulu bir tırtıla dönüşmüştü. Sadece toza bulanmakla kalmadı, gövdesi ağırlaşıp toprağa yuvarlandı.

Başına dikkatli biri dikilse, eğilip onu yerden almaya kalksa, hayal kırıklığına uğrardı. Meyve vermeyen erik ağacının altındaki toprağa bulanmış erik çekirdeğinden daha küçüktü. Çünkü korkudan yusyuvarlak olmuştu.  Toprağa düşmüş gözyaşı olamayacak kadar da büyüktü.

Birazdan meraklı karıncalar toplanacaktı etrafına. Omuzlarına alıp yuvalarına götürmek için kaç karıncanın geleceğinin hesabını da o yapmayacaktı elbet.

Çünkü hala arabada kadınlarla birlikte eve dönüyordu.

Trafiğin sıkıcığından bunalan adam yanında, sürekli müziği değiştiriyor, her seferinde, bak senin için açtım, diyordu.

Yolculuk keyifli başlamıştı.

Denizin kenarında oturup serinliğinde, soğuk biralarını yudumlarken herkes kendi hayallerinden bahsetmişti.

Onları o masada birleştiren hikaye, hayallerinin en düşük senkronuydu belki de.

Dönüş yolunda hepsinin kendi içinde yolculuğa kaçmasının nedeni de buydu.

Adam diğer kadınların yolculuklarında kendini çok iyi ezberlediği için sıkılmış, heyecanla, aklında kalanların özetiyle, konuşmak istedikçe – adamın babası oluyor, kız kardeşine dönüşüyor -öfkesiyle dilinde kabuk değiştiriyordu.

Oysa o daha fazla görünür olmaktan korkuyor, korktukça daha çok büyüyor, emniyet kemerinin boğazını kestiğini hissedip, nefes almak için biraz daha genişletiyordu.

 

 

Reklamlar

Neyse Bugün de Ölmedim 1

Sevgilim Günlüğüm,

Bugün çok yürüdüm ayaklarım ağrıyor, aynı ayakkabıyı iki gün üst üstte giyince hele bir de düz bir ayakkabı olunca afedersin ama ayacıklarımın ağzı burnu yamuldu. Şimdi tabanlarım sürekli beynime sinyal gönderiyor o düz ayakkabılar seni kafana kafana kovalasın zuhal, yarın da giyecek misin o kokmuş ayakkabılarını, diye sızım sızım sızlıyorlar. Daha da söyleniyorlar da söylemek istemiyorum korkma, diye.

Bugün karar verdim, istanbulda yaşadığım sürece kendime hep fırsat yaratıp denize gideceğim. Vapura binip karşıya geçeceğim mesela, ya da bisiklete atlayıp eskisi gibi sahile kadar vuracağım kendimi yokuşlara. Olmadı en rahat ayakkabı giyip yürüyeceğim sahil boyu sonra Beyaz Fırında oturup çilekli bir tatlıyla kahve içeceğim kendimi ödüllendirmek için.

Ben eskiden kendimi eğlendirmesini bilirdim. Alırdım kendimi gezmelere çıkardım, bu kitap Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde okunur derdim. Atlardım bir otobüse sahil şeridini gezerdim. Canımın çektiği yerde iner bir kafeterya bulur, oturur etrafı seyreder, bazen yazı yazar bazen de kitap okurdum.

Şimdilerde insanlara alıştım, onlarla sohbet edip, eğlenmeyi seviyorum. Yine dedikodu değil arkadaşımın dediği gibi karakter analizleri yapıyoruz kendimiz dahil ama tek başıma bir şeyler yapmayı beceremez oldum.

Bugün oğlumla birlikte vapura binip Beşiktaş’a geçtik. Onun yeni okulu için bankada ki işlerimizi halletmekti amacımız, oğlumla olunca her şeyin güzel olmasından mıdır bilinmez, vapurda dışarıda denizi, gökyüzünü seyretmeye bir türlü doyamadım. Gökyüzünde bulutlar sanki üç boyutluymuş gibi bembeyaz görünüyorlardı. İçimden sürekli İstanbul’a methiyeler düzen cümleler kurdum. İstanbul tombul bulutların istilasında dedim kendime. Deniz daha çok maviydi sanki.

Eskiden işe giderken, o zaman sigara da içerdim, yasak değildi dışarı da içmek, böyle güzel havalarda içimden manyakça şeyler geçerdi. Şu vapur batsa keşke derdim ben de yüzsem.

Oğlum, ben ilk defa sokağa çıkıyor muşum gibi beni metroda, vapurda sürekli ikaz etti. Dikkat düşersin, şuraya tutun gibi. Yürürken yavaş yürümem yüzünden, bana dönüp sabahları yürüyelim seninle dedi. Hepsine güldüm. Oğlumun gözünde yaşlı bir anne olmak hoşuma gitti. İnsan sevdiğinden gelen her şeyi seviyor.

Ha bir de komik bir olay yaşadım. Oğlum babasının ofisine gitti ben de arkadaşımla buluşmak için beşiktaş iskelesine dönmeye çalıştım uzun süre. Belediye otobüsüne bindim sonunda ve son durakta inerken şöföre iyi akşamlar dedim. Adam bana iyi akşamlar canım dedi. Bir an durdum ben senin nereden canın oluyorum, diye araz çıkarayım diye düşündüm, sonra vardır bir bildiği diyerek yoluma devam ettim. Zaten arkadaşımı çok bekletmiştim iskelede, benim yüzümden vapur kaçırmıştı. Bir de şimdi bu adamla tartışıp daha fazla zaman kaybetmiyim dedim.

Aslında sevgilim günlüğüm  kendimi suçlu hissettiğim için arkadaşımı bekletmiştim çünkü, adam benim o tutukluğumu hissetti bu yüzden bana canım deme cüretini gösterdi.

Hayat o kadar cüretkar ki sevgili günlük onun karşısında tereddüte yer yok. Ne istediğini her zaman bilecek ve net ifade edeceksin. Aklın karışık olduğu zamanlar hayatın sana çelme taktığı zamanlardır.

Geçmiş günlerden birinde sürekli alışveriş yaptığım bir fırına ekmek almaya gitmiştim. Sabah mutsuz uyanmıştım. Bedenim ortalıkta dolaşıyordu ama ruhum nerede, ben de bilmiyordum. Her zaman aldığım ekmeği dilimleyip verirdi satıcı, üstelik bunu bana her seferinde sormazdı, bilirdi dilimli istediğimi ama o gün sormadı çünkü o gün ben ezik kalkmıştım yataktan, ruhum bile beni takip etmiyordu, kafasına göre takılıyordu. İşte o yüzden adam ekmeği torbağa tıkıp bana vermişti dilimlemeden, ben benim yokluğumun farkına vardığı için daha çok ezilmiş derhal terk etmiştim orayı sonra bindiğim taksi şöförü sinirlendirmişti beni, kısa bir şehir turundan sonra arkadaşımın evine kahvaltıya yetişmiştim. Allahtan sevildiğimi bildiğim kendimi güvende hissettiğim yerde gelip beni ruhum bulmuştu ve yeniden muhteşem ikili oluvermiştik.

Bundan sonra yaşadığıma şükrettiğim anları yazmak için sana döneceğim sevgilim. Böyle bir yazı dizisi yapmaya karar verdim kendime kendimden.

Bu fikri İz Tv de Turgut Uyar’la ilgili tesadüf iki kere denk gelip seyrettiğim bir belgesel sonucunda karar verdim. Turgut Uyar, Tomris Uyar, Edip Cansever gibi şairler belirli zamanlarda toplanıp yemek yerlermiş, bir de isim koymuşlar toplantılarına “Ölmeme Günü”, ben de ondan esinlendim ve yaşadığım günlere, şükür manasında yazacağım Allah izin verirse.

Şükretmek istediğim de buradayım anacım.

Sevgilimsin,

Zuhals