“Tehlikeli Oyun/lar Oynamak İstiyorum”

tehlikeli_oyunlar

Çocukluğumdan hatırladığım bir duygu ve resim var. Resim değil bir film karesi gibi bir şey oyunculardan biri benim karşımda küçük bir kız var.

Annemle hiç tanımadığım bir eve misafir gitmiştim. Kaç yaşındayım hatırlamıyorum. Bugün geçmişe baktığımda sessiz ve güvensiz bir çocuk hatırlıyorum sadece. O yüzden kendi başıma hiç tanımadığım bir evde nasıl oldu da bahçeye çıkıp dolaşmaya karar verdim. O duygunun nedenini hatırlamıyorum.

Bahçenin kuytu bir köşesinde salıncakta sallanan küçük bir kızla karşılaşmıştım. Belki de küçük değildi aynı yaştaydık. Aslında onu da hatırlamıyorum. Beni korkutmuştu. Çünkü farkıma varmamıştı. Salıncakta oturmuş elindeki çay kaşığına tükürüyor sonra da onu iştahla geri yutuyordu. Ben o sahnenin tuhaflığına yakalanmış, dışına çıkamamış, bir süre nasıl tepki vereceğimi bilemeden onu seyretmiştim. Gerçi o benim farkımda değildi ama ben çekip gitmeye çekiniyor, orada olmaktan rahatsız oluyordum.

Herhalde öyle olmalıyım. Belki de bu duygularım da yalan. Çünkü sadece hayal gibi hatırladım. Domatesi bilip tadını unutmak gibi ve artık ben bir hikayeci gibi düşünmeyi öğrendim.

Bir zamanlar bu sahnenin hikayesini yazmıştım. Hikayem yok oldu. Ne yazdığımı hatırlamıyorum. Ama hikayem bana bir dost ve kitap kazandırdı.

Hikayemi yayımladığımda altına şimdiki dostum yorum yazmıştı. Bu hikaye bana Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabını hatırlattı, demişti. Kitabı okumamıştım. Hemen kitabı alıp yazdıklarımın insanlarda uyandırdığı duyguyu, başkasının gözünden yeniden görmek istemiştim. O zaman hikayede ki anlatıcı ile aynı dili konuştuğumuzu, bir zamanlar aynı yoldan geçtiğimizi anlamıştım.

Hayat tesadüflerden ibarettir diyerek hafife alacak kadar aptal değilim artık. Mütevazi olma yaşlarımı da çoktan geçtim. Bilgiyi paylaşma evresindeyim.

Bugünlerde beni dışarıya bağlayan dostum, Moda Sahnesinde “Tehlikeli Oyunlar”oyununa davet edince hemen kabul ettim. Zaten bugüne kadar gelişen süreçte buna hayır demem mümkün değildi.

Sahnede iki salıncak vardı. Oyunu oturup izlerken bunun ne manaya geldiğini düşündüm.

Düşüncelerinin esiri olmuş Hikmet’i seyrederken onun düşünce çukurunun içinde salıncakta sallanmasından normal bir şey gelmedi aklıma.

Geldiğim yerde, yeni öğrendiğim bilgilerle, Oluşumuzu tamamlamak için içe doğru bir yolculuk yapmamız gerektiğini biliyorum.

Hikmet bu yolculuğunu bilinçsizce yaptığı için, belki de bilinçli içine kaçtığı için düşüncelerinin çekiminde bazen emiliyor, bazen kusuluyor ve bilinci hiç kapanmadığı için elinde bir tek kelimeler olduğu için -çünkü düşüncelerin silahı kelimelerdir, onları saçıyor kendine,etrafına.

Etrafına değmiyor aslında saçtıkları çünkü her birimizin dünyası kendi zihni olduğu için dışımızda olan her şey bizim gölgemiz olduğundan, Hikmet bu bağı kurmayı hiç beceremediğinden onlara hiç değmiyor.

Ancak bu yoldan geçen yolculuğunun farkında olanlar onun farkında. Onu anlıyorlar. Böyle olmasa bir saat yirmi dakika olan tek kişilik oyun nefes almadan seyredilmez.

Kitabı okuduğumda duygusundan etkilenmiş ama karanlık bir hale bürünmüştüm. Aklımda böyle bir şey kalmış.

Oysa dün akşam aynı karakter bana daha neşeli göründü. Keyifliydi. Kendi dünyasında sevimli görünüyordu. Mutluydu.

O yüzden bize oyunun içine sokan Hikmet’in düşüncelerini onunla birlikte aralıksız kovalamamızı sağlayan Erdem Şenocak’a minnettarım.

Oyun bittiğinde mutluydum, gururla Erdem Şenocak’ı alkışladım. Emeğine saygı duydum.

Sonra bir fısıldaşma başladı.

Patlama dediler.

Yüzler asıldı.

Ellerimiz telefonlarımıza uzandı.

Sessizce dağıldık.

Yazmamaya karar verdim eve gelince.

Sabah yine vazgeçtim akşam ki duruşumdan.

Dışımda olanların özümde olanları bozmasına izin vermeyeceğim dedim.

Dışım korkularımın gölgesi, içim hayallerimden ibaret.

Hayallerimin yansıması olanın izinde olmaya devam edeceğim.

Bu dünyaya uyum sağlamaya çalışırken zihnimi korumak benim özgür yanım.

Güzel Günlerde Görüşelim.

 

Reklamlar

Ezikler Gecesi

10410281_974881465883971_8139491091680811848_n

Hep pijama partisi mi yapacağız kızım dedi, sevgilisi yanında uyuyan kadın, küfür gecesi yapalım işte, madem o paçozdan ayrılmış kutlayalım. Sonra tedirginlikle baktı yanında uyuyan adama, fısıldayarak, hadi kızım ya sonra konuşuruz, beni ara öğleden sonra şimdi müsait değilim, hadi bye öptüm.

Telefonunu kapatıp sessizce yatağın yanına yere bıraktıktan sonra yanındaki adama dönüp bir süre onu seyretti kadın. Adam biraz sonra başına geleceklerden habersiz masum uyuyordu. Kadın aklına aniden gelen fikirle adamın üzerindeki örtüyü kaldırıp örtünün altında kalanları inceledi muzipçe, suya dalar gibi örtüyü başına çekip gözden kayboldu.

Yüzüne görüşüz, diye telefon kapanan kadın, hala telefonu kulağında açılmasını bekliyordu. Sonunda sabırsızlıkla, kızım neredesin dedi, bu akşam Ezikler Gecesi yapacağız, kimseye söz verme, Arif’in orada ol, dokuzda, sakın geç kalma he, dedikodular çok birikti, kızım merak ediyoruz hepimiz, o herifin kıçına nasıl tekmeyi bastın, anlat da  içimizin yağları erisin. Gerçi kızlarla aramızda karar aldık, bir kere daha barışırsanız, ikinizi de siktir ediyoruz hayatımızdan, ne haliniz varsa görün lan. Aman tamam be sustum. Yeni mi uyandın. Kızım ne rahatsın, alıştın tabi, uyu bakalım. Bana bak geç kalma, hadi tamam kapat lan.

Telefonu kapatıp yataktan kalkarken, bunlarda sabahları ne manyak oluyorlar ya, işitmediğim azar kalmadı diye söylendi kendi kendine. Aynanın karşısına geçip bir süre kendini süzdü, göğüslerini iki elinin arasına alıp, yukarı kaldırdı, yüzünü buruşturup serbest bıraktı. Soyunup duşa girdi.

Kediler kediler seni yer diye şarkı söylüyordu duşta. Müziğin ritmini kalçaları tutuyordu. Çatılardan düşmekte kediler kediler derken, kalçalarıyla daireler çiziyordu. O mesafe öldürmez dediler dediler, senle ben bu gece deliler deliler gibi sevişsek uyusak, gemiler gemiler girer salondaki camdan, ölürsün sen heyecandan, kediler kediler seni yer, seni yer diyordu saçlarını şampuanlarken.

Duştaşarkısöylemeyisevenkadının, akşam Ezikler Gecesine davet ettiği kadın, kapattığı telefonu yastığının altına koymuş, yastığı birini döver gibi bir iki kez yumruklamış, yüzünü yastığa gömmüştü. Gözlerini kapamıştı ama artık uykusu terk etmişti onu. Hırsla kalktı, terliklerini aradı, yere bakmadan, çıplak ayakla yere basmaktan nefret ederdi. Sonunda bulup hırsla ayağına geçirdi, ayaklarını sürüyerek etrafına bakındı. Kedisi Limon’u arıyordu gözleri.

Henüz yavruydu, arkadaşı yeni doğum yapan kedisinin yavrularından birini ona emir vaki vermişti. Barınağa vereceğim bak almazsan, günah değil mi? Baksana ne şirin, demişti. Sarı, tekir, sokak kedisiydi. Şirindi ama gerçekten ve her sabah onun ayak başparmağını ısırıp, kaçmayı huy edinmişti.

Bu sabah ısırmamıştı, onu bulamıyordu, görmedikçe panikliyordu kadın. En büyük korkusu, onun bir yerden düşmesiydi. Pencereleri açmıyordu, balkon kapısı hep kapalıydı, Limon odada olduğu zamanlarda. Kanepenin arkasına saklanmayı seviyordu ama orada da yoktu. Limon neredesin? gel, sarılayım sana, hadi ya, sarılalım, neredesin, of ya diye söylenmeye başladı kadın.

Yatak odasından koşarak geldi Limon, ayaklarına sürtünüp, kanepeye zıpladı. Kadının hoşlanmadığı bir şeyi yaptığı zamanlarda takındığı tavır vardı üstünde, yatak odasında ne haltlar karıştırdın sen, diye söylendi kadın, küçük çocuğunu azarlar gibi. Bir yere işediysen, valla bak ben de senin kumuna işerim he diye, söylendi ardından, yatak odasına geri giderken.

Odaya girip etrafa göz attı, ortalıkta anormal bir şey bulamadı. Mutfağa gidip, çay suyunu koydu, bir sigara yaktı.

Kapının zili çaldığında kanepeye uzanmış kitap okuyordu. Zilin sesine kalkıp kapıyı açtı, sabahtan azarladığı arkadaşı karşısındaydı, ne arıyorsun burada, Arif’in orada buluşmayacak mıydık dedi. Duştaşarkısöylemeyisevenkadın içeri girip ayakkabılarını çıkarırken, ay çekil sıkıldım evde, dayanamadım, çıktım geldim işte.

İyi gel, dedi kadın.

Hadi ya giyin de çıkalım, evde oturmayalım, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın.

İyi de saat daha erken, ne yapacağız bu kadar erken gidip, bu saatte kimse yoktur orada, liseli tiplerin arasında mı oturacağız Allah aşkına. Geç otur işte, Limon’u sev biraz.

Hadi hadi giyin ben o sırada Limon’u severim yeter bana. Daraldım lan, anlasana.

Aman iyi be geç otur, giyineyim ben.

Hadi çabuk bekliyorum, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın salona girerken.

Limon ondan korkmayan insanları tanıyordu, Duştaşarkısöylemeyisevenkadın da onlardan biriydi, o yüzden onu korkutmakla hiç uğraşmayıp, hemen yanına tırmandı. Kadının oturduğu kanepenin üzerine zıplayıp, yanına sokuldu. Kadın başını, karnını okşadı kedinin. Onun sevgi gösterisinden sıkılan kedi, yere atlayıp, ayaklarının dibindeki çantasına yaklaşıp üzerine çıktı, bir süre üzerinde oturduktan sonra, içine kıvrılıp uyudu. Kadın gülümseyerek onu seyrediyordu, Limon onun varlığını unutmuştu, kadın onu seyrederken, huysuzluğundan vazgeçmişti.

Üzerini değiştiren kadın içeri geldiğinde hala gülümseyerek Limon’un uyumasını seyrediyordu Duştaşarkısöylemeyisevenkadın. Bir süre onlara bakan kadın hadi dedi, kalk beni acele ettirdin şimdi bakıyorum yayılmış oturuyorsun, gidiyoruz. Birden daldığı resimden silkinen kadın, tamam tamam, hadi dedi. Limon’u gösterip, bunu ne yapacağız dedi.

Limonişko kalk gidiyoruz biz dedi, Kırmızıelbisesininiçinde sevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın.

Adını duyunca esneyip gerinen kedi nazlı nazlı çantanın içinden çıkıp kanepeden kalkan kadının yerine uzandı. Kafasıyla kediyi gösteren kadın, körle yatan şaşı kalkarmış, bu da senin gibi uykucu oldu dedi. Güldü iki kadın.

Evden çıktıktan sonra uzun süre yürüdüler, bindikleri taksi şöförü sinirlerini bozmuştu, adamla kavga edip, sırf gıcıklık olsun diye, onu trafiğin en sıkışık yerinde bırakıp, taksiden indiler. Bir süre adamın ne kadar öküz olduğundan bahsedip, sinirlerini boşalttıktan sonra mağazaları gezip, hiç bir kıyafeti beğenmeyip, mağazadaki satıcı kızların gıcıklığı konusunda bir kez daha hem fikir olup, içecekleri restorana erkenden gittiler.

İçeri girdiklerinde Kırmızıelbisesiiçindesevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın, buyur şekerim, kimseler yok, al buyur nereye istersen otur diye, arkadaşını azarladıysa da arkadaşı hiç oralı görünmeden etrafı süzmeye devam etti. Arif’le sohbet ederiz biraz, huysuzluk etme işte, hadi gel diyerek arkadaşının kolundan tutup, salonun ortasına sürükledi.

İki kadının içeri girdiğini gören restoranın sahibi, garsonlardan önce atılıp onları karşıladı. Uzun zamandır görünmediklerine sitem edip, güzelliklerinden dem vurdu. Kadınlar memnun gülümseyerek, onunla birlikte, adamın gösterdiği masaya doğru ilerledi.

Hep birlikte oturup, memleket hallerinden, kadınlardan, erkeklerden konuştular.

Masumsevgilisiolankadın geldiğinde bol kahkahalı sohbetlerine devam ediyorlardı, o geldiğinde adama, bu gecenin özel olduğunu, şarap değil rakı içeceklerini söylediler.

Masumsevgilisiolankadın etrafa saçtığı buğunun farkında, neşeyle rakı bardağını havaya kaldırıp arkadaşlarına uzatırken, hayatımızdaki tüm orospu çocuklarının hepsininamınakoyayım dedi. Neşeli surattan çıkan sinkaflı sözler yüzünden şaşıran kadınlar önce duraksayıp sonra küfürü bastılar.

Ezikler Gecesinde akıllarına gelen tüm ezikleri sofraya yatırıp ameliyat ettiler sonra bunlardan bir halt olmaz diyerek onları masa da kapamadan bırakıp bir köşeye bıraktılar.

 

 

 

Herkese Sevdiği Güzelmiş

Babam çocukluğumuzda bizi her yaz köyüne götürürdü, biz pek gitmeye hevesli değildik. Oysa köyümüz deniz kenarındaydı, yazın çocuklar ne ister ki sabahtan akşama kadar denize girmek, bahçeli bir evin yeşilliğinde oynamak, ağacından meyve yemek. Ama sevmezdim orada olmayı her gittiğimde odaya kapatırdım kendimi saatlerce kitap okurdum. Yanımda götürdüğüm kitaplar bittiğinde evde bulunan kitaplara dalardım. Hiç kimseyle konuşmazdım. Bir keresinde kardeşim kendimi kapattığım odanın kapısına “Dikkat Zuhal var” yazısı asmıştı. Ben odadan çıktığımda yazıyı görünce çok bozulmuştum ama suratımı asmaktan da vazgeçmemiştim.

Evlendikten sonra on beş sene köye gitmedim. Yazları kendime ev tutuyordum oğlumu alıp okul kapandığı gider açılana kadar gelmezdim. Gittiğim yazlık yerinde de fazla arkadaşım yoktu orada da kimseye selam vermez arkadaşlık kurmazdım.

Bir yaz küçük amcam ve ailesi de İstanbul’a gelmişlerdi onlarda yazı köyde geçirmek istiyorlardı. Çocukluğumda kaldığımız baba ocağının dışında hep birlikte kalmayı tekli ettim. Öyle bir fikir bana cazip gelmişti nedense. Orada bir ev tutup hep birlikte tatil yapmaya karar verdik. Tatilin ortasında kuzenlerimde benim kaldığım evin bir katında kendilerine daire tuttular. Onların amacı güneyde bir yerde tatil yapmaktı, anne babalarını görüp tatile gideceklerdi. Benim babamın köyünde alışılmışın dışında plaj, çay bahçeleri, bir de bar vardı. Geceleri dışarı çıkıp barda sabah kadar içip dans etmek kuzenlerimle çok keyifli olmuştu. Gündüz denize gidiyor geceleri dans edip içiyorduk. Önce kuzenlerimle olan akraba ilişkim dostluğa dönüştü sonra köyde ki akrabalarım ahbabım oldu. Keyifli zamanlar geçirdim kuzenlerim sayesinde ve köy vazgeçilmezim haline geldi. Uzun süre orada tatil yapmak bana keyif verdi. Sonunda geldiğim durum kendi köyümde mutlaka bir evim olması fikriydi. Her zaman gitmesem de aklıma estiğinde varlığını bildiğim bir evin köyümde olması gerektiğine karar verdim.

Kız kardeşim üniversiteyi bitirdiğinde yurt dışına seyahatler etmeye başlamıştı. Newyork’a gittiğinde orayı çok beğenmiş yaşamak istediği yerin orası olduğuna karar vermişti. Bir süre sonra buradaki işinden ayrılıp oraya yerleşti. Çalışmaya başladıktan sonra bir telefon görüşmemizde bana İstanbul’u özlediğini, insanın yaşadığı yerin sevdiği insanlarla tamamlandığını söylemişti.

Ben de uzun yaz tatillerinde, bir zaman sonra içime kapanmaya başlar eve döndüğümde garip bir iç huzuruna kapılırdım. Bunun sebebinin ait olduğum yerde olmak olduğunu zamanla anladım. Anılarımın biriktiği yerde, sokaklarını sahiplendiğim yerlerde dolaşmanın, restoranlarında oturmanın beni tamamlayan şeyler olduğunu anladım. Bunu anlamam için önce gitmem gerekiyormuş elbet.

Bu akşam arkadaşlarımla sohbet ederken daha önce hiç gitmeyi düşünmediğim ana vatan anılarını anlattılar, oraya gittiklerinde insanların onlara nasıl davrandığını, o topraklarda gezmenin kendilerine neler hissettirdiğinden bahsettiler. Onlarla sohbet ederken o duygulara çok yabancı olduğumu hissettim.

Ana vatan kavramı çocukluğumdan beri sıkıcı insanların sohbet konusuydu benim için. Kültürel manada tutucu olan insanların, dar görüşlü bir zihniyetin kullandığı kelimeydi. En çok dernekte duyardım. Bana göre dernek müdavimi olan insanlarda sıkıcıydı. Onların düşünce yapılarına uzak bulurdum kendimi. O yüzden bu kelimeyi duyduğumda kendi kapatırdım belki hiç gitmeyi düşünmedim yüzümü buruşturmak dışında fazla anlamda yüklemedim.

Bugün keyifli sohbetin ortasında ilk fırsatta aynı insanlarla atalarımın göç ettiği Abhazya’ya gitmeyi düşledim. Sohbette ailelerimizden, düğünlerdeki komik durumlardan, cenaze anılarından bahsettik. Ortak tanıdıklarımızın sohbetini yaptık. Kuzenim, kendimi annemin kardeşleriyle yaptığı sohbeti izlermiş gibi hissettim, çocukluğumu hatırladım, teyzemi özledim birden, dedi.

Hep birlikte ana vatanımıza yolculuk etmeye karar verdik. Ben o duyguyu bilmek istiyorum. Sohbetin ortasında yoksunluk hissetmeme sebep olan ana vatanda olma duygusunu bilmek istiyorum.  Böyle bir duygunun varlığını herkesin tanıdık olmasını kendinden sayması azıcık babamın köyünde geçirdiğim zamanlardan biliyorum. Bunun keyfiyetinin daha büyük olanını merak ediyorum şimdi.

Bu gece kültürel kimliğimde bir çatlak oluştu. Bir filizlenme oldu, artık içimde yol alıyor biliyorum. Ve bunun sebebi yine sevdiğim insanlar. Onlardan yola çıkıp onlarla ana vatanında olmanın keyfiyetini yaşamak istiyorum.

Güzel günlerde görüşmek dileğimdir efendim.

Ortak hafıza ve Rüyalar

 

 

 

 

 

sehirde-ve-kirsal-kesimde-beyin-farkli-calisiyor--1432577

Sevgilim Günlüküm,

Nasılsın, bayılıyorum boş bir sayfayı kirletmeye. Bir dostumdan öğrenmiştim bu cümleyi, hücrelerime işlemiş sanırım. Zamanı geldiğinde kullanıyorum onu da sevgiyle yad ederek. Kelimeleri seviyorum, dostluğun içine doldurduğum güzel insanlarım var, biriktirmeye devam ediyorum. Kadınlara ve erkeklere hep sorarlar karşı cinste ilk neye bakarsınız, yüzünüzü dönmeniz için önce ne gereklidir diye. Erkekler güzel memeleri, uzun bacakları, dolgun dudakları, şuh kahkahaları getirir önce akıllarına. Kadınlar, onların ne söylediklerine bakarlar. Akıllarından geçeni merak ederler. Bazen tersini söyleyenler de olur. Hadi canım derler kadınlar erkeklerin cebine, kaslarına, boyuna posuna bakarlar. Oysa kadınlar kendi güzelliklerine öncelik verir kendilerinin güzel olduğuna inanırlar ve yanlarında olanın çirkinliği onların güzelliğini daha çok ortaya çıkarır diye düşünürler. O yüzden her çirkin kadının/adamın yanında bir güzel kadın vardır. Bu onların mağrifeti değil kadının kendini fazla güzel bulmasıyla ilgilidir Güzelliğini taçlandırmak isteyen kadın çirkinden gocunmaz.

Ben insanların ağzından dökülen kelimelerin sahiciliğine ve güzelliğine bakarım. Gönüllü bir esarete meyl ederim.

Benim sana gelmemin sebebi rüyamı yazmaktı, nerelere daldım. Hayatımın özetini gördüm rüyamda ama ölmedim. Bir film şeridi değildi rüyam ama hikayemin ana fikrini yaşadım uyurken. Hani bir senaryoya başlarken, bir kelimelik özet yazarsın ya en başa. İşte onu zihnimde kaç saniye bilmem, içine dahil olup seyrettim bir yandan.

O kadar çılgın değilim artık, eskiden aklımdan geçenleri sansürsüz dökerdim sayfalara. Başka bir dostum, yazılarımdan birini okuduğunda, oha demişti psikologa söylenmez senin bu yazdıkların. Eskiden hoşlanırdım bundan, cesaret olduğunu düşünürdüm. Beni rahatlatmasının ötesiyle ilgilenmezdim. Büyüdükçe özelimi kırmızı çizgilerin içine almaya başladım belki de. Şimdi kendime sakladıklarımla, etrafa bakıp benim bir bildiğim/sırrım var demekten hoşlanıyorum.

Rüyamı anlatmayacağım ama üzgünüm, uyandığımda kendime merhamet edip sevdiklerimin yüzünü tam manasıyla kendime döndüremediğimi düşündüm. Rüyamın özetini yoksunluk kelimesiyle özetleyebilirim belki de.

Yazdıklarımdan sonra düşünüyorum da ben diye başlasam da tüm cümlelerime, aslında evrendeki nefes alan varlıklardan hiç bir farkım yok. Ben de tüm insanlar gibi daha çok sevilmek, tam olmak, duygularımın denk düşmesi için sevdiklerimin yolunda yolculuğuma devam ediyorum.

Sevgilimsin,

Zuhals

Neyse Bugün de Ölmedim

 

Sevgilim Günlük,

Uzun zamandır sana uğramadım sen de öldüm ya da hayatın keşmekeşi arasında şükretmeyi falan unuttum sanma. Hala direniyorum hala bakınıyorum etrafına anlam katmak için nefes almama bu arada yeni bir blog daha açtım bu sefer başka bir yanımı döküp saçmaktayım etrafa tüm gün neler yaptığımı hafiften deşifre ediyorum belli mi olur hikayelerimden ya da senaryodan para kazanamıyorum belki günlük sıradan alışkanlıklarımdan para kazanırım.

Tüm gün seyrettiğim dizilerin eleştrilesini yapıyorum orada bazen pişirdiğim yemeğin tarifini veriyorum yazmak beni yeterince kesmezse okuduklarımı anlatmak istiyorum, dizi seyircisini küçümsemek istemiyorum ama en son Fuantes’in Yanık Sular’nı okudum o okuyucuyu pek sarmaz gibi geliyor. Dizi seyircisi tanımaz onu aya da yazabilirim bilmiyorum. Bir haftada 24 yazı yazdım gündüz programlarından iki gece dizilerinden iki tane o yüzden aslında pek zamanım olmadı. İyi bir yazı yazıp gazeteye göndermek belki daha mantıklı ama beni sıkıyor fazla kasılmak kafama göre takılmayı seviyorum zihnimde kendime program yapınca önce kendim bozuyorum sonra arkadaşlarım devamını getiriyor. Anacım ne zaman yazmak için başına otursam biri arayıp ne yapıyorsun görüşelim diyor e normal de her gün kapı kapı gezince daha doğrusu kafeterya kafetarya program aksadığında tedirgin oluyor insanlar. Şimdilik ben ay gelemem yazı yazıyorum televizyon izlemem lazım dizilerim var seyredecek meşgul bir kadınım ben hadi oyalama beni kapa diyorum ay tamam nasıl olsa bıkarsın haftaya görüşürüz diyorlar. Ben de kendime uygun küfürümü edip tamam lan diyorum görüşürüz gülüşüyoruz.

İstikrarsızlık benim istikrarım, düzensizlik düzenim ama değişebilirim belki kasmadan bilemiyorum.

Neyse işim var şekerim beni merak etme diye sohbete geldim ölmediğime şükrettiğimi haber vermek istedim.

Beni unutma, beni özle, biliyorsun orada bir yerlerde birilerinin seni özlediğini, düşündüğünü bilmek güzel şey, umutlu şey.

Sevgiler saygılar dostumtostum.

Zuhals