Neşeli Avcı

Merhaba Günlüküm,

Uzun zamandır sana gelmiyorum. Bugün neşeli bir şeyler yazmak için geldim. Neşeli falan olduğumdan değil avcının pusuya yatıp avını beklemesi gibi ben de pusuda neşeli bir şeylere bakmak üzere koşullandırdım kendimi, yazmaya otururken yani ama henüz bulamadım o yüzden seni oyalıyorum.

Hep dolup taştığım zamanlar da geldim sana. Birilerine kendime küfür etmek için, kusmak için ya da dedikodu yapmak için. Bir değişiklik yapayım dedim bugün ama bilemedim.

Biraz önce Çitler diye bir film satın aldım onu anlatayım sana. Zenci bir baba var. Çöp toplayarak hayatını geçindiriyor. Zenci olduğu için kaderine kızgın. Oğlu beyzbol oynuyor kendi de eskiden oynarmış ve ünlü biriymiş kendi klasmanında ama oğlunun öyle boş işlerle uğraşmasını istemiyor. Çünkü spor beyaz adamların onu kullanacağı bir alanmış. Hep yedek klubesinde otururmuş ama o para kazanacağı bir iş sahibi olmalıymış. Oğlu koleje gitmek için burs kazanıyor. İyi beyzbol oynadığı için kazanıyor bunu ama babası hayır diyor kağıtları bana göndermesinler imzalamam, boş işlerle uğraşma git çalış. Çocuk diyor ki baba sen beni neden sevmiyorsun. Babası diyor ki sevmek mi? Seni neden sevecekmişim. Annenle seni yaptık diye sevmek zorunda değiliz. Bu sorumluluklarımızın arasında değil. Benim sorumluluğum  bu evi geçindirmek. Sen sevgi dilenerek yaşama. İnsanlara bu soruyu sorma. 17 yaşında da oğlunu evden kovuyor, oğlu da gidip denizci oluyor 6 sene eve gelmiyor. Babası öldüğü zaman eve geliyor annesine diyor ki onun cenazesine katılmayacağım çünkü onun gölgesinden kurtulmak istiyorum. Her yerde onu görüyorum. Annesi de baban kendisine benzemememen için uğraştı. Bir o kadar da benzemeni istedi. Ve sen babana benziyorsun.

Bu arada evin babası karısına sen benim hayatımda başıma gelen en güzel şeysin demesine rağmen bir gün mutfakta karısına diyor ki benim çocuğum olacak.

Kadın, karına çocuğum olacak mı diyorsun 18 yıl sonra diyor. Ben bu evde her şeye katlandım bana söyleceğin bu mu diyor. Şimdi bana söyle bir daha o eve gidecek misin diye soruyor.

Adam diyor ki ben o eve gittiğim zaman çatıyı onarmayı ya da evin diğer tüm sorunlarını unutuyorum. O bana kendimin başka bir yönünü tanımama sağladı. Ben onun evinde güldüğüm gibi hiç bir yerde gülmedim. Bundan kendimi alıkoyamam diyor.

Karısına bu olanlardan hiç kimsenin suçlu olmadığını sadece artık başka bir pencereden bakmayı da öğrendiğini söylüyor. ama kadın onu anlamıyor. Benim de isteklerim vardı. Bunları sence neden yıllarca eteledim diye soruyor kocasına.

6 ay adam karısının evine gelmiyor. Sonunda yine aynı yatakta yatmaya başlıyorlar ve bir gece telefon çalıyor. Karısı telefonu açtıktan sonra yanında uyuyan kocasını uyandırıyor. Kocasına diğer kadının kızını doğururken öldüğünü haber veriyor.

Adam onu hiç kimsenin güldürmediği kadar güzel güldüren kadının öldüğünü öğrenince çok sarsılıyor, oturup ağlıyor ve karısı bunu seyretmek zorunda kalıyor.

Kadın bir gün yine mutfakta yemek hazırlarken adam kucağında kızıyla gelip bu masum çocuğun annesi öldü. Ona annelik yapar mısın? diyor.

Kadın tüm bunlar olmadan önce kocasından evlerinin etrafını tahta çitle çevirmesini istemişti. Bunu isteme sebebi evdekileri bir arada tutmaktı. Kocasının başka bir kadından çocuğu olacağını öğrendiği zaman, ben kendi evimdeki gibi bir ailem olmasın diye uğraştım. Benim ailemde kardeşlerimin anne ve babaları farklıydı ve biz onlardan hiç konuşmazdık. Hala düşününce kim kimden aklım karışıyor. Böyle bir ailem olmasın istedim şimdi sen bana çocuğum olacak diyorsun demişti.

Adam çocuğu kucağında gelince, tamam diyor kadın, adamın kucağından çocuğu alıp, babaların günahını çocuklar çekmemeli, bundan sonra bu çocuğun bir annesi var ama senin bir karın yok.

Sonunda da yalnız ölüyor işte.

En iyi yardımcı kadın Oscar’ını almış film. Güzel bir kurgusu ve diyalogları var.

Eskisi gibi içimden dışıma çıkmıyorum yazarken anlaşılan.

Başka da bir şey yazmak gelmiyor içimden. Gördüğüm güzel şey etrafımda buydu yazdım.

Bir de yemek yaptım. Kuru dolma. Ama güzel mi bilmiyorum. Henüz pişmedi. Kokusu da gelmiyor, gelse tadı hakkında fikrimi buraya iliştirirdim.

Bendeki güzellikler bu kadar.

Güzel günlerde görüşelim biz yine de.

zuhals

Herkül’ün Kuyruğu

1794777_1044760462201061_7788142479750428420_n

Kederden ölmek üzere olduğuna inanan bir kocam var.

Ona bu sabah dedim ki ağaçlara bak. Ağacın gövdesine, gövdesindeki kabuğa as gözlerini, bunu başarabilirsen, bak göreceksin, nasıl rahatlayacaksın. Hiç bir şeye tahammül edemiyorsan nefesini dinle, elini kalbinin üzerine koy, içinin, organlarının sesini duymaya çalış.

Herkül’ün kuyruğuna bak.

O sırada kahvaltı ediyorduk.

Biz ne zaman kahvaltıya otursak, Herkül salonun ortasına yayılıp yatar. Kavga etmiyorsak şayet gözlerini devirip bizi dinliyormuş gibi yaparken kuyruğuyla içindeki şarkının ritmini tutar. Konuşmalarımızın tonundan hoşlanmadıysa balkona çıkar. Çok bağırıyorsak, tasmasını ağzına alıp salonun ortasına sürükler, sinirle atar orta yere, havlamaya başlar. Beni sokağa çıkarın, yoksa kavganızın orta yerine işerim, der.

Evliliğimizin ilk yıllarında ben çıkarırdım onu dışarıya çünkü kocam kavgalarımız da hep haklı taraf olduğunu sanırdı, benim cezam Herkül’le sokağa çıkmaktı.

Şimdi o çıkarıyor sokağa, hangisi işiyor bilmiyorum ama uzun süre gelmiyorlar.

Kocamı mutsuz görmeye dayanamıyorum. O umudunu kaybettiği zaman gelecekten korkuyorum. O yüzden bu sabah beni umutsuzluktan kurtaran şeylerin yüzünü, ona da göstermek istedim.

Ben içimden geldiği için toprağa yatıyorum, saatlerce gökyüzüne bakıyorum. Bir ağacın dalına bakıp zihnimi boşaltabiliyorum.

Sonbaharı, yaprakları çok erken fark ettim. İnsanları sevmediğimden belki.

Eskiden konuşmayı sevmezdim. Gözetlemeyi severdim. İçimden çok konuşurdum ama. Okuldan gelirken hep yere bakardım. Yerdeki yaprakları hissettiğim için hüzünlenirdim. Adının hüzün olduğunu bilmiyordum. Bir tane olduğumu, tek başıma olduğumu sanırdım. Bir yaprağı karşıma alıp onun damarlarına bakmak, onun resmini çizmek ödevimdi ama çizmek beni çok sevindirirdi. Damarlarına dokunurdum. Renkleri o kadar çok hoşuma giderdi ki hafızama kazınsın diye dikkatlice renkleri emer gibi bakardım. Çiçekleri koparır sonra kopardığıma üzülür onları bantla sarar defterimin arasında saklardım. Bunların bana has delilikler olduğunu sanırdım.

Büyüdükçe iyileştirici yanlarını fark ettim. Şimdi onları kocama anlatmaya çalışıyorum, onu da iyileştirsin istiyorum. Ama bana inanmıyor.

O her şeyi tek başına, kendi içinden çıkarıp onaracağına inanan insanlardan. Ben yardım almayı biliyorum galiba. O yardım istemenin zayıflık olduğunu sanıyor.

Herkül keyfi yerindeyse kuyruğunu sallıyor neşeyle. Farkında bile değil ne yaptığının. Ben onunla ilgilenmiyorsam yanıma gelip kanepeden sarkan elimi burnuyla kaldırıp kafasının üzerine koyuyor. Kafasını okşuyorum, hemen arkasını dönüyor, çenesini kaldırıyor. Çenesinin altını okşamamı istiyor. Bundan sıkılınca iyice yaslanıyor kanepeye daha aşağılara inmemi karnını okşamamı istiyor. Sonra uyuyor. Horlamaya başlıyor.

Kocamda horluyor. İkisinin de horlamasını seviyorum. Uyumak ölüm gibi bir şey. Ben herkes uyurken ölümü düşünürüm. Horlamaları bana her şeyin yolunda olduğunu hatırlatıyor.

Herkül’ün bir yastığı var, orada tek başına hayaller kuruyor, hayal kurarken yanına yaklaşılmasından hoşlanmıyor. Bazen aklına gelen şeyler yüzünden sessizce odasına süzülüyor, mastırbasyon yapacağını anlıyorum.

Bizim çocuğumuz yok. Kocam da ben de olmasını çok istedik. Yedi sene uğraştık sonunda vazgeçtik. Bir çocuğumuz olsa ona bakmakta yabancılık çekmeyiz çünkü Herkül hem çocuğumuz hem de biz onun çocuğu gibiyiz. Çocuklu bir aile de böyle olur galiba.

Ben onun peşinden gidip, hayır Herkül, gel buraya dediğimde, sanki odasının kapısını çalmadan açtığım,  mastırbasyon yaparken yakaladığım oğlum gibi çığlık çığlığa, defol odamdan der gibi havlıyor bana.

Bazen onu kandırıyorum. Odanın dışına sevdiği bir yiyeceği fırlatıp, bak burada ne var diyorum, o kapıp hızla odaya geri dönmek istiyor, ben ondan önce davranıp odanın kapısını kapatıyorum. O da hayallerinden vazgeçip verdiğim yiyecekle idare ediyor. Bu arada patates kabuğu bile yiyor Herkül.

Ben Herkül’ü tanımadan önce hayvanların, bitkilerin dünyaya tanrı tarafından belirli kodlarla gönderildiğini, doğalarını yaşayıp öldüklerine inanırdım. Kedim öldüğünde hastanedekiler onu bana vermemişti, yakacaklarını söylemişlerdi. Ben de kabul etmiştim. Sonuçta o bir hayvandı, mezarlığı olmasa da olurdu çünkü bir bağımız yoktu.

Şimdi biliyorum ki Herkül benim duygularımı biliyor, ben de onu tanıyorum. Onun doğasının bozulmamış olmasının nedeni sınırları. Benim bozukluğumun nedeni sınırsızlığım.

İşte tam da bu yüzden kocam doğasını hatırlasın diye ona Herkülü gösterdim bu sabah. Sadece neşeli kuyruğu bile sana ilk başlama noktanı, yaradılışı hatırlatır, dedim. Senin kederin sonradan gelen günlük hayatın bok püsürüyle ilgili . İzin ver Herkül’ün kuyruğu sana hatırlatsın varoluş nedenini, saflığı.

Ama kocam bana benziyor biraz da. Belki ben onun için seviyorum onu. Kendi bulmak istiyor yolunu. Şimdi gidecek, yolda düşünecek söylediklerimi, biliyorum.

Ve bana, hak vermiş olarak geri dönecek.

Ayrıntılara Dahildir Sevda

10351230_1424605837816764_3023113272532472195_n

O papatyaların yapraklarını koparıp, seviyor sevmiyor oyununu oynama lüksüne hiç sahip olmadı. Sevilmiyordu. Bir pisi pisinin kılçıklarını lütfen beni fark etsin,  diye sabırla yolup, kırmadan iskeletini çıkarmayı da denemedi.

Onu tanıdığından beri kalbi meşguldü adamın, araya sıkışmaya gönlü hiç el vermedi. Yine de sıkı takibe almıştı, suçluluk hissetmiyordu, bir sapık olduğunu düşünmüyordu, seviyordu. Madem aklından hiç çıkmıyordu, o da sevdasına teslim olmuştu. Geceleri gözlerini yumduğu zaman göz kapaklarına adamın son gördüğü resmi yapışırdı. Adam bazen pazar gezmesin de sevgilisiyle gittikleri sahilin resmini koyardı. İkisi neşeyle gözlerini kısmış objektife bakarken son sevgilisinin başı hep omzunda olurdu. Göz kapaklarına yapışan resimleri silmeye uğraşmaktan da vazgeçmişti Sevdalıkadın. Bu pazar neşeli, derdi sadece. Canı sıkılmış, ama yanındaki kadını kırmamak için gülümsemiş, derdi. Canının sıkkın olduğunu düşündüğü zamanlarda daha çabuk silinirdi resim, neresinde beslediğini bilmediği umut, daha bir genişlerdi içinde, her tarafını sıcaklık kaplar, neşeli bir içki sofrasında çakır keyif olmuş gibi hemen uykuya geçerdi. Aklını susturmayı öğrenmişti. Canı istediğinde sesini, açar canını sıkan durumlarda sesini kapardı.

Takipçi bir aşık olmayı seviyordu Sevdalıkadın, dünyası hiç bozulmadan, elindekilerle inşa ettiklerini korumayı prensip edinmişti.

Sabahları kalkar, saate bakar trafiktedir şimdi, derdi. Ona zihninde, kahvaltı ettirmiyordu sabahları, sevgilisi uyumayı seviyor olmalıydı, mutlu kadınlar tembeldir.

O erken kalkan kadınlardandı. Sabah çayını demlemeden ağzına lokma almaz, kahvaltısını ettikten sonra sigarasını pencerenin önünde içerdi. Beş sigaranın ötesine geçmeyi kendisine tiryakilik sayar, hovardalık damarı kabardığında akşamları içtiği biranın yanında altıncıyı içmeyi göze alırdı.

Hayatındaki tek aşırılığı gözetlemeyi seven yanını sürekli köpürtmesiydi.

O birbirine aşık çift, evlerinin her köşesinde çektikleri resimleri arkadaşlarıyla paylaşmayı severdi. Evlerine yeni bir şey aldıklarında fark etmek kolaydı. Yakın arkadaşlarını tanırdı.Yemekte çekilmiş mutlaka bir fotoğraflarını koyarlardı. Hepsinin gözlerine bakardı kadın, sofrada ne yedikleriyle ilgilenmez, yüzlerini okumaya çalışırdı.

Sofraya hatır için oturanları, birbirlerine hatır için katlananları fark eder, sevdalı olanları derecelendirirdi. Karakter tahlilleri yapardı, objektife gülümseyişlerinden. Hepsinin şimdiden bir adı, ilişkilerinin ömrü vardı, kafasında çizdiği çizelgedeydi.

Takibindeolduğuadamın ilişkisinin ömrünü evdeki eşyaların konumuyla da ölçmeye çalışırdı. Yerleşik olan nesneleri tanır, kalbini sıkıştıranları gözlerini kısarak izlerdi. Son günlerde en çok kalbini acıtan, saksıler de yeşeren çiçeklerdi. Adamın kalbinde kök saldığını düşünen kadının, sevdiği çiçekleri evin sağına soluna yerleştirmesini hiç hayra alamet görmüyordu.

Kendinden biliyordu, evini sevdiğinde, işler yoluna girdiğinde o da çiçeklerini çoğaltır, su vermeyi düzene koyardı. Cuma günlerini severdi, cumanın neşenin çekirdeği olduğunu hayal ederdi. Cumartesi çiçeklenirdi. O yüzden resimlerde gördüğü çiçekler, kalbini kırıyordu.

Hüzünlü dünyasında tüm ayrıntıları gözden kaçırmadığını düşünüp hüznünü koyulturken, onun farkına varmadığı, belki de kaçırdığı en büyük mutluluk onun için üzülen adamdı.

Üzgünadam her akşam işten çıkıp eve gelmeyi, onu görmek için isterdi. Evinin salonuna girip ışığını kısar, müziğini açardı. Mutfakta aceleyle yemeğini hazırlar, sofraya tabağını sessizce yerleştirir, gözlerini karşı apartmanın penceresine yaslardı. Kadın ne zaman masanın başına otursa, nefesini tutar, onu izlemeye başlardı. Kaçırmak istemediği dizinin kahramanı olan kadının, senaryosunu kendi zihninde yazardı. Onun roman yazdığını düşünüyordu. Geceleri çalışmayı seven, romanını bilgisayarında yazan bir kadındı o. Yazarken sigara içmeyen tanıdığı tek yazardı. Müzik dinliyor olmalıydı, kulağında hep kulaklık olurdu.

Yazarken hep aynı şarkıyı mı dinliyor yoksa sevdiği şarkılardan bir listesi mi var, tahmin edemiyordu. Bir yerde okumuştu, bazı yazarlar yazdıkları romanın konusuna uygun müzikler seçerdi, zihnindeki ortamı ateşlemek için, kadının hangi gruba girdiğini tahmin edemiyordu. En çok penceresinin önünde koltukta içtiği sigara molalarını severdi. Ne huzurlu kadın derdi, onun huzurun bir parçasının kendinde olması için dua ederdi. Huzurunun kaynağını sevdiği işe başlardı.

O işe başka yapacak bir şey bilmediği için giderdi. Karşı pencereyi fark etmeden önce geç saatlere kadar çalışır, eve gelmeyi akıl edemezdi. Yorgunluktan gözleri kapanmaya başladığında aklına uyumak gelir, uyumak için evine dönerdi. Bedeni bir alarm gibi yorgunlukla eve gitme saatini bildirirdi.

Evine girdiğinde sırf ses olsun diye televizyonu açar, kanepede yorgunluktan bayılırdı.

İşten erken çıktığı nadir günlerden birinde haberlerin karşısında yemek yerken, annesiyle sürgün yollarında hastalanmış, açlıktan ölmüş küçük bir çocuğun karton kutuda arabaya taşınışını seyrederken, birden bulanan midesi onu pencerenin önüne savurmuştu. Karşı apartmanda tek ışık yanan pencerenin önünde oturmuş sigara içen kadının huzuru, o zaman gözüne çarptı.

Sanki teleskopla gökyüzünü seyrederken parlak bir yıldıza gözü değmiş gibi sevinç kapladı içini, midesinden kalbine doğru yayılan sıcaklıkta kendini ayrıcalıklı hissetti. Kocaman gökyüzünde bir tek onun fark ettiği parlak bir yıldızın karşısında ne yapacağını bilememenin telaşı kapladı içini. Işığının farkında olmayan yıldızın sıcaklığını hissetti.

Artık işten eve erken dönüyor, telaşını bastırdığı adımlarıyla merdivenleri çıkıyor, anahtarı kapısının kilidine hızlıca yerleştirip sevinçle açıyor, ben geldim, dememek için kendini zor tutuyor, salona girip ışığı derhal kısıyordu. Bir ağacın gölgesinde güvenle dinlenmek ister gibi kadının, pencerenin önüne gelip sigara içeceği zamanı kolluyordu.

 

 

 

Sabah Şekerleri

12313986_935834299839986_1493186593119497270_n

Bahçedeki kuşların bu sabah fazlasıyla geveze olduklarını düşünen kadın onlardan ilham almadan da edemedi ama etrafında konuşabileceği kimse yoktu ağzında sigarası mutfakta dolanırken evde kahvaltı etmek istemediğine karar verdi, çayın altını söndürüp yatak odasına gitti. Hava henüz yeni ısınmaya başlamıştı, o sene içinde yazlık kışlık ayrımı yapmazdı, dolabında giymediği giysileri sık kullandıklarının gerisine sıkıştırır zamanı gelince eliyle itmiş gibi bulurdu.

Üzerindeki geceliği bir hareketle çıkarıp çırılçıplak yatağın kenarına ilişti. Yatak odası perdeler kapalı olduğunda her zaman karanlık olurdu. Yatakta uyuyan adam gözüne ışık girmesinden, uykusu bitmeden uyanmaktan hoşlanmazdı. O kadın gibi değildi, sabah uykularını seviyordu. Adamı uyandırmadan karanlıkta neşesini bozmayacak bir elbise aranmaya başladı kadın. Yazın giydiği elbiselerin arasında en çok hangisinin içinde kendisini rahat hissettiğini, güzel hissettirdiğini hatırlamıyordu. Görmek için dolabın içine kafasını soktu, giyecek bir şey bulamadıkça neşeli kuşların etkisinden kurtulup sinirlenmeye başlıyordu. Adamın burnuna kadar çektiği yorganın nevresiminin düğmelerinden biri de oturduğu yerde sürekli kendini ona hatırlatıyordu, burnundan daha sık nefes almaya başladı, artık adamın kıpırdamadan rahat yatışı da sinirini bozmaya başlamıştı. Adamın imdadına geçen sene kadına hediye ettiği askılı yeşil elbise yetişti. Kadın elbiseyi görünce hemen karar verdi. Onu giyecekti. Askılıydı, üzerine bir gömlek ya da hırka giymesi gerekiyordu.

Hızlıca giyindi kadın. Sıra uyuyan adamı kaldırmaya gelmişti.

Adamın üzerine eğilip boynuna gömdü yüzünü, nefesini içine çekerek kocaman öptü, hadi kalk gidiyoruz, dedi. Adam gözlerini açmadan, nereye, diye cevap verdi. Dışarı çıkıyoruz, kahvaltı edeceğiz, hadi kalk.

Saat kaç, dedi adam gözlerini açmadan.

11 dedi kadın, hadi kalk, karnım acıktı.

Kadını boynundan koluyla yakalayan adam, sıkıp kendine çekti, kızım manyak mısın? Karnın acıktıysa bana ne, git bir şeyler ısmarla, çayı demle, sofrayı kur, gelirim ben de. Kadın kafasını adamdan kurtarmaya çalışırken, oldu, sen de duşa girince haber ver de, sırtını keseleyim, ama 50 liranı alırım.

Oha giyinmiş bile, kızım manyak mısın, bu ne hal, yazı getirmişsin? dedi adam kadını bırakıp yatakta sırt üstü yatmaya devam ederken.

Hadi çıkalım hava çok güzel, birilerini arayalım. Kahvaltı edelim, dedi kadın, adamın yanına uzanıp odanın tavanına dikti gözlerini.

Adam kadına dönüp, elini kafasının altına koyup, doğruldu yattığı yerde. Kiminle kahvaltı etmeliyiz sence, diye sordu.

Bilmiyorum dedi, kadın eski neşesinden eser kalmamıştı. Hüzünle gözlerini tavana dikmişti.

Ne oldu şimdi, aklına kimse gelmiyor mu? Neden astın suratını, dedi adam,artık tamamen uyanmıştı.

Aman ya vazgeçtim, dedi kadın, hızla sırtını dönüp yatmaya devam etti. Ne oldu kızım, şimdi de hiç arkadaşın yok diye mi bunalıma girdin?, Kadına sarılıp kendine çekti, hadi asma suratını, kalk çıkıyoruz. Anneme gidiyoruz.

Siktir dedi kadın, yataktan fırlayıp, kalktı.

Niye be dedi, adam gülümseyerek o da doğrulup banyoya gitti. Kadında onun peşinden seyirtti isteksiz. Adam klozetin başında dikilip, kızım işiycem rahat bıraksana beni dedi, gülerek. Burada rahat bırak bari. Dişlerini fırçalayacağım dedi, kadın adama bir göz atarak. Çık ya, sonra fırçalarsın, Allah Allah manyak mı ne, dibimden ayrıl bir sabah mahmurluğumu atayım lan üstümden. Bir kendimle bırak beni.

Aman iyi be, tamam, dedi kadın çıktı odadan.

Adam duşunu alıp salona geldiğinde kadın balkonda oturmuş sigara içiyordu. İki tane banyo var evde. Hala her sabah banyo kavgası ediyoruz, insan ne tuhaf, oldukça genişliyor, yayılıyor ve daha fazlasını istiyor.

Hım, dedi kadın, adamı dinlediğini belli etmek ister gibi, sigarasından çektiği nefesi balkon penceresinden dışarıya saldı.

E-e niye burada oturuyorsun, hadi kalk, gitmiyor muyuz anneme, dedi adam gülerek. Onu kızdırıp yeniden eski haline getirmek istiyordu.

Siktir ya dedi, kadın başını balkondan aşağı sarkıtarak. Dün annemle konuştum, bizi özlemiş, gelin de size sevdiğiniz hamurdan yapayım diyor, dedi adam, kadının baktığı yeri görmek ister gibi o da başını uzattı dışarıya.

Hı hı kesin beni de özlemiştir, bayılır bana, o bana laf sokmayı özlemiştir, dedi kadın hala başı dışarı da etrafı kollarken.

Yok be kızım, seviyor seni, özlüyor kadın, ilk seni soruyor valla, dedi adam bu sefer ciddi görünüyordu.

Ya tamam çıkıyor muyuz dışarıya, yoksa ben çayı koyacağım ocağa, dedi kadın ayağa kalkmış balkondan çıkmak üzere ayaklanmıştı.

Adam onu belinden yakalayıp kendine çekti, tamam hadi çıkalım dedi, yolda ararız birilerini istersen, kimse gelmezse kahvaltıdan sonra festivale gideriz, bugün üçüncü günü, şansımıza ne çıkarsa artık seçer yorulana kadar film izleriz.

 

Ezikler Gecesi

10410281_974881465883971_8139491091680811848_n

Hep pijama partisi mi yapacağız kızım dedi, sevgilisi yanında uyuyan kadın, küfür gecesi yapalım işte, madem o paçozdan ayrılmış kutlayalım. Sonra tedirginlikle baktı yanında uyuyan adama, fısıldayarak, hadi kızım ya sonra konuşuruz, beni ara öğleden sonra şimdi müsait değilim, hadi bye öptüm.

Telefonunu kapatıp sessizce yatağın yanına yere bıraktıktan sonra yanındaki adama dönüp bir süre onu seyretti kadın. Adam biraz sonra başına geleceklerden habersiz masum uyuyordu. Kadın aklına aniden gelen fikirle adamın üzerindeki örtüyü kaldırıp örtünün altında kalanları inceledi muzipçe, suya dalar gibi örtüyü başına çekip gözden kayboldu.

Yüzüne görüşüz, diye telefon kapanan kadın, hala telefonu kulağında açılmasını bekliyordu. Sonunda sabırsızlıkla, kızım neredesin dedi, bu akşam Ezikler Gecesi yapacağız, kimseye söz verme, Arif’in orada ol, dokuzda, sakın geç kalma he, dedikodular çok birikti, kızım merak ediyoruz hepimiz, o herifin kıçına nasıl tekmeyi bastın, anlat da  içimizin yağları erisin. Gerçi kızlarla aramızda karar aldık, bir kere daha barışırsanız, ikinizi de siktir ediyoruz hayatımızdan, ne haliniz varsa görün lan. Aman tamam be sustum. Yeni mi uyandın. Kızım ne rahatsın, alıştın tabi, uyu bakalım. Bana bak geç kalma, hadi tamam kapat lan.

Telefonu kapatıp yataktan kalkarken, bunlarda sabahları ne manyak oluyorlar ya, işitmediğim azar kalmadı diye söylendi kendi kendine. Aynanın karşısına geçip bir süre kendini süzdü, göğüslerini iki elinin arasına alıp, yukarı kaldırdı, yüzünü buruşturup serbest bıraktı. Soyunup duşa girdi.

Kediler kediler seni yer diye şarkı söylüyordu duşta. Müziğin ritmini kalçaları tutuyordu. Çatılardan düşmekte kediler kediler derken, kalçalarıyla daireler çiziyordu. O mesafe öldürmez dediler dediler, senle ben bu gece deliler deliler gibi sevişsek uyusak, gemiler gemiler girer salondaki camdan, ölürsün sen heyecandan, kediler kediler seni yer, seni yer diyordu saçlarını şampuanlarken.

Duştaşarkısöylemeyisevenkadının, akşam Ezikler Gecesine davet ettiği kadın, kapattığı telefonu yastığının altına koymuş, yastığı birini döver gibi bir iki kez yumruklamış, yüzünü yastığa gömmüştü. Gözlerini kapamıştı ama artık uykusu terk etmişti onu. Hırsla kalktı, terliklerini aradı, yere bakmadan, çıplak ayakla yere basmaktan nefret ederdi. Sonunda bulup hırsla ayağına geçirdi, ayaklarını sürüyerek etrafına bakındı. Kedisi Limon’u arıyordu gözleri.

Henüz yavruydu, arkadaşı yeni doğum yapan kedisinin yavrularından birini ona emir vaki vermişti. Barınağa vereceğim bak almazsan, günah değil mi? Baksana ne şirin, demişti. Sarı, tekir, sokak kedisiydi. Şirindi ama gerçekten ve her sabah onun ayak başparmağını ısırıp, kaçmayı huy edinmişti.

Bu sabah ısırmamıştı, onu bulamıyordu, görmedikçe panikliyordu kadın. En büyük korkusu, onun bir yerden düşmesiydi. Pencereleri açmıyordu, balkon kapısı hep kapalıydı, Limon odada olduğu zamanlarda. Kanepenin arkasına saklanmayı seviyordu ama orada da yoktu. Limon neredesin? gel, sarılayım sana, hadi ya, sarılalım, neredesin, of ya diye söylenmeye başladı kadın.

Yatak odasından koşarak geldi Limon, ayaklarına sürtünüp, kanepeye zıpladı. Kadının hoşlanmadığı bir şeyi yaptığı zamanlarda takındığı tavır vardı üstünde, yatak odasında ne haltlar karıştırdın sen, diye söylendi kadın, küçük çocuğunu azarlar gibi. Bir yere işediysen, valla bak ben de senin kumuna işerim he diye, söylendi ardından, yatak odasına geri giderken.

Odaya girip etrafa göz attı, ortalıkta anormal bir şey bulamadı. Mutfağa gidip, çay suyunu koydu, bir sigara yaktı.

Kapının zili çaldığında kanepeye uzanmış kitap okuyordu. Zilin sesine kalkıp kapıyı açtı, sabahtan azarladığı arkadaşı karşısındaydı, ne arıyorsun burada, Arif’in orada buluşmayacak mıydık dedi. Duştaşarkısöylemeyisevenkadın içeri girip ayakkabılarını çıkarırken, ay çekil sıkıldım evde, dayanamadım, çıktım geldim işte.

İyi gel, dedi kadın.

Hadi ya giyin de çıkalım, evde oturmayalım, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın.

İyi de saat daha erken, ne yapacağız bu kadar erken gidip, bu saatte kimse yoktur orada, liseli tiplerin arasında mı oturacağız Allah aşkına. Geç otur işte, Limon’u sev biraz.

Hadi hadi giyin ben o sırada Limon’u severim yeter bana. Daraldım lan, anlasana.

Aman iyi be geç otur, giyineyim ben.

Hadi çabuk bekliyorum, dedi Duştaşarkısöylemeyisevenkadın salona girerken.

Limon ondan korkmayan insanları tanıyordu, Duştaşarkısöylemeyisevenkadın da onlardan biriydi, o yüzden onu korkutmakla hiç uğraşmayıp, hemen yanına tırmandı. Kadının oturduğu kanepenin üzerine zıplayıp, yanına sokuldu. Kadın başını, karnını okşadı kedinin. Onun sevgi gösterisinden sıkılan kedi, yere atlayıp, ayaklarının dibindeki çantasına yaklaşıp üzerine çıktı, bir süre üzerinde oturduktan sonra, içine kıvrılıp uyudu. Kadın gülümseyerek onu seyrediyordu, Limon onun varlığını unutmuştu, kadın onu seyrederken, huysuzluğundan vazgeçmişti.

Üzerini değiştiren kadın içeri geldiğinde hala gülümseyerek Limon’un uyumasını seyrediyordu Duştaşarkısöylemeyisevenkadın. Bir süre onlara bakan kadın hadi dedi, kalk beni acele ettirdin şimdi bakıyorum yayılmış oturuyorsun, gidiyoruz. Birden daldığı resimden silkinen kadın, tamam tamam, hadi dedi. Limon’u gösterip, bunu ne yapacağız dedi.

Limonişko kalk gidiyoruz biz dedi, Kırmızıelbisesininiçinde sevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın.

Adını duyunca esneyip gerinen kedi nazlı nazlı çantanın içinden çıkıp kanepeden kalkan kadının yerine uzandı. Kafasıyla kediyi gösteren kadın, körle yatan şaşı kalkarmış, bu da senin gibi uykucu oldu dedi. Güldü iki kadın.

Evden çıktıktan sonra uzun süre yürüdüler, bindikleri taksi şöförü sinirlerini bozmuştu, adamla kavga edip, sırf gıcıklık olsun diye, onu trafiğin en sıkışık yerinde bırakıp, taksiden indiler. Bir süre adamın ne kadar öküz olduğundan bahsedip, sinirlerini boşalttıktan sonra mağazaları gezip, hiç bir kıyafeti beğenmeyip, mağazadaki satıcı kızların gıcıklığı konusunda bir kez daha hem fikir olup, içecekleri restorana erkenden gittiler.

İçeri girdiklerinde Kırmızıelbisesiiçindesevgilisindenyeniayrılmışgibigörünmeyenkadın, buyur şekerim, kimseler yok, al buyur nereye istersen otur diye, arkadaşını azarladıysa da arkadaşı hiç oralı görünmeden etrafı süzmeye devam etti. Arif’le sohbet ederiz biraz, huysuzluk etme işte, hadi gel diyerek arkadaşının kolundan tutup, salonun ortasına sürükledi.

İki kadının içeri girdiğini gören restoranın sahibi, garsonlardan önce atılıp onları karşıladı. Uzun zamandır görünmediklerine sitem edip, güzelliklerinden dem vurdu. Kadınlar memnun gülümseyerek, onunla birlikte, adamın gösterdiği masaya doğru ilerledi.

Hep birlikte oturup, memleket hallerinden, kadınlardan, erkeklerden konuştular.

Masumsevgilisiolankadın geldiğinde bol kahkahalı sohbetlerine devam ediyorlardı, o geldiğinde adama, bu gecenin özel olduğunu, şarap değil rakı içeceklerini söylediler.

Masumsevgilisiolankadın etrafa saçtığı buğunun farkında, neşeyle rakı bardağını havaya kaldırıp arkadaşlarına uzatırken, hayatımızdaki tüm orospu çocuklarının hepsininamınakoyayım dedi. Neşeli surattan çıkan sinkaflı sözler yüzünden şaşıran kadınlar önce duraksayıp sonra küfürü bastılar.

Ezikler Gecesinde akıllarına gelen tüm ezikleri sofraya yatırıp ameliyat ettiler sonra bunlardan bir halt olmaz diyerek onları masa da kapamadan bırakıp bir köşeye bıraktılar.